31 Ağustos 2013 Cumartesi

Aforizmalar IV

  • Gün geceye döndü, gece güne dönmek için yarışta. Sende dön bana ki döngü tamamlansın.  
  • Dönüşelim birbirimize, bir olalım, bölünemez, teklikte birleşelim. Çoğullanmayalım.  
  • Uykuda veya değil, seni görebilmektir yaşam, seninle olmaktır yaşamın sırrı.  
  • Senin gelişin yok sayar diğer gelişleri. Sen öyle bir gelirsin ki başka neyin geldiğini görmem. Belki kıyamettir belki saadet.  
  • Saadet, senin ellerin kadar sıcak bir düş. O düşe ermek için badeyi içmek gerek. O bade ki dudakların bir kadehtir.  
  • Kevseri tatmış gibi bir hâlin var. Sana susayışımın kaynağıdır sularının berraklığı.  
  • Tuba ağacının meyvelerini yemiş gibi bir durumun var. Sana acıkışımın nedenidir.  
  • Yeni düşünceler akmalı beynime ve içimden dışarı çıkmak için boğuşan sen'le ilgilenmeliyim biraz. 
  • Sevgiyle bak, beni gör, bana beni anlat, ben ki sadece seni anlatmasını bilirim.

Hayat Ertelenmez

Ömründen çalarmış hep, yarını bekleyenler. Hayat ertelenmez..

Hiçbir şey ertelenmez aslında.
Ertelemek neye yarar ki, insanlar bilmez.
Ertelemek geciktirmektir.
Geciktirmek ise ölümsüz gibi davranmaktır.
Oysa kimse ölümsüz değil.
Ölümsüz yaratılmadık ve yaşamımıza süre biçildi.
Ölmeye geldik.
Nasıl öleceğimize değil, nasıl yaşadıktan sonra öleceğimize karar vermeye geldik.
Doğduğumuz gibi, ölümü beklemeye geldik.
Doğuşumuzu başkaları bekledi, biz ölümümüzü beklemeye geldik.
Hazır olmaya geldik ölmek için.
Hazırlık yapmaya, hazırlanmaya, yaşamaya geldik.
Şimdi yaşamaya geldik, sonra yaşamaya değil.
Sonrasını bilmezken, geçmiş arkada kalmışken, biz şimdiki zamana geldik.
Şu an olup biteni yaşamaya geldik.
Ertelememek için geldik.
Ölümü erteleyemediğimiz gibi.
Kim erteler yaşamını?
Yaşamak isteyen ona koşsun.
Yaşama koşsun hiç durmadan, yaşam bizim için.
Bize verildi, bizden alınana dek.
Kucaklasın onu ve bırakmasın hiç.
Ömür hırsızlığına bedel değildir hiçbir hırsızlık.
Ertelemek çalmaktır herkesten.
Biraz kendinden, biraz insanlardan.
Hep yok etmektir; geleceği de, geçmişi de.

30 Ağustos 2013 Cuma

Sensiz Harfler

Sensiz harfler dizdim yan yana.
Çok iğreti durdular oysa.
Hepsi seninle durmak isterdi yan yana.
Seni anlatmak isterlerdi, sensizliği değil.
Yan yana gelmekten çekinir gibi bir halleri var şimdi harflerin.
Sensiz harfler giderek çirkinleşmekte.
Epeyce çoğaldılar bu vakitlerde.
Kendilerini bilemez oldular artık.
Varlık, bir insanı çepeçevre kuşatmalıdır.
Senin varlığınla çepeçevre kuşanmalıyım bende.
Birleşmek, insanlığın doğasındadır.
Seninle birleşmeli artık yollarımız.
Sensiz harfler birikti her yanımda.
Sen olamayan bir sürü cümle türedi.
Sana benzemek isteyen bir sürü harf var.
Hepsi seni anlatmak ister.
Anlatmak isterken seni anlatamayışım bundandır.
Kelimelerin aciz kalışı.
Tıpkı benim sensizken acizleşmem gibi.
Senden uzakken yitip gitmekte bütün harfler.
Hepsi giderek sessizleşmekteler.
Sensiz harfler, harfliklerini yitiriyor.
Hepsi birer sessiz çığlığa dönüşüyor.
Hiçbir kelime oluşmuyor artık.
Hiçbir cümle kurulamıyor.
Yan yana gelemiyorlar artık.
Önce senin gelmeni bekliyorlar sabırsızlıkla.
Sen gel önce, senden sonra gelecek harfler.
Kurulacak en baştan yeni cümleler.
Hatırlanacak bütün kelimeler, işaretler.
Sen gel artık, harflerde gelsin senle.
Sensiz harfler iğreti, yosunlu, eskimiş, kör.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Dudaklarında Saklı Dünya

