31 Mayıs 2013 Cuma

Bende Sen

Ben senden beni ayıramam.
Sen beni senden ayırabilir misin?

Seni benden ayırmak imkansız artık.
Sen diye bir şey yok çünkü.
Ben diye bir şey de yok.
Karışık bir hal var ortada.
Karışmışlık var en çok.
Kaybolmuşluk var.
Yok olmuşluk var.
Yitip gitmişlik var.
Ayrı gayrı bitmiş artık.
Canımda bir can.
Kanımda bir kan.
Ruhumda bir ruh.
Gözümde bir göz.
Gönlümde bir gönül.
Dilimde bir isim var.
En çok da bende bir sen var.
Beni senden ayırma.
Sensiz bir ben, ben olamaz artık.
Bu beden yoklukla duramaz artık.
Bendeki sen, aslında ben gibi.
Ben aynaya baktığımda seni görüyorum.
Seni görür gibi oluyorum.
Bende bana benzer bir şey de yok.
Güzelliklerin hepsi senin aslında.
İçinde olduğun her şey bana güzel geliyor.
Güzellik sensin.
Seni benden ayıramıyorum.
Senle ben artık aradaki tekil şahıslar durumunu kaldırmışlar.
Tek bir şahısta toplanmış hepsi.
Sadece sen varsın benim için.
Bende varsın.
Öyle bir sen var ki bende.
Benden çok sana benzeyen.
Sen gibiyim artık.
Senin gibiyim.
Etimle, kemiğimle, canımla, dişimle.
Sadece sen olmak gibiyim.
Karışmakta böyle bir şey işte.
Karışıklık.
Karmaşıklık.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Sana Rastladım

"Bir evren, 9 gezegen, 7 okyanus, 7 kıta, 809 ada ve 204 ülke içinden doğru insana rastlama olasılığı 6.4 milyarda birdir."


Rakamları alt üst ediyorsun.
Sonra beni de alt üst ediyorsun.
Bunca rakamın içinden kendini gösteriyorsun.
Her yerde karşıma çıkıp dimdik dikiliyorsun.
Sen bütün imkânsızlıkları yıkıyorsun.
En dolu anlamlarımda solumda sen vardın.
Sol yanım hep sana ait.
Oraya yaklaşan hiçbir şey yok.
En boğulduğum anlarda bana hayat nefesini sen üflüyorsun.
Ciğerlerime havayı sen dolduruyorsun.
Bedenime adrenalini sen veriyorsun.
Sen karışıyorsun kanıma.
Bütün her şeyi alt üst ederek.
Ve göklerden bana elini uzatıyorsun.
Şimdi bir kuş kadar özgürüz.
Ve tutku ile sadece yolumuzda yürüyoruz.
Rüzgarla ferahlıyorum her seferinde.
Nefesinden bir rüzgarla.
Sonra engin denizler karşısında gözlerine bakıp dalıyorum.
Sana rastladım.
Hayatımı değiştirdin her yanından.
Sol yanıma öyle bir geldin ki.
Geldiğin yeri tamamen kapladın, taştın.
Senleyim şimdi her daim, hep, sadece seninle.
Senden başka bir yanım, yörem, varlığım yok.
Sadece sen varsın benim için.
Bunca gezegende.
Bütün bu insan güruhları içerisinde.
Her yanımı sürü sürü insan kafileleri sarmışken.
Sadece sen varsın benim için.
Tutup elimden kaldıran beni, doğrultan, ellerimden tutan.
Sen olduğun için güzel bunca şeyim.
Sana rastladığımdan ötürü.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Kendimce

"Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: 
"Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."
Oğuz Atay, Tutunamayanlar


