Gülmüyorum gülmüyorum sadece tebessüm ediyorum
korkuyorum ve sana bir gül uzatıyorum
gülümü alıp savuruyorsun suya değil taşa
kızıla çalıyor rengi mermerlerin
göğün rengini kızıla boyuyorsun
böyle güzel boyamayı nerden biliyorsun
gülüyorsun gülüyorsun avuçiçi kadar gülüyorsun
sonra beni boynuna cevşen diye asıp
türbe türbe dolaştırıyorsun.
Gümüşsün gümüşü tenine yakıştırıyorsun
al al almaları dişlerine değdiriyorsun
dişlerin beyaz dişlerin asr-ı saadetten kalma
al almalarla beraber Havva'nın yatağından kalma
al boğazımı al boğazımdan âdem elmasını
bir ısırık hepsi bir dokunuş mesafesinde
gümüşsün parmaklarını gümüşle donatıyorsun
kanımı içtikçe kendine geliyorsun.
Bir tellal çığırıyor hiç durmadan geceler boyu
nerde başlıyor yasak nerde özgürlük
iki yaka arasında mekik dokuyorum hiç durmadan
ipek böcekleri kıskanıyor beni
dokuyorum sevgini hiç durmadan
kozaların en güzelini sana seçiyorum
hiç insan eli değmemişini.
Deli gibi kıskanıyorum giysilerini bir bilsen
sana sonsuz dokunmanın hazzını yaşıyorlar bir bilsen
yasaksız zamansız sınırsız örtüyorlar seni
hesapsız kitapsız savunmasız dokunuyorlar sana
deli gibi kıskanıyorum seni
deliriyorum ve parçalıyorum giysilerini en kör noktasından
dokunuyorum dokunuyorum ve dokunuyorum sana
parçalıyorum seni tam göğsünden
öpe okşaya saçlarını en dibinden.
Akik taşı merdum reçine yeşim
parmakların Gazi devrinden kalma hep bir yöne sabit
gözün Horus'tan bir alıntı
böğürtlen ahududu karadut
tadın tüm kırmızıların toplamı
en sevdiğim kırmızıların
ve kızılların.
Şimdiki Zaman Şiirleri: VI
16.5.17
6 Haziran 2017 Salı
5 Haziran 2017 Pazartesi
Köleler ve Efendiler
I
Dikkat edin evinize aldığınız kölelere
güzelse şayet
tahtından eder mülk sahibini bile
dikkat edin kapınızın bekçilerine
yerinden yurdundan eder
firavunları bile.
II
Dikkat edin evinize aldığınız kölelere
olabilir peygamber bile
güzelse şayet alıverir
kalbinizi bile.
III
Güzelliğinin zekatını ver
terazi ölçebilirse eğer
güzelliğinin bedelini ver.
IV
Bir köle, köleden daha fazlasıdır
zaman belirsiz
ve mekân Mısır'sa şayet
bir köle, köleden daha fazlası
yüreklerin kutbudur.
V
Evine kaybedişi kendi sokan efendi
adını kendi elleriyle kazıyan
sarayının duvarlarından
ve teslimiyeti kendi üreten
tükettiği altınlardan
nerededir?
VI
Dur orada
kölenin efendiliğini seyret
efendinin yitimini
ve yitimsizliğin yücelişini
kapı kollarındaki altın işlerinden
ve oyuklarından yüksek sütunların.
Dikkat edin evinize aldığınız kölelere
güzelse şayet
tahtından eder mülk sahibini bile
dikkat edin kapınızın bekçilerine
yerinden yurdundan eder
firavunları bile.
II
Dikkat edin evinize aldığınız kölelere
olabilir peygamber bile
güzelse şayet alıverir
kalbinizi bile.
III
Güzelliğinin zekatını ver
terazi ölçebilirse eğer
güzelliğinin bedelini ver.
IV
Bir köle, köleden daha fazlasıdır
zaman belirsiz
ve mekân Mısır'sa şayet
bir köle, köleden daha fazlası
yüreklerin kutbudur.
V
Evine kaybedişi kendi sokan efendi
adını kendi elleriyle kazıyan
sarayının duvarlarından
ve teslimiyeti kendi üreten
tükettiği altınlardan
nerededir?