Dudaklarına Dair 3 Paragraf

Dudakların bütün renklerin dışında kalan ve adını henüz benim bilmediğim bir renkte, Yaratıcı'nın belki de senin dudakların için yarattığı bir renkte gülümsüyor bana. Kıvrımlarının inceliğinde kaybediyorum kendimi. Uzayıp giden yollar gibi aslında, yol uzadıkça insanın bu yolda kendini görememesi, nereye varacağını bilememesi. Dudakların henüz yolunu bilmediğim bir toprak. Almasy'nin çizmesi gereken bir harita belki de, henüz çizilmemiş yerler. Dudaklarında seyahet etmek istiyorum, orada yolun tam ortasında kalakalmak. Dudakların içinde beyaz kuleleri saklayan bir gece örtüsü aslında. İçindekileri tamamen kapatıyor. Gece ve gündüz gibi dudakların. Bazen birleşiyorlar, bazen ayrılıyorlar birbirinden. Bazen seher vakti gibi birbirine en yakın anı alıyorlar. Hiç bilmiyorum dudaklarının haritasını. Ne vakit gece ne vakit gündüz olurlar? Benle konuşurken hep keskin açık olmalılar, bensiz birleşmeliler, sessiz kalmalılar. Dudakların ben yokken bütün kelimeleri yutmalı. Bütün harfleri öldürmeli içinde, hepsini hapsetmeli, hiçbirini dışarıya çıkarmamalıdır. Dudakların ancak ben varken kelimelere izin vermeli, ben varken konuşmalı, ben varken gülümseyen bir kıvrıma sahip olmalı. Dudakların benim kölem olmalı. Sadece istediklerimi söylemeli, sadece benim istediğim an kıvrılmalı. Dudaklarında saklı bir cennet olmalı. Belki dudaklarının kendisi. Ama muhakkak ki bir şeyler olmalı rengini bilmediğim dudaklarında. Bir büyü olmalı, bir söz olmalı ve bilmediğim bir dua olmalı. Onlarda kalışımın bir anlamı olmalı. Senin dudakların benim görmediğim bir şehir, benim gezmediğim bir sahil, benim yüzme bilmediğim bir nehir. Dudakların beni hapseden, tutan değerli bir safir. Dudaklarında kaldım, dudaklarının kıvrımında, ben sende kalakaldım.
Dudaklarına dair 3 paragraf oldu, daha yazmam gereken 3milyarlarca paragraf var oysa. Yazacağım, hepsini yazacağım, seni yazacağım, ta ki sen yazdıkça artacaksın. Sevgimle uyu, en çok beni gör, benim haricimde her yer karanlıkta kalsın, rüyandaki tek aydınlık yerde ben olayım, ben olmayınca rüyaların sade bir karanlıkla kalsın. Anlat, anlat ki bileyim. 
Uyu, uyu ki seveyim.

Kalp Kendini Tüketir

“Kalp kendisini besleyen besinden yoksun kalınca kendi kendini yemeye başlar, öyle bir bitkinlik duyar ki, ölüm değilse de, ölümden önce gelen şeydir.”