Kendimce sevebildim.
Kimsenin sevgisine benzemeden, kimseye benzetmeden.
Sadece ben olarak, ve sadece sen olduğun için.
Seni kimseye benzetemeden herkesi sana benzetmeye çalışarak.
Çok büyük sevgileri bilmedim.
Bildiğim kendi sevgimdir.
Büyük sevgiler nasıl ifade edilir öğrenemedim.
Kendimce ifade etmeye çalıştım bende.
İnsan sevdiğini nasıl ispatlar bilemedim.
Bilemediğimle kaldım.
Sevgimle baş başa kaldım bende.
Her şeyi kendimce ifade etmeye çalıştım.
Kendi kendime yeni kelimeler ürettim.
Bütün kelimelerden yeni anlamlar türettim.
Yepyeni bir şeyler yaptım kendimce.
Sadece bize ait olan.
Ve bize ait kalabilecek şeylerin peşinde koştum.
Kimseye hiçbir pay vermedim bizim haricimizde.
Her ne varsa sadece bize ait olmalı dedim.
Bütün güzellikleri senden toplamalıyım.
Güzel olanlar güzelliklerinde seni göstermeliler.
Denizler bu kadar güzelse gözlerindendir dedim.
Rüzgar bu kadar güzelse, saçlarını göklere savurduğu içindir dedim.
Gökyüzü bu kadar enginse senden dolayıdır dedim.
Ve güneş bu kadar parlaksa senden aydınlanıyordur dedim.
Ne dedimse kendimce dedim.
Kendi kendime ürettim.
Her şeyi senden türettim.
Ama kendimce bir şeyler yapmaktan geri durmadım.
Ne yaptıysam kendimce yaptım.
Sana benzemek için yaptım.
Sana benzersem her şeyin hallolacağını düşündüm.
En çok senin gibi olmak istedim.
Kendimce.
Sence?

28 Mayıs 2013 Salı

Adem'den Havva'sına I

Havva'ya;
Bugün Ceylon, Hindistan'dayım Havva.
Dün Cennet'ten kovuldum. Dünyaya sürgüne yollandım. Bugün işte ilk günüm dünyada.
Dünyaya uykuda gözlerini açmak böyle bir şey işte. Doğmadan doğdum gibi bir şey.
Oysa ne kadar mutlu olmuştum bel kemiğimden seni verdiğinde bana ALLAH (a.c.).
Şimdi bel kemiğimden bana verilen alındı ellerimden.
Hayır aslında alınmadı, koparıldı, koparılırken her şeyim yok edildi.
Cennetimin bedeli sensin.
Sen ellerimden alındığında işte ben cennetimi kaybetmiş oldum.
Dün şeytan kandırdı işte bizi ve ben kovuldum cennetimden.
Sürgünlerin en acısına yollandım, cehennem kadar beter olanına.
Sensiz bırakıldım, senden ayrıldım, senden ayrı kaldım, senin cehennemine yollandım.
Şimdi Hindistan buz gibi, bana öyle geliyor, ben üşüyorum, ısınamıyorum.
Çırılçıplağım bu dünya denen yerde.
Cennete alıştıktan sonra dünyayı tatmak çok acı.
Cennette içtiğim hiçbir kahve bana bu kadar acı gelmemişti.
Bir elma sunmuşlardı bana, ben aldandım.
Bir elmayla beraber cennetimden mahrum bırakıldım.
Şimdi burada üşürken yolumu bulmaya çalışıyorum
Hiç tanımadığım bir yerde nasıl bir yol açıp yürüyeceğim, bilmiyorum.
Ben kılavuzumu kaybettim ve yolumu bulamıyorum.
Bu dünyada zaten benden başka kimsede yok.
Dünyada yaşayan tek varlık benim ya da bana öyle geliyor.
Daha doğrusu aslında bende yaşamıyorum.
Dünya kadar ölüyüm işte.
Bugün ilk günüm burada, yalnızlıkla baş başa.
Havva'sız ilk günüm bugün, cenneti özlüyorum.
Cennetimde seni, cehennem çok acı, dünya zifiri karanlık.
Zifiri karanlık içerisinde her zaman geceye hap'soldum.
Güneş doğuyor belki.
Ama ışıkları bu bu dağların zirvelerine ulaşamadan etkisini kaybediyor.
Sen şimdi bu koca dünyanın neresindesin bilmiyorum.
Nerede n'eylersin, n'asıl yaparsın bilemiyorum.
Sen ki doğduğundan beri bana can olmuştun, canan oluvermiştin.
Şimdi canımdan da oldum, canandan da.
Şimdi Adem Havva'sız, yollarda, biçare, gecede, yapayalnız, permeperişan.