VI
Dur orada
kölenin efendiliğini seyret
efendinin yitimini
ve yitimsizliğin yücelişini
kapı kollarındaki altın işlerinden
ve oyuklarından yüksek sütunların.
4 Haziran 2017 Pazar
Nefertiti
Nefertiti
güzellikten gelen
-ve yine ona dönen
kimseye duyurmadan
ve kimse işitmeden
öldürülen
Nefertiti
-her güzellik cezalandırılır
-her aşkın cezalandırılışı gibi
hangi ölüm zordu
yaşarken kaybettiklerin mi
öldürülürken kaybetmekte oldukların mı
Nefertiti
gömülsen de krallar vadisi'ne
eşsin tüm ölülere
ölümün herkesi eşit kıldığı dünyada
altın tozları ışıtmaz kemiklerini
-yalnızca aydınlığa gülümsetir mezar odanı
Nefertiti
-hiç erkek doğuramamak nedir
-hiç erkek yaşatamamak
bütün erkeklerinin senden önce ölmesi
kefareti midir
güzelliğinin
-eş mi zordur oğul mu
Nefertiti
ensenden kan damlıyor
tutup onları bir çanağa dolduruyorum
ve tekrar dudaklarından içeri
boşaltıyorum
kanın dursun damarlarında
yüzünü soldurmasın daha fazla
-rengi uçuyor bedeninin
-kansızlıktan değil
-soy bitiminden
Nefertiti
ne zordur tahtı bırakmak
boşluğa
ne zordur tahtta oturan için
varisin yokluk olması
ne zordur bir firavuna
yeni bir firavun verememek
-kaderi midir Mısır'ın
-firavunların firavunsuz bırakılmaları
-her hanedanda istisnasız
Nefertiti
oğul doğurmak da zor
firavun olacaksa
anlat
-bir firavun nasıl doğar
-bir firavunun bir oğuldan farkı nedir
bilirsin sen
güzellik nelere kâdirdir
Kadim Mısır Üçlemesi: III
güzellikten gelen
-ve yine ona dönen
kimseye duyurmadan
ve kimse işitmeden
öldürülen
Nefertiti
-her güzellik cezalandırılır
-her aşkın cezalandırılışı gibi
hangi ölüm zordu
yaşarken kaybettiklerin mi
öldürülürken kaybetmekte oldukların mı
Nefertiti
gömülsen de krallar vadisi'ne
eşsin tüm ölülere
ölümün herkesi eşit kıldığı dünyada
altın tozları ışıtmaz kemiklerini
-yalnızca aydınlığa gülümsetir mezar odanı
Nefertiti
-hiç erkek doğuramamak nedir
-hiç erkek yaşatamamak
bütün erkeklerinin senden önce ölmesi
kefareti midir
güzelliğinin
-eş mi zordur oğul mu
Nefertiti
ensenden kan damlıyor
tutup onları bir çanağa dolduruyorum
ve tekrar dudaklarından içeri
boşaltıyorum
kanın dursun damarlarında
yüzünü soldurmasın daha fazla
-rengi uçuyor bedeninin
-kansızlıktan değil
-soy bitiminden
Nefertiti
ne zordur tahtı bırakmak
boşluğa
ne zordur tahtta oturan için
varisin yokluk olması
ne zordur bir firavuna
yeni bir firavun verememek
-kaderi midir Mısır'ın
-firavunların firavunsuz bırakılmaları
-her hanedanda istisnasız
Nefertiti
oğul doğurmak da zor
firavun olacaksa
anlat
-bir firavun nasıl doğar
-bir firavunun bir oğuldan farkı nedir
bilirsin sen
güzellik nelere kâdirdir
Kadim Mısır Üçlemesi: III
Ancksunamun
Ancksunamun
sil gözyaşlarını yüzünden
-bir damlası taşı eritir
-bir damlası ölüm kitabı'nı getirir
-bir damlası hayatı değiştirir
ki sen düşersen gökyüzünden
tutacak kimsen yoktur
benden başka
Ancksunamun
kavra bileğimden beni
tut çek yukarı
düşüşüm sert ve yalın
sensiz
-ellerin buz gibi
-avuçların boşluğa bakıyor
-ellerin nerde
düşüyorum
Ancksunamun
ölüler beni çekiyor
-gözlerin beni yaralıyor
gidişin mühim değil