Vadideki Zambak - Balzac


Kalp kendini tüketir sen olmazsan.
Sen olmazsan kalp kalmaz geriye.
Senle atmayan kalp, kalpliğini unutur.
Sensiz kalan kalp ritmini kaybeder.
Hiç bilmediği bir şarkıyı söylemeye çalışır.
Bütün notaları unutmuş bir müzisyen olur kalbim.
Seni unutursa, sen kalbi unutursan.
Sen kalbimi besleyen gerçek damarsın aslında.
Diğer damarlar ancak sana yardımcı olur.
Sen şah damarını, şah damarı yapan gerçek damarsın.
Sen bütün vücudumu dolanırsın.
Bütün damarlarım sana gelir, senden gelir.
Sen benim kalbimi besleyen gerçek besinsin.
Önce kalbimi doyurursun sonra acıkan ruhumu.
Sen ötesine geçmişsindir artık bedenimin.
Bedenimden ilerisini de bilmen gerekir.
Sensiz kalırsa kalbim kendini tüketir.
Tükenişi ağır olur, ve yavaşlar zamanla kalp.
Ritmi artık yeterli olmaz ve durmak ister.
Kendisini yavaşça tüketir, tükenmesi geç olur.
Yeterli olmaz artık şah damarı.
Tükenir, biter, yavaşlar ve kaybolur.
Bitkin düşer beden ve yorgun düşer ayaklar.
Atacak adım kalmaz, adım atılacak yer kalmaz.
Bakılacak şey kalmaz, bakılacak yön kalmaz.
Söylenecek söz kalmaz, söz söylenecek birisi kalmaz.
Sen kalbimin besinisin.
Sen benim en değerli damarımsın.
Ruhumu doyuransın, ruhumla doyansın.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

İki Küçük Yeşil Dünya

Gözlerine Dair 3 Paragraf

Gözlerin iki küçük misket gibi. Ama ben baktıkça büyüyorlar. Giderek dahada büyüyorlar ve artık o kadar inanılmaz bir büyüklüğe ulaşıyorlar ki artık benim için iki yeşil dünya gibi oluyorlar. Benim küçük gözlerimin karşısında büyük iki tane yemyeşil dünya, hep görmek istediğim dünya belki de, hep var olmasını arzuladığım yeşil dünya. Yeşilin hayatıma girişiydi aslında bu gözler, ben yeşile daha önce bu kadar tutkuyla bağlı değildim. Kırmızı vardı, kızıllık vardı kandan gelen sonra bir yeşil geldi ve ondan önceki tüm renkleri kendine kattı.
O yeşillik benim için doğanın rengiydi, ağaçların rengiydi sonra soyutlaşıp huzurun rengi oldu, mutluluğun rengi oldu. Aynaları sevdiğim söylenemez pek, ama gözlerinize baktığımda kendime dair bir şey gördüğümde, bu ayna benim için bambaşka bir ayna olur. Daha önce hiç görmediğim bir ayna gibi gözlerin, daha önce bilmediğim ve masaldaki ayna gibi aslında, sadece güzellik var o aynanın derinliklerinde. Gözlerine bakıp derinlere inmek istiyorum. Orada ne varsa ona bakmak istiyorum, gözlerinden kalbine inen bir damar varsa eğer ben o damarla kalbine kadar inmek istiyorum. Gözlerinden beynine giden bir damar varsa eğer (ki onun var olduğunu biliyorum) o damarla beynine girip beynini neyin meşgul ettiğini öğrenmek istiyorum. Gözlerinden vücuduna dağılan bir damar varsa eğer vücudunu tamamen dolaşmak istiyorum. Gözlerin ruhuna açılan kapıysa eğer (ki buna dair söylentiler var) ruhuna dokunmak, ona sarılmak ve ruhunu görmek istiyorum. Ruhunun güzelliğini merak ediyorum. Seni niye bu kadar güzel gördüğümü ben bilmiyorum, ya sen çok güzel olduğun için ya ben çok güzel görmek istediğim için ya da Yaratan bu kadar güzel gösterdiği için. Bana kalırsa hepsi. Güzel olmasan bu kadar güzel göremezdim, güzel olmasadan Yaratan'da bu kadar güzel göstermek istemezdi. Yani bunun kanıtınıda kendim yapıyorum sanırım, bilemedim ama bana görünen güzellik, güzel bir çift yeşil dünya, huzurlu bir dünya, daha doğrusu iki tane yeşil dünyacık.
Göz, gözler, gözlerin, gözlerinin içi. Gözlerinde kaybolsam beni kim bulur bilmiyorum ya da beni kim bulmak ister. Gözlerinin içinde boğularak ölsem acaba nasıl bir ölüm olmuş olur bu bilmiyorum. Gözlerin yaşamak içinde ölmek içinde güzel bir yer. Gözlerin benim evim olmasını istediğim yerlerden birisi. Orada yatayım hep, gözlerinde soluklanayım yorulduğumda ve gözlerinde uyuyayım uykum geldiğinde, gözlerinde yatarken sende göz kapaklarını kapat, kapat ki ışık beni rahatsız etmesin, kalbinin sıcaklığında uyurum orada. Gözlerinde yaşamalıyım belki, beni orada yaşatmalısın.
Gözlerine dair 3 paragraf oldu, aslında yazmam gereken üçmilyonlarca paragraf daha var ama birazda gözlerim kapalı düşünmeliyim. Yeni düşünceler akmalı beynime ve içimden dışarı çıkmak için boğuşan sen'le ilgilenmeliyim biraz.
Sevgiyle bak, beni gör, bana beni anlat, ben ki sadece seni anlatmasını bilirim.