Zifiri bir karanlıkla örülüyken, cennetten mahrum, dünyadaki ilk günden.
I

26 Mayıs 2013 Pazar

Her Şey Oluvermek

Nefes alamıyorum Olric.
Bu insanlar içinde kendime rol biçemiyorum. 
Ah Olric ölemiyorum bile.
Oğuz Atay

Ölmek için bile mücadele etmek gerekiyor.
Vücudun hırpalanması gerekiyor.
Biz ise ancak kendimizi yıpratıyoruz.
Bambaşka bir evrende gibiyiz.
Fenomenlerimizde savaştayız.
Onlar yansımıyor dünyaya.
Dünyada ise henüz çok farklı yerdeyiz.
Düşüncelerimiz yansımıyor buraya.
Düşüncelerimiz çok uzakta dünyadan.
Nefes alamıyorum bazen.
Nefesimi düşüncelerimde harcıyorum.
Orada nefes nefese kalıyorum.
Çok koşuyorum, çok yoruluyorum.
Burası için mec'alim kalmıyor.
Teorik bilgilerim çok fazla.
Sürekli yeniliyorlar kendilerini.
İnsan her şeye sahip olmak istiyor.
Daha doğrusu bir insan başka bir insanın her şeyi olabiliyor.
Her şey o insandan ibaret olabiliyor.
İşte o zaman artık insanüstü doğuyor.
İnsanüstünün doğumu oluyor bu.
Durmak nedir bilmiyor insan.
Sevdiği şeye başlıbaşına sahip olmak istiyor.
Nefes alamıyor bazende.
Yürümeye mec'ali kalmıyor.
Her adımımda soluklanmak zorunda gibiyim.
Düşüncelerimle adımlarımı atıyorum her seferimde.
Düşünmeden attığım tek bir adım yok ki.
Eğer her adımıma kaç düşüncenin düştüğünü hesaplamaya kalksam.
Sayısalcı olarak ben bile hesaplayamam.
Düşüncelerim adımlarıma karışır.
Her adımda ben biraz daha karışırım.
Giderek karmakarışık bir şey oluveririm.
Ben yitip, tükenip, biterken.
Senden bir insanüstü meydana gelir işte.
Sen meydana gelirsin.
Her şey oluverirsin işte.
Başlı başına her şey senden ibaret olur.
Her şey sana dönüşür.
Dönüşmek ister.
Sadece sana.
Sonsuzca.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Gönül Çukuru

Gönül çukurunu öğrettin önce.
Sonra gönül çukurundan yola çıkmayı.
Bütün varlığımın ortasına gönül çukurunu yerleştirdin.
Elim her defasında uzanır farkına varmadan.
Gönül çukurundan bir kale inşaa ettin adeta.
Sapasağlam bir kale ki asla yıkılmaz.
Şimdi yerleştin sen oraya.
Elim her defasında bu yüzden oraya gider.
Her aynaya bakışımda gözlerim gönül çukuruna dalar.
Orada senden bir şeyler görür.
Her yerde gördüğü gibi.
Orada bir medeniyet yatıyordur aslında.
Kimse bilmez, kimse görmez.
Biz biliriz, bu bize yeter.
Bize bizden başkası gerek değilken.
Şimdi orada senin ellerin dolaşmalı.
Ve ellerim gönül çukurunda olmalı.
İnşaa ettiğin o kalede yaşamalıyız.
Bizim gizli sığınağımız olmalı.
Herkesten saklanabildiğimiz bir yer olarak.
Arayanların dahi bulamayacağı.
Ve anlamını kimsenin çözemeyeceği.
Bilinmez bir diyar şimdi orası.
Gönül çukurunda yaşarız sonsuza kadar.
Herkesten olabildiğince uzakta.
Hayat verir bize o çukur.
O çukura dalarak yükseliriz gökyüzüne.
O çukurda indikçe derinlere başka yerlerde yükseltiriz kendimizi.
Her bakanın göreceği ama kimsenin anlayamayacağı bir yerde.
Hep görülen ama hiç bilinmeyen bir konumda.
Biz senle yaşarız gönül çukurumuzda.
Herkesten uzak, baş başa.
Gönül çukurumuzda, aşk boğazında.