bıraktığın acı kadar
-gidişin beni öldürüyor
gerisi mühim değil
bıraktığım taht kadar
Ancksunamun
ellerinden firavun kanı akıyor
-bırak artık hançerini
-zamanı geldi
-soyun kimse gelmeden
dudaklarından kanım damlıyor
Ancksunamun
herkes sessiz
biz çığlıklar atarken lahtin kucağında
-her aşk cezalandırılır
-her aşk öldürülür
-her aşk yadsınır
dirilişi bekle
benden
ellerim açar tüm kapıları
Ancksunamun
düşünme benden başka bir şeyi
bırak böcekler kemirsin bedenimi
dirilişi getireceğim senin için
-sunacağım
-yalnızca sanadır
-sonu olmayan aşkın şarkısı
Ancksunamun
ben düşerken de
yukarıdasın
ben yukarıdayken de
-nasıl başardın
-hep hayatta kalmayı
-ben her seferinde yeni bir ölümü tadarken
Ancksunamun
-her aşk cezalandırılır
-bazen
-mâşukça
Ancksunamun
kulağıma çarpar antik Mısır dili
dilim dişime değer hiç durmadan
sesler ne kadar sert
dokunuşların gibi
-sesler ne kadar sana benzer
Ancksunamun
dudakların altın madeni
onları işleyeceğim
-aşk cinayet işler
-ve bunu sever
-acı erkeğe kalır
-ölüm kitabı'nda anılan
Ancksunamun
-ve bu aşktır
-kendini var eden
-kimseye gerek duymadan
Kadim Mısır Üçlemesi: II
sil gözyaşlarını yüzünden
-bir damlası taşı eritir
-bir damlası ölüm kitabı'nı getirir
-bir damlası hayatı değiştirir
ki sen düşersen gökyüzünden
tutacak kimsen yoktur
benden başka
Ancksunamun
kavra bileğimden beni
tut çek yukarı
düşüşüm sert ve yalın
sensiz
-ellerin buz gibi
-avuçların boşluğa bakıyor
-ellerin nerde
düşüyorum
Ancksunamun
ölüler beni çekiyor
-gözlerin beni yaralıyor
gidişin mühim değil
bıraktığın acı kadar
-gidişin beni öldürüyor
gerisi mühim değil
bıraktığım taht kadar
Ancksunamun
ellerinden firavun kanı akıyor
-bırak artık hançerini
-zamanı geldi
-soyun kimse gelmeden
dudaklarından kanım damlıyor
Ancksunamun
herkes sessiz
biz çığlıklar atarken lahtin kucağında
-her aşk cezalandırılır
-her aşk öldürülür
-her aşk yadsınır
dirilişi bekle
benden
ellerim açar tüm kapıları
Ancksunamun
düşünme benden başka bir şeyi
bırak böcekler kemirsin bedenimi
dirilişi getireceğim senin için
-sunacağım
-yalnızca sanadır
-sonu olmayan aşkın şarkısı
Ancksunamun
ben düşerken de
yukarıdasın
ben yukarıdayken de
-nasıl başardın
-hep hayatta kalmayı
-ben her seferinde yeni bir ölümü tadarken
Ancksunamun
-her aşk cezalandırılır
-bazen
-mâşukça
Ancksunamun
kulağıma çarpar antik Mısır dili
dilim dişime değer hiç durmadan
sesler ne kadar sert
dokunuşların gibi
-sesler ne kadar sana benzer
Ancksunamun
dudakların altın madeni
onları işleyeceğim
-aşk cinayet işler
-ve bunu sever
-acı erkeğe kalır
-ölüm kitabı'nda anılan
Ancksunamun
-ve bu aşktır
-kendini var eden
-kimseye gerek duymadan
Kadim Mısır Üçlemesi: II
1 Haziran 2017 Perşembe
Ankhesenamen
Ankhesenamen
ne gizemli şeysin sen
-döndün babanın dininden bile
Ankhesenamen
ne büyülü şeysin sen
Hitit sarayını görmeyi dilerken
-yolda öldürüldü prens
-yolda öldürüldü genişleyen kaderin
çıkmaz sokaklarındasın, Amarna'nın
-ay'ın ellerinde durakalan zaman
-öleceksin ve bulunmayacaksın
Ankhesenamen
ne gizemli şeysin sen
-baban bile tanımıyor seni
-kocan bile (hangisi?)