Edilgen Sevgi

“Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir; Sevgi vermektir, almak değildir…”

Erich Fromm - Sevme Sanatı

Sevgiyi bir kavram olarak hapsetmek mümkün olmamalı.
Ve ondan sadece bahsetmek asla yeterli değildir.
Onu yaşamalı ve yaşatmalı.
Sevgiyi etken bir duruma getirmeliyiz.
Aktif olarak onun yaşandığını göstermeli herkes.
Sevgiye ulaşan onu her yere yaymalıdır.
Bulaştırmalıdır onu hrekese.
Bulaşıcı bir hastalık gibi dünyaya yayılmalı.
Sevgi kalplerden bedenlere yayılmalı önce.
Bütün insanlığı sarmalı sonrada.
Sevgiyi bulan her şeyini vermelidir.
Vermek mutlu eder şüphesiz seveni.
Seven sevgisini sorgulamaz, onu sahiplenir.
Her türlü fedakârlık sevgiyi güçlendirir.
Sevgi hapsedilmez, hapseder.
Bir kuşun kafese hapsedilmesi gibi.
Ancak aradaki fark kuşun kafese kendi isteğiyle girmesidir.
Sevgi bir etkinliği yaşamaktır.
Bu etkinliğin başrolünde olmaktır.
Çevrendeki herkesi içine çektiğin bir durumdur.
Sevgi, yaşanılması gereken bir etkinliktir.
Edilgen sevgileri etkenliğe taşımaktır.
Edilgen sevgiyi, etkenleştir.

23 Ağustos 2013 Cuma

Sen Yönündeyim

“Nereye gittiğini bilmiyorsan, her yol seni oraya götürür." (Lewis Carroll)


Her yol sana çıkıyor işte.
Bütün yollar sana doğru geliyor.
Adımımı ne yana atsam sana doğru bir adım atmış oluyorum.
Kuzey'de de sen varsın güneyde de.
Her yanda senden bir iz var.
Nereye gideceğimi bilmiyorum.
Ne yana gitsem sana daha çabuk ulaşırım?
Yukarı mı çıkmalıyım, aşağıya mı inmeliyim bilemedim.
Sağ yana mı bakmalı yoksa soluma mı dönmeliyim anlayamadım.
Nereye baksam seni gördüm.
Nereye dönsem senle karşılaştım.
Hangi yolda koşsam gideceğim yere benden önce vardın.
Önce beni uğurladın sonra beni karşıladın.
Işık hızını geride bıraktın.
Her yanda senden bir tane daha varmış gibi geliyor.
Senden milyonlarca varmış gibi.
Birisine bir şey olsa hepsi birden kayboluyor oysa.
Milyonlarca sen, gerçek bir sen etmiyor.
Senin tekilliğini anlıyorum o zaman.
Yönlerin isimleri değişti.
Kuzey artık kuzey değil, güneyde güney.
Ya Senin Doğu'ndayım artık ya da Senin Batı'nda.
Senin Kuzey'indeyim bazen, bazende Senin Güney'inde.
Bütün yönlerin önüne bir 'sen' koydum.
Seni anımsatsın diye bana.
Bana seni anımsatsın diye adını değiştirdiğim pekçok nesne gibi.
Bana seni hatırlatmayan nesne kalmış olamaz.
Herkeste sen varsın, sana benzeyen bir yön.
Kimse sen değil ama, kimse sen olamıyor, olamaz.
Sen yönündeyim bende, sana en yakın yönde.
Sana doğru atıyorum adımımı, hangi yöne olduğunu bilmeden.
Sana doğru işte, sen yönünde.