Yeşilden Öte

Benim için her yer yeşil olur.
Yeşil hiç çıkmayan çimen lekesi gibi benim kalbime işledi.
Kalbime sen işledin.
O kalbime işlediğinden beri inatla peşimde.
İnatçı bir keçi o.
Benim kadar inatçı ve inatla peşimde.
Her yeri yeşil mi görüyordum yoksa sakın yeryüzü yeşil olmasındı?
Bilemedim.
Yeşilden öte diye bir kavram girdi hayatıma.
Her şeyi alt üst eden.
Belki de alt üst ettiği her şeyin altına mutluluğu gizleyen.
Elimi attığım her yerden mutluluk çıkıyor artık.
Yeşile boyanınca bütün duvarlarım.
Evimin duvarları, kitap kaplarım, kalemimin mürekkebi.
Sonra denizlerim, gökyüzüm.
Sonra tertemiz havasıyla beni büyüleyen ormanlarım.
Her yer yeşil olduğun beri mutluluk çıkıyor.
Bütün kuyulardan.
Yeryüzünün bütün köşelerinden mutluluk fışkırıyor.
Şimdi dilimide yeşile boyayacağım.
Her kelimemden sen çıkacaksın.
Sensiz tek bir cümle dahi kuramayacağım.
Yemyeşil bir dilim olacak, sana çok benzeyen.
Yeşilden öte bir fikriyat var artık.
Yeşilden öte bir boyut var artık, yeni bir düzen var.
Yepyeni bir dünya kurmak gibi bu.
Düşselliğin daha ilerisine geçmek aslında.
Yeşili sevince bir kere her şeye onu yerleştirmek bu.
Yeşilden öteye geçmek demek sana varmak demek.
Sana varan açlığını giderir.
Kana kana yeşil suyu içer.
Senin serin sularında yıkar bedenini.
Yeşili geçen sana varır.
Senle doğar yeniden, en baştan, bir daha.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Cenneti Fethetmek

".. inandığımda gözümde canlandıramıyorum, canlandırdığımda ise pazar günkü kadar güzelsin,
- yok, buna artık güzellik de denemezdi; cennetin yerini yurdunu şaşırmasıydı bu..."

- F. Kafka


Cennet senin olduğun yer aslında.
Sen cennetten bir görünümsün.
Sen aslında benim için başlı başına cennetsin.
Sen cennetimsin.
Cennet olarak seni düşünmek o kadar güzel ki.
Sonsuzluğu sende tatmak istiyorum.
Sen benim için sonsuzluk demeksin.
En güzel kavramların en güzel anlamısın.
Bütün kelimeleri senden türetiyorum.
Her kelimemin kökünde sen varsın.
Dilime köken olarak seni seçtim.
Seni tanıdığımdan beri aklım sonsuzluğu kavrayabiliyor.
Gözlerinde kaybolduğumdan beri.
Yeşilden beri ötelere geçmeyi öğrendim.
Aklın sınırlarını aşabiliyor insan.
Aklın ötesine sahip olduğunda, ve oralara uzanabildiğinde.
Sonsuzlukta tutunmak için sen yetiyorsun.
Sana tutunduğumdan beri hiç ayrılamadım.
En şiddetli fırtınalardan dahi seninle çıktım.
Cennet bu yüzden güzeldir.
Hiçbir şekilde insanı ayırmadığı için.
Aksine orası insanı içerisinde barındıran bir yer.
Yaratıcı'nın en güzel hediyelerinden.
Cennet birazcık dünyada da var oldu.
Yeri yurdu başka yerde ama buradada ondan bir parça var.
Sen varsın.
Ben ona daha da erken sahip olmak istiyorum.
Tıpkı atalarım gibi.
Fetihlerimi çok daha erken yapmak istiyorum.
Bu benim kanımda var.
Cennet uzanmış duruyor işte önümde.
Ben cenneti fethetmek istiyorum.
Cenneti fetheden kumandan olmak istiyorum.
İmkânın sınırlarını tanımıyorum.
Ben mümkânsızı biliyorum, sınır görmüyorum.
İnançlarım sınırları yok sayıyor, göstermiyor.
Cennet önümde, fethedilmek için bekliyor.
Ben ona doğru gidiyorum.
Dolu dizgin, at sırtında, şaha kalkmış olarak, küheylan gibi.
Sür'atle ona doğru ilerliyorum.
Cennetim.
Sana geliyorum.
Cenneti fethedeceğim.