-çocukların bile
Ankhesenamen
-tanıdığın herkes senden önce ölüyor
hangi büyüsüne eriştin antik Mısır'ın
fetüsler geçmişini karartır
ve gerçekleşmeyen düşlerini gösterir
bir firavun yatağından ötekine
ne kadar zamanda erişilir
Ankhesenamen
anlat tüm sırlarını sarayın
yatak değiştirirken aynı zamanda
hanedan değiştirdin
ve her seferinde yeni bir firavunun
yatağının gözbebeği oluverdin
Ankhesenamen
-babandan yüz çevirdin
-iki fetüsten
-Aten'den
ve benden
oysa ben
kimim
tül
Teb'de
Kadim Mısır Üçlemesi: I
ne gizemli şeysin sen
-döndün babanın dininden bile
Ankhesenamen
ne büyülü şeysin sen
Hitit sarayını görmeyi dilerken
-yolda öldürüldü prens
-yolda öldürüldü genişleyen kaderin
çıkmaz sokaklarındasın, Amarna'nın
-ay'ın ellerinde durakalan zaman
-öleceksin ve bulunmayacaksın
Ankhesenamen
ne gizemli şeysin sen
-baban bile tanımıyor seni
-kocan bile (hangisi?)
-çocukların bile
Ankhesenamen
-tanıdığın herkes senden önce ölüyor
hangi büyüsüne eriştin antik Mısır'ın
fetüsler geçmişini karartır
ve gerçekleşmeyen düşlerini gösterir
bir firavun yatağından ötekine
ne kadar zamanda erişilir
Ankhesenamen
anlat tüm sırlarını sarayın
yatak değiştirirken aynı zamanda
hanedan değiştirdin
ve her seferinde yeni bir firavunun
yatağının gözbebeği oluverdin
Ankhesenamen
-babandan yüz çevirdin
-iki fetüsten
-Aten'den
ve benden
oysa ben
kimim
tül
Teb'de
Kadim Mısır Üçlemesi: I
28 Mayıs 2017 Pazar
Umulmadık Zamanların Bekçisi
"umulmadık zamanların bekçisi oldum, ve artık yoruldum"
Yoruldum,
umulmuş zamanların koynunda
bir ala geyiğin yanında
yoruldum
her gün aynı yitimi yaşamaktan
ve avcı olup avlanmaktan
yine de koştum
hiç durmadan.
Yoruldum,
boynunun en güzel yanında
yüzmeye çalışırken kanında
dokunamadığım parmak uçlarında
alevlendirirken aşkı yenibaştan
bitimsiz duygular diyarında
hiç durmadan
sana koştum.
Yoruldum,
boğazının geçit vermez oyuğunda
aşkın bin bir renge boyandığı
şehr-i kalp diyarında
dolanıp durmaktan
ve sana duyurmadan
kalbine doğru sefere çıkmaktan
hep hoşlandım.
Yoruldum,
yorgunlukları içime taşımaktan
sana öznelliğimi sunarken
her şeyi sana yormaktan
ve her yoruşumu
sözlerinle incitmenden
ve her incitmeni
aşkın güzelliğine yormaktan
hiç durmadan
sana döndüm.
Yoruldum,
ama yorgun değilim
yoruldum
ama düşüş değil bu
yükselir âşık hiç durmadan
ve kalbine döndüğüm her sabah
yeni bir başlangıçtır
her yeni güne yeni umudun
ve "ben
kölesiyim
umulmadık zamanların bekçisinin
yorulmak bilmeyen".
...