İyi Pişmiş Kalbimiz

“Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz / Kıtırdı ve çıtırdı”
Didem Madak
Dokunsalardı,
Ama kimse dokunmadı bize,
Kimse dokunamazdı.
Herkes uzağımızdaydı tatlı bir kurabiye gibi,
Uzaklık içindi uzaklık.
İşlemiştik birbirimize öyle.
Yakınlık nedir biliriz en iyi biz;
Ki uzakları yakın eden,
Yakınımızdakileri uzak.
Birbirimizde bulduk kendimizi,
Hamuruna kattık diğerinin, benliğimizi.
Yeni bir benlik olduk, tamamlanması gereken.
Tamamlanmakta olan benlikler inşaa ettik,
Senlikleri kaldırdık aramızdan.
Yalnız biz kaldık geriye,
Kurabiyeler.
Giderek ben'leşen bir bizlik oysa bu,
Yakında 'ben' olup çıkacağız,
Birinci tekil şahıs olarak sürdüreceğiz varlığımızı.
Biz birbirimizde iyice piştikten sonra,
Kimse yaklaşamaz bize,
Kime dokunamaz üzerimize,
Pişeriz birbirimizde.
Kalbimiz ateşten bir parçaya benzer,
Yakar ona yaklaşan ne olursa.
Tek bir bedene sığamaz olur kalbimiz,
Onu taşımaya bir başka beden gerekir.
Taşırız beraber tek bir kalbi,
Taşır gibi birbirimizi içimizde,
Hep yaptığımız gibi,
Aslında.
Kalp büyük, paylaşırız sıcaklığını,
Fırından yeni çıkmış bir kurabiyeymişçesine.
Hükmederiz kendi varlığımıza.
İyi pişmiş bizim kalbimiz;
Bizim olup çıktı sonunda, ne ben oldu ne de sen.
Biz oldu, kalbimiz oldu, beraber taşınan.
Kimse dokunmamalı, herkesten uzak kalmalı.
İyi pişmiş kalbimiz, henüz çok sıcak.
Sıcaklığımızda kavrulur, yanar, kalırız.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Kuruyan Benlik

"Bir anın doğması için, bir anın ölmesi gerekir. Yeni bir 'ben' için eski bir 'ben’in kuruyup solması gibi..." - (Elif Şafak)

Senden öncesini senliğinle öldürmen gibi.
Tarihin kaybolmuş bir parçası.
Senin gelişinle başlayan bir tarih var.
Milat olarak senin hesaplandığın.
Senden öncesinin bilinmediği.
Yazının bulunuşu kadar etkiledin beni.
Ateşin bulunuşuyla yaktın.
Sonra kutuplara götürdün beni.
Kutupları keşfettik beraber.
Orada bıraktın, dondum kaldım öyle.
Buzlarım yavaş çözülür.
İçimdeki her savaşında bir kez daha mağlup ettin.
Sürekli yenilenerek geldin.
Her defasında öncekinden daha güçlü.
Benliğim soldu.
Kaybolup gitti tarihin içinde.
Bilinmeyen bir zamanda, anılması güç.
Benliğim kurudu.
Senin senliğini benlik kabul etti.
Eridi gitti nasıl olduğunu bilmeden.
Sen olarak doğar belki yakında, sen olmaya niyetli.
Benlikler erir kısa zamanda, vadesini doldurur.
Farklı bir 'ben' doğar işte o zaman.
Bütün ben'lerden farklı, bütün ben'lerden uzakta.
Sana yakın, sana benzeyen, senin gibi, senin için.