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Hep Beklerim

''Bazı şeyleri yanlış anlıyorsun Milena. Ve ayrıca benimle ilgili bir kaygı taşımana gerek yok; son gün de ilk günkü gibi beklerim..."

- Franz Kafka / Milena'ya Mektuplar


Zaten bana beklemekten başka bir şey düşmüyor ki.
Bekliyorum, uzunca.
Bu bekleyişler çok uzun gelsede.
Her günü bir asra bedel olsada.
Bekleyenin her günü azap gibi geçer.
Saça ak düşmez belki, ruha düşer ak teller.
Beklemek güzeldir diyorum.
Bekleten güzel olduğundan ötürü.
O her şeye değer olduğu için.
Bazen beklemekte güzel yanlar arıyorum.
En çokda özlemi buluyorum karşımda.
Özlemle yatıp özlemle kalkıyorum.
Bu özlemlerimi, bu bekleyişimi sonlandırmanı bekliyorum.
Yine bekliyorum, gene bekliyorum.
Aslına bakılırsa hep bekliyorum.
Bekletiyorsun.
Beklemek gecenin güne hiçbir zaman dönüşmemesi gibi.
Sonra kışın baharının hiç olmaması gibi.
Ve havada esen rüzgarın yokluğu.
Gökyüzünde hiç yıldız görememek.
Belki de çölde susuz kalmanın verdiği azap.
Cehennem gibi işte beklemek.
Sen bilmezsin.
Ben bilirim.
Bana öğrettin çünkü.
Pek çok şeyi öğrettiğin gibi.
Her şeyi bana en iyi sen öğretiyorsun.
Beklemenin bittiği gün, günlerin en güzeli.
Mağaramdan dışarı çıkacağım gün olacaktır.
Zerdüşt'ün yuvasından çıkmasıdır aslında bu.
Bir kartalın onu tutan ellerden kurtuluşudur.
Ve şahlanışıdır gökyüzüne.
Özgürlüğü kucaklamak demektir bekleyişin bitmesi.
Beklerken zincirle dolanmış gibiyim.
Kurtarmanı bekliyorum.
Bu kelepçeler çok ağır.
Bekletme, gel.
En çok bana gelince güzelsin.

21 Mayıs 2013 Salı

Sen Uyanmadan

Belki yarın soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum...

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar


Sen uyanmadan hazırlamalıyım her şeyi.
Senden önce donatılmış olmalı her yer.
Sen bir kış gecesi uyuduğunda.
Sabah uyandığında baharı bulmalısın karşında.
Sen yatarken geceyle.
Uyandığında seni gün karşılamalı.
Ay'la vedalaşırken güneşle selamlaşmalısın.
Sen uyanana kadar her şeyin düzenini değiştirmeliyim.
Her şeyi sana göre ayarlamalıyım.
Bitirmeliyim bütün işleri.
Sen uyandığında mutluluğu kucaklamalısın.
Bende seni.
Sabah kalktığında karşında kocaman bir sofra bulmalısın.
Önünde yeşil bir deniz olmalı.
Yemyeşil bir gökyüzü olmalı tepemizde.
Büyükçe bir balkondan seyretmeliyiz.
Yeryüzü uzanmalı ayaklarımızın dibinde.
Gökyüzüne değmeli başımız.
O zaman ereceğiz ufka.
Ve kucaklayacağız sonsuzluğu.
O zaman hissedeceğiz bütün ruhumuzla gerçeği.
Her şeyi öyle hesaplamalıyım önce ben.
Ki her şey harika olsun.
Parmak uçlarında yürürüm senin için.
Bulutlara dokunarak yürürüm.
Seni uyurken seyrederim en çok.
Uzunca, hiç duraksamadan, hiç uyumadan.
Sonra doğrularak ilerlerim.
Harika bir çay demlerim senin için.
Yüreğimden süzer, öyle veririm.*
Tavşan kanından değil benim kanımdan olur.
Sen uyanmadan her şey hazır olmalı.
Seni sonsuzluk kucaklamalı.