Yargılamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yargılamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2014 Cuma

Yargılamalar X

Hakime Hanım, Yargılamalar, X

Yüzyıllardır insanlığın içinden çıkamadığı bir sorunsal var Hakime Hanım, ben derdimi kimseye anlatamadım: Hep yıldızlara, taşlara, fallara bakarak geleceği yorumlamaya çalışma arzusu, gelecekten haberler. Geçmişimizi, bugünümüzü dahi tam olarak algılayamazken insanların geleceğe bu kadar düşkünlüğünü anlayamıyorum. Oysa çoğumuz yarını bile göremeyecek. Bugün için hep çırpındım, mücadele ettim; geleceğin sarhoşluğu ile dolmadım. Beni hep karamsarlık adını verdikleri bir zindana tıkadılar, ayrıştırdılar. Geleceğin gizeminden çok zamanımın gerçekliğinde gezindim, bu yüzden beni kendilerinden uzak tuttular Hakime Hanım. Söyler misiniz, niye insanoğlu hiçbir şey yapmadan her şeyi Yaratan'dan bekler? Oysa tüm mucizeleri de insanın kendisiyle göndermedi mi Yaratan? Ben bir yerlerde bir şeyleri mi kaçırdım da böyle bir ateşe atıldım, cezam yanmak oldu, yakılmak oldu, siz söyleyin Hakime Hanım. Ben o kutlu insanların yollarını benimsemiştim. Doğruluğun, adaletin, sevginin ve daha nicelerinin kendimiz tarafından ortaya çıkarılacağını düşünmüştüm. Gecenin içindeki yolculuğumuzda elimize fener verilmişti, yol aydınlıktı ama insan sürekli karanlığa meylediyor, gecenin içerisinde gözleri kapalı olarak yürümeye çalışıyor, bunun hiçbir anlamı yokken. O kadar uzak ki insanlar güzel şeylerden, her şeyi ırak bir yerden bekler oldu. Kendi ellerinden çıkan hiçbir şeyi beğenmeyip, sanki ne yaparlarsa yapsınlar kendileri güzele ulaşamayacak zannettiler. Oysa bu dünyaya güzellikleri getirenler de insanların kendileriydi. Tüm varlık, çabanın sonucudur. İnsan, kendisini sürekli muaf tutmaya çabaladı, bu yüzden ahmaklığa düştü. Hiçbir şey yapmadan her şeyi elde etmeye çalışmak, ahmaklıktır. Günümüzün dünyasında artık surlar taşlarla değil, ahmak insanlarla örülüyor. Ben de Hakime Hanım, işte tam da bu yüzden, hiçbir yere gidemiyorum. Ahmak surları beni hareket etmekten men ediyor, yaşamaktan, lalelerin açışını görmekten, baharda gününü gün eden kelebekleri görüp ateşböceklerine bakmaktan, her gece cırcır böceğinin sesini duymaktan men ediyor -o da cırcır böceklerini severdi Hakime Hanım, birde cırcır ile ateşböceğinin aynı böcek olup olmadığını merak ederdi, hâlâ o da ben de bilmiyoruz-. Ben karamsarlıkla suçlandım ama geleceği karanlıkta bırakmadım. Geleceğim bugünümün devamıdır Hakime Hanım, ahmaklar anlamayacak, yine göksel işaretler bekleyecekler. Bu yüzden tüm ahmakları yakmalı, yakmalı, yakmalı, bilirim ki yakmakla tükenecek gibi de değiller. Her yerde ahmak surları. Kurtuluş yok, benim için. Ben karanlığa yazgılıyım.

Hiçbir şey yapmadan her şeyi elde etmeye çalışan ahmaklar, gecenin içerisinde kayboldular. Lanetlendiler. Bu da onların yazgısı. Gece hepsini yutmalı, kara bir böcek.