ve her sabah
kalbine
yeniden döneceğim
evini seven
biri olarak
27 Mayıs 2017 Cumartesi
Grace'e Mektup
Grace'e;
Söze nereden başlamak gerekiyorsa ben oradan başlamıyorum Grace. Grace, ne güzel ölüyorsun Grace, dayanamıyorum. Ne kadar dayanıksızım ve hemen eriyorum. Çaya değdirilmiş bir küp şeker kadar çabuk eriyorum. Ne güzel ölüyorsun Grace, gördüğüm en güzel ölüsün. Daha önce pek ölüm görmedim ama gördüğüm en güzel ölüsün. Kırmızıya değiyor beyaz, mendilin ne kadar güzel. Mendil olmasa da o ne fark eder, ben onu mendilleştiriyorum. Sesini işitemiyorum ölümünün yıldırımlardan ama ne güzel hissediyorum damarlarıma sızarcasına. Ölümün kanıma karışıyor Grace ve ben seni dolaştırıyorum damarlarımda kan diye. Uçan balıkları tutup besliyorum, en güzel yemleri önüne koyuyorum, bir tanesini evimizin kapısına bağlıyorum, balıkları sevmesem de senin için katlanıyorum. Söz vermiştin, tutmadın ama anlıyorum seni. Gerçekten anlamak mümkün değildir ama anlıyorum seni. Grace ölümü anlıyorum ve dayanamıyorum. Küpün değdirildiği çay gibiyim ve eritiyorum bana dokunan ne varsa. Ölüm içini ısıtıyor mu, fazla üşümüştün yaşarken. Ben hangi ölüye aitim veya hangi canlıya, ben niye hiçliğe aitim Grace, tutamıyorum. Hiçliği tutamamak beni çıldırtıyor Grace, belki içimde dokunamamanın hasreti var. "Hasret" değil "özlem" benim kelimem ama hasretim demek geliyor içimden çünkü kelimelerime kadar sirayet ediyorsun. Ölünce yazdıklarımız da peşimizden gelecek mi, söylediklerimiz geliyor-muş. Ölünce her şey peşimizden gelmesin, burada taşıyamadıklarımı ötede taşımak zorunda bırakılmayalım. Yeter Grace, yeter ama ölmek ne kadar sürer; bir ân mı saniye mi dakika mı saat mi yıl mı ömür mü? Bir ölüm ne kadar sürer anlat bana sen biliyorsun ben hiç öğrenmedim bunu. Yaşarken zor öğrendim hep parçalandım ve parçaladım ve bütünlük nedir hiç bilmedim. Parçalanmışlığımı al Grace, bana yalnızca kendini ver. Nedir en zor alışveriş, insana en pahalıya mal olan şey nedir Grace; ben seni almak için ne verebilirim, lirim yok, lirim yok, sen gitmişken nasıl döndürebilirim? İnsan en zor aşkı mı alır yoksa ölümü mü, ikisi birbirinden ayırt edilebilir mi, nedir bu dümenin suyu nerden gelir, anlat bana bir bir. Hayatım gibi rüyalarım da boş, gel ve anlat bana. Her şeyi yansıtan zihnim neden seni alıkor, ben nasıl değebilirim sana Grace, anlat bana. Senin anlattıklarına öyle çok ihtiyacım var ki. Çayla küp şeker arasında kalmış çay bardağıyım, sadece seyirci. Grace dur, Grace dur, söz vermiştin! Söz vermiştin anlasana. Bir ân duruş ve bakış. Bana mı yoksa boşluğa mı; insan ölmeden önce zihninden en son neyi geçirir, bu önemli değil; sen ölürken en son ne düşündün, bu önemli; anlat bana ihtiyacım var sana. Yüzünü silen mendil olayım Grace, yüzünü silen bez parçası, dokunayım sana, bırak dokunayım sana, içimde dokunamayışların yarası açıldı, derim dökülüyor dokunamamaktan. Bu yıldırımlar, yıldırımlar, yıldırımlar, şaklayıp duruyor karşımda bu yıldırımlar. Hep ölümü mü haber verir bu yıldırımlar. Korkuyorum vurdukça evimin üstüne durmadan. You promised. Ben iki dilli değilim, sana her şeyi kendi dilimde anlatsam yine de anlar mısın Grace? Biraz süt ver bana ama dudaklarından. Mutfaktayız ve ölmene daha çok var-dı. Ölmene daha çok varken öleceğini düşünmeden ölümün gerçekleşeceğini bilmek, ne tuhaf şey şu ölüm ve sen ne güzel ölüsün. Biraz süt ver bana ama dudaklarından, ancak böyle eriyorum. Hiç yaşlanmayacak olmak ne demek bunu ancak sen bilebilirsin ben çürürken. Ritmimi kaybediyorum.
Kendi Trajedim Yetiyor Bana
Zamanı tut esniyor her yanından kara deliklere doğru
kara delikleri tut esnetiyor mekânı boşluğa doğru
taşarsak boşluğa her taraf varlık dolacak tutun
yoklukta güzeliz böyle, kaldıramayız daha fazlasını
bu kadar masal yeter
kara deliklerin içini doldurun taşıyamaz daha fazla
buhran geçirir bir gün o bile.