12 Haziran 2014 Perşembe

Yargılamalar IX

Hakim Bey, Yargılamalar, IX

Gün, güne gebe. Sonu yok bu günlerin, hiç bitmiyor; benim de gebelikle olan sorunsalım. Güneş batıp bir çırpıda tekrar doğuyor. Gözlerimi kapayışım ile açışım arasındaki mesafe. Hakim Bey, kimse bilmez ama herkes konuşur; kimse yaşamamıştır ama dilden dile anlatılır, nedir bu gece ile insan arasındaki münasebet? Herkesin gece ile bir alıp veremediği var, bu tiksinişin, uzak duruşun, eğretiliğin sebebini anlayamıyorum. Neden geceyi şeytana verip gündüzü meleklere emanet ediş? Oysa gece ile gündüzün, şeytan ile meleğin, insan ile insanoğlunun yaratıcısı da bir değil mi? O, bunları kendisi yaratırken, yarattıklarının onları böyle parçalamasının anlamı nedir çözemedim. Tüm bu çözemediğim sorular yüzünden beni deli addettiler ve peşime düştüler. Kimliğimi ortaya çıkarmaya çalışıyorlar, oysa benim bir kimliğim yok. Kimliğim, bir başka kimlikte eridi. Gizli örgütler peşime takıldı, beni düşünüşlerimden dolayı suçladılar, sorgulamak istediler, yargılamaya kalktılar. Kaçtım, hiç durmadan kaçtım kendimi bildim bileli. Sahi, kendimi ne kadardır biliyordum? Bu iyi ile kötü arasında olduğu düşünülen ve savaşların en kadimi hiç sonuçlanmadı, hiç sonuçlanmayacak gibi duruyor. İyi ile kötü de bende mevcut. Onlar hep geceme küfretti, gündüzümü ise sıvazlayan kimse yoktu. Ben gecemi sevdim ama gündüzümü de sevdim. İkisini de sevmek mümkün değil mi? İlla ilelebet sürecek bir tarafta bulunmak nedir, bilmiyorum. Her şeyin bir yönü, rengi, kokusu var; insan elinden çıkmış olan. Oysa suyu kimse düşünmüyor. O, ne bir kokuya sahip ne de bir renge. Akıp gidiyor yüzyıllardır, insanlık tarihinden de daha önceden beri. O akıp gidiyor hiç duraksamadan, bütün engellerin üzerinden aşıp gidiyor. Oysa ben de tam su olmaya niyetlenmişken kapana sıkıştırdılar. Peşime takılanlar benim formuma karşı çıktı, suçlandım. Suçlandığım için kaçtım, beni anlayabilecek kimse yoktu aralarında, aslında aralarında da kimse yoktu, hükümler çoktan verilir yeryüzünde, mahkemeler sadece hükmün resmî ilanını simgeler. Oysa kararlar alınalı çok olmuştur. Dünya, bir sahnedir, hep öyle derler. Ben beceriksizim, tiyatroya yatkınlığım yok ve daha pek çok şeye. Oysa bu sahne benim hem gecem hem gündüzümdü. Ben geceden de gündüzden de muaf tutuldum. Ben, zamandan muaf tutuldum. Böylece delirişim zamansız olarak süregeldiği gibi süregidecekti. O yüzden sevgili cellatlarım, yakalayamayacaksınız beni ve hükmü çoktan verilmiş mahkemenizde yargılayamayacaksınız ve işkence edemeyeceksiniz tavanında sarı bir ışık huzmesi olan acı odanızda. Ben, kendi kendimi yok etme görevini çoktan üstlenenim.

Zamandan muaf yaşamak, ölümsüz olmak değildir. Zamandan muaf olmak, hiç yaşamamaktır, anlatamamak, yaşatamamaktır.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Yargılamalar VIII

Hakime Hanım, Yargılamalar, VIII

Sisli gecelerde üzerime yürüyen cellatlar beni köşebaşlarında sıkıştırdıklarında her defasında 'bu son' diye düşünürdüm Hakime Hanım, oysa hiçbiri son olmadı, her seferinde 'bu son' dediğim ne varsa tekrar edip durdu. Meğer sonlar bir tekrardan ibaretmiş. Son diye bir şey yok, her şey devam ediyor. Bazı şeyler tökezliyor, düşüyor, dolanıyor, arapsaçına dönüyor, yassılaşıyor, kırılganlaşıyor, çarpışıyor ama son bulmuyor, yine devam ediyor. Hakime Hanım, bilmek gerekir ki hiçbir şey de durdurmaya yetecek bir güce sahip değil. Cellatlarım, her defasında yolumu kesti. Elleriyle boğazımı sarmalarına rağmen eriyip kaçtım. Beni ne kadar sıkıştırırlarsa sıkıştırsınlar unuttukları bir yön daima mevcuttu. Bu âlemin müthiş döngüsünün içerisinde tıkanıp kalmak mümkün değil. Hep bir yön buluyor insan. Ben de yönümü buluyorum Hakime Hanım, bu kadar sıkışmışken, boğulmuşken, boğdurulmuşken ve cellatlarım ısrarla peşimdeyken ben de yok olmanın yolunu buldum. Kendimi giderek unuttum, başka bir benliğe büründüm. Bazıları buna âşk derdi bir zamanlar, oysa âşkta birey eridiğinde geriye ne kalır? İşte geriye benden de bir şey kalmadı, sonunda yok oldum çıktım. Cellatlarım da şaşırdı, bende. İnanılmazdı. Âşk, bunca esirlikten farklı bir kaçış yolu, inanılmaz ama yeni bir yöndü. Âşk, tek kişilik Hakime Hanım. Hep seven mevcut, sevgili hiçbir zaman sahneye çıkmaz. O, perde arkasındaki aktördür, alkışları toplayandır. Seven, hep bir gölgenin içindedir, gözle görülmeyendir.  Ben de gözle görülmedim, sisler içerisinde yaşamaya devam ettim, devam ediyorum, devam edeceğim. Âşk mülkünü kimse anlamadı henüz, o değerli bir yurttu. Ben o yurtta otağımı kurdum, gökyüzüne sevgilinin resmini çizdim, otağımın girişini de sevgiliye açtım. Böylelikle Hakime Hanım, cellatlarımdan kurtulduğumu sanırdım. Bir zaman sonra ise âşkın kimliği daha kuvvetli bir cellat olduğunu öğrendim. O zaman geç kalmıştım, çünkü bu sefer cellatıma ben teslim olmuştum ve kaçmak söz konusu da değildi. Sevgili, dilber, cânân, mâşuk cellatlığa soyunduğunda, ben boynuma dolanmış ipleri tutan ellerin kendime ait olduğunu bildim. Ben, dolayısıyla kendi kendimi idam ediyordum. Kurtuluş yoktu Hakime Hanım, kurtulamadım. Bugün ruhumu sıkan o eller, sevgilinindir. Kaçışım, bundandır. Kimden, nereye, nasıl kaçıyorum; işte onu kimse bilmiyor. Cellatların unuttuğu bir yön her zaman mevcuttur, her ne kadar ben kaçmasını bilmsemde. Eriyorum.

Cellatların en güzeli, sevgiliydi, bir klişe olarak. 6 Haziran'da doğup henüz bir günlükken cellatlığa soyunmuştu. Bir günlük cellat.