Duayı tut dilim genleşiyor sahibine doğru
sahibi gülüyor durmadan kime doğru
ölüler mutlu, ölüm mutlu hayatın yanında
tekrarlar götürüyor loş ışıkta anlamsızlığın yakınına
ölüm saçıyor sakatlık saçıyor felç saçıyor zaman
tutup indirin tahtından
yerine geçirelim üveyzamanı.
Elması kümese saklarsan kalbini güveye
kemirir hiç durmadan kurtlar yüzeyi bileye
bir kavağın sert şaklamalarını dinler gibi
mezarlıklarda da olur kavaklar selvi gibi
selvi mi servi mi yoksa gönül seli mi
mezara dost olan o bitimsiz aralıkta
biri deyiversin bana
kim ölünün bekçesi öteye geçince.
Kendi trajedim yetiyor bana fazlasıyla
aç avuçlarını
birkaç şeker koyacağım içine biraz trajedimden
aç avuçlarını
içine biraz bayram koyacağım biraz mezar ziyareti
nasıl birleştirmişler tüm bunları anlamak güç
kendi trajedim yetiyor bana
al istersen biraz yeter sana da.
Kandiller söndürdüm hiç durmadan derinden üfleyip
derinden üflemezsen sönmez kandiller sönmez doğumgünü mumları
derinden üfle, derinden üfle ve söndür güneşi de
yakayım bir kandil gibi güneşi yeniden
koyayım gece başucuna da korkma rüyanda
uyanırsan ben gökte dolanıyor olacağım yıldızlar arasında
gezinmesin hiçbir kötü düş ve yorumu yıldızlar arasında
tepelerim yaklaşan olursa uykunun arasına
uyu sen ben aydınlatacağım güneşi.
Titriyor ellerin çünkü korktun taşımaktan geceyi
zordur taşımak bilirim geceyi
doldur torbana günleri al alabildiğin kadar
ama bir gece milyon güne feda
elveda, milyon günle vedalaşmadan sen
ben sırtlanırım geceyi
elveda, milyon gün ve bir gece.
"Sonsuzluk ve Bir Gün"...
Şimdiki Zaman Şiirleri: V
16.5.17 2:52
kara delikleri tut esnetiyor mekânı boşluğa doğru
taşarsak boşluğa her taraf varlık dolacak tutun
yoklukta güzeliz böyle, kaldıramayız daha fazlasını
bu kadar masal yeter
kara deliklerin içini doldurun taşıyamaz daha fazla
buhran geçirir bir gün o bile.
Duayı tut dilim genleşiyor sahibine doğru
sahibi gülüyor durmadan kime doğru
ölüler mutlu, ölüm mutlu hayatın yanında
tekrarlar götürüyor loş ışıkta anlamsızlığın yakınına
ölüm saçıyor sakatlık saçıyor felç saçıyor zaman
tutup indirin tahtından
yerine geçirelim üveyzamanı.
Elması kümese saklarsan kalbini güveye
kemirir hiç durmadan kurtlar yüzeyi bileye
bir kavağın sert şaklamalarını dinler gibi
mezarlıklarda da olur kavaklar selvi gibi
selvi mi servi mi yoksa gönül seli mi
mezara dost olan o bitimsiz aralıkta
biri deyiversin bana
kim ölünün bekçesi öteye geçince.
Kendi trajedim yetiyor bana fazlasıyla
aç avuçlarını
birkaç şeker koyacağım içine biraz trajedimden
aç avuçlarını
içine biraz bayram koyacağım biraz mezar ziyareti
nasıl birleştirmişler tüm bunları anlamak güç
kendi trajedim yetiyor bana
al istersen biraz yeter sana da.
Kandiller söndürdüm hiç durmadan derinden üfleyip
derinden üflemezsen sönmez kandiller sönmez doğumgünü mumları
derinden üfle, derinden üfle ve söndür güneşi de
yakayım bir kandil gibi güneşi yeniden
koyayım gece başucuna da korkma rüyanda
uyanırsan ben gökte dolanıyor olacağım yıldızlar arasında
gezinmesin hiçbir kötü düş ve yorumu yıldızlar arasında
tepelerim yaklaşan olursa uykunun arasına
uyu sen ben aydınlatacağım güneşi.
Titriyor ellerin çünkü korktun taşımaktan geceyi
zordur taşımak bilirim geceyi
doldur torbana günleri al alabildiğin kadar
ama bir gece milyon güne feda
elveda, milyon günle vedalaşmadan sen
ben sırtlanırım geceyi
elveda, milyon gün ve bir gece.
"Sonsuzluk ve Bir Gün"...
Şimdiki Zaman Şiirleri: V
16.5.17 2:52
23 Mayıs 2017 Salı
Kalbimin Eleği Süzmüyor Artık
Bir yılanın peşindeyim sarı bir yılan
derisine güzel derler ama korkutur beni sarı bir yılan
yol yol derisi, her yanda ondan bir parça
bir parçasını bırakmış baktığım her yanda
sarı yılan, sarı çıyan, dön git buradan
korkutuyorsun tüm çocukları hakkın yok buna
âh, hakkımız yok öldürmeye çocuklarını da.
Kimin laneti bu sarı yılanın mı çıyanın mı
iğdiş etmeyin artık bırakın kalsın öylece
bırakın kalsın tek parça
her yarım yanında onlarca bütünü eksiltiyor
iğdiş etmeyin düşlerimi bırakın kalsın
her erken uyanış binlerce mutu götürüyor
giden her mut koynunda kutu öldürüyor.
Tut sev beni işte süt koyarım eşiğine kapının
içer sarı yılanlar içer kana kana her vakit
beslerim evinin yılanını koynumda bile
korkarım, korka korka beslerim sütü dilimle verip
sunarım odamızın bir parçasını da ona
tut sev beni bakarım evinin yılanına bile
et koyarım sunağına her gece etimden kesip
etimle etlendirir sütümle beslerim
verirdim gözyaşlarımdan da ama tuzlu, âh
yakar onu, yakar sarı yılanı bile gözyaşlarım, âh
tut sev beni muhtacım.
Eğilmiş eleğin telleri iyice süzmüyor artık
kalbimin eleği eğilmiş iyice süzmüyor artık
kanım bozulmuş dolaşır damarlarımda
damarlarım taşır yorgunlukları
kalbim ayırmıyor artık.
Derdim acılardan bir buket al koydum önüne
için açılsın yerken bedenimi koydum önüne
al bu kadehteki kanımdır
al bu ekmekteki etimdir
al işte bu nefesteki de tanrımdır
tut tüket hepsini
derdim acılardan bir buket koydum önüne
içine çektiğin cinsiyetimdir.
Şimdiki Zaman Şiirler: IV
16.5.17 2:30
derisine güzel derler ama korkutur beni sarı bir yılan
yol yol derisi, her yanda ondan bir parça
bir parçasını bırakmış baktığım her yanda
sarı yılan, sarı çıyan, dön git buradan
korkutuyorsun tüm çocukları hakkın yok buna
âh, hakkımız yok öldürmeye çocuklarını da.
Kimin laneti bu sarı yılanın mı çıyanın mı
iğdiş etmeyin artık bırakın kalsın öylece
bırakın kalsın tek parça
her yarım yanında onlarca bütünü eksiltiyor
iğdiş etmeyin düşlerimi bırakın kalsın
her erken uyanış binlerce mutu götürüyor
giden her mut koynunda kutu öldürüyor.
Tut sev beni işte süt koyarım eşiğine kapının
içer sarı yılanlar içer kana kana her vakit
beslerim evinin yılanını koynumda bile
korkarım, korka korka beslerim sütü dilimle verip
sunarım odamızın bir parçasını da ona
tut sev beni bakarım evinin yılanına bile
et koyarım sunağına her gece etimden kesip
etimle etlendirir sütümle beslerim
verirdim gözyaşlarımdan da ama tuzlu, âh
yakar onu, yakar sarı yılanı bile gözyaşlarım, âh
tut sev beni muhtacım.
Eğilmiş eleğin telleri iyice süzmüyor artık
kalbimin eleği eğilmiş iyice süzmüyor artık
kanım bozulmuş dolaşır damarlarımda
damarlarım taşır yorgunlukları
kalbim ayırmıyor artık.
Derdim acılardan bir buket al koydum önüne
için açılsın yerken bedenimi koydum önüne
al bu kadehteki kanımdır
al bu ekmekteki etimdir
al işte bu nefesteki de tanrımdır
tut tüket hepsini
derdim acılardan bir buket koydum önüne
içine çektiğin cinsiyetimdir.
Şimdiki Zaman Şiirler: IV
16.5.17 2:30
21 Mayıs 2017 Pazar
Aşkın İki Gözü İki Çeşme
Say kaburgamdaki kemikleri kaç tane kaldı
birini ilk gün düşürdüm çok erkendi
hiç düşmeden hiç çarpmadan kemiğim alındı
say bakalım ilk günden kaç kemiğim kaldı
söyle bana da.
Portakallar ne güzel kokar portakallar
sobanın üstünde işitirim yanışını bile küller arasında
ne güzel duyumsarım -âh- ne güzel
bilir misin ne güzel yanar portakallar
ala karışır turunç, renk renk üstünde
turunç mermerler mazgalların üzerinde.
Çevirdim başımı öte yana, ne var orda
kim var orda, dedim, cevap verdi he
iki gözü uykusuzluktan kan çanağı
dedi, aşk gözüme uyku sokmuyor
dedim, aşk gözünden bir vakit ayrılmıyor
he'nin iki gözü iki âşık kavuşamayan
âh-mine'l-aşk.
Tuttum Latin harflerini tuttum yakasından
dizdim Arap harflerinin karşısına
bir ondan eksilttim bir ondan
hepsini dizdim kurşuna ses çıkarmadı hiçbiri
fırsat vermedi günlük telaş harflere ses vermeye
işaretlerin vadisinde anlamları kaybettik
bilmem kaç on yüz bin milyon yıldan beri.
Kafesin kapısını kırdım girmek için içeri
yönümü şaşırdım herkese yön gösterince
kuşlar ne tarafa uçar yazın güneye mi
ben kuzeye giderim soğuk çekiyor beni
ölüm ne güzel ıssız bir vadide
hiç seyircin yoksa eğer
kalabalıklarda konuşamıyorum.
Kafesin kapısını onardım benden başka kimse girmesin içeri,
yanlış oldu bu, yanlış oldu ama gerekli
kimseyi içeri almadan yaşamayı bilmeli
saklar içinde gök doğayı
saklar içinde gök duayı
saklar içinde gök devayı
verir bir nefes de bana.
Şimdiki Zaman Şiirleri: III
16.5.17 2:39
birini ilk gün düşürdüm çok erkendi
hiç düşmeden hiç çarpmadan kemiğim alındı
say bakalım ilk günden kaç kemiğim kaldı
söyle bana da.
Portakallar ne güzel kokar portakallar
sobanın üstünde işitirim yanışını bile küller arasında
ne güzel duyumsarım -âh- ne güzel
bilir misin ne güzel yanar portakallar
ala karışır turunç, renk renk üstünde
turunç mermerler mazgalların üzerinde.
Çevirdim başımı öte yana, ne var orda
kim var orda, dedim, cevap verdi he
iki gözü uykusuzluktan kan çanağı
dedi, aşk gözüme uyku sokmuyor
dedim, aşk gözünden bir vakit ayrılmıyor
he'nin iki gözü iki âşık kavuşamayan
âh-mine'l-aşk.
Tuttum Latin harflerini tuttum yakasından
dizdim Arap harflerinin karşısına
bir ondan eksilttim bir ondan
hepsini dizdim kurşuna ses çıkarmadı hiçbiri
fırsat vermedi günlük telaş harflere ses vermeye
işaretlerin vadisinde anlamları kaybettik
bilmem kaç on yüz bin milyon yıldan beri.
Kafesin kapısını kırdım girmek için içeri
yönümü şaşırdım herkese yön gösterince
kuşlar ne tarafa uçar yazın güneye mi
ben kuzeye giderim soğuk çekiyor beni
ölüm ne güzel ıssız bir vadide
hiç seyircin yoksa eğer
kalabalıklarda konuşamıyorum.
Kafesin kapısını onardım benden başka kimse girmesin içeri,
yanlış oldu bu, yanlış oldu ama gerekli
kimseyi içeri almadan yaşamayı bilmeli
saklar içinde gök doğayı
saklar içinde gök duayı
saklar içinde gök devayı
verir bir nefes de bana.
Şimdiki Zaman Şiirleri: III
16.5.17 2:39
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