19 Nisan 2014 Cumartesi

Yargılamalar VII

Hakim Bey, Yargılamalar, VII

Duydunuz mu Hakim Bey? Modern zamanın içerisinde son yazarlar da ölüyor ve yazar nesli tükeniyor. Tüm devletler bir yasa çıkarmalı; yazarlar, nesli tükenen canlılar sınıfına alınmalı. Yaşlı kızılderilinin, 'Son nehir kuruduğunda...' diye başlayan bir nutku vardı, o, bir şeyi unuttu, ben ona ilave edeyim: Son yazar da öldüğünde, insanlık sevgiyi unutmuş olacak ve daha tüm duygularını. İşte Hakim Bey, böyle böyle azalıyoruz biz, zaman geçtikçe kendimizden eksiltiyoruz, bizi anlayan kimseyi bulamıyoruz, Yaratan'ın gökten bir melek indirmesini ve bizim her şeyi o meleğe anlatacağımız ânı bekliyoruz, kalemimiz kırıldıkça biz onu birleştiriyoruz, kurşun kalemimizin kömür ucu yassılaşıyor, biz o yassılaştıkça daha da sivrileştiriyoruz, sonra o sivri ucunu kendi bağrımıza batırıyoruz, kendi kendimizi en derin yerimizden kanatıyoruz. Yazar nesli tükenme tehlikesinin altında Hakim Bey, lütfen buna dair bir yasa çıkarın, her şeyi düşünen Devlet Baba, lütfen koru tüm yazarları! Bu yazdığım satırlar içinde, kelime arası boşluklarda kendimi yitiriyorum. En son hangi kelimenin arasında kaldıysam oradan çıkamıyorum. O iki kelime arasında bir köprü yok, ben o uçurum gibi kelime kenarında duruyorum. Çok yakında kendimi o kelimeden aşağıya bırakacağım ve sonunda başka bir kelimenin dibinde can vereceğim. Bu, bir soykırım olmalı. Bir yazar nasıl ölebilir ki? O kadar kahraman/karakter/tip doğura doğura doğurganlaşan bir yazar, nasıl ölebilir ki? Evet, ölüm hepimiz için, en azından bende bir kitabın kıyısında köşesinde adımı bıraksam olmaz mı Hakim Bey? Yasalar izin veriyorsa şâyet, bende adımı bir kelimeye vermek istiyorum. Bir kelime olsun ve insanlığa benden miras kalsın. Yoksa deliriyor muyum, veyahut daha doğru bir ifade ile hep deli miydim, belki hayır belki daha doğru bir ifadeyle kesinlikle evet. Hakim Bey, yine ben beceriksiz öğrencinin, defterine kaleme basa basa yazdığı için kaleminin ucu kırıldı, bir açacak alıp hemen geliyorum, daha doğrusu, size yalan söylemek istemiyorum, bu bahane ile kaçıyorum. Sevgili kalemtıraşlar ama ben onlara hep açacak demesini severim. Sevgili açacak-lar-ım.

#GabrialGarciaMarquez, dün veda etti, Kırmızı Pazartesi'den bozma Cuma'ya.

18 Nisan 2014 Cuma

Yargılamalar VI

Hakime Hanım, Yargılamalar, VI

Yağmur, ıslak yollar, giderek çamurlaşan paçalarım, paçalarımla beraber giderek kirlenen ben. Hakime Hanım, bu dünya kocaman bir batak. İçerisine düşen her şey kirleniyor, neredeyse doğan tüm bebekler kirlenmiş olacak. Saat, kirliliği temizlik geçiyor; bataklığa da çeyrek var. Hakime Hanım, müebbet yemeyeceğimi bilseydim, hatta bir yerlerde bir tanıdığım olsa insanlıktan istifa ederdim. İstifade edemiyorum, bari istifa etmeyi becerebilseydim. Ben yaşama hakkı istemiyorum, barınma ve sağlık hakkımdan da vazgeçiyorum. Bana salt insanlığı versinler Hakime Hanım, salt sevgiyi, salt olanı. Bana tüm insanlığın unuttuğu bir şeyi versinler, bir lale tohumunu, bir kırık aynayı, bir denizatını, bir deniz taşını. Bana bu koca kütle-şehrin içerisinde, benim gibi buralara ait olmayan bir şeyi versinler. Burası, beni daha da kirleten kocaman bir bataklık. Çocukların hayal kurarken kullandıkları 'kocaman' kelimesi kadar kocaman bir bataklık. Bu bataklığın içerisinde tüm vaktimi temiz kalmaya harcamaktan yoruldum, harcandım. Harcandığımla kaldım. Bu bataklık, modern bir kentin içerisinde bir kara delik. Dünyayı yutacak o kara deliği evrenin uçsuz bucaksız enginliğinde aramaya gerek yok; dünyayı, tüm insanlığı yutacak kara delik içimizde. Belki bir kanalizasyon, belki bir geçit, belki bir tünel; bildiğim, o kara delik içimizde. Bazı bazı başımı göğe kaldırdığımda onu tepemde görüyorum. Bana giderek yaklaşıyor Hakime Hanım, sizin yasalarınız, korumalarınız onu benden uzak tutamıyor. Hiçbir yasayı tanımıyor, onunla adil bir biçimde dövüşemiyorum Hakime Hanım. Artık siz ve Hakim Bey'de biliyorsunuz ki bir süredir peşimdeki cellatları atlattım. Ancak o cellatlar bu kara delik sayesinde çamurda yuvarlanan bana, çok çabuk ulaşabiliyorlar. Size neler oluyor Hakime Hanım? Elleriniz giderek kararıyor, hayır, hayır olmaz, hayır olamaz, ellerinizin içerisindeki kara delik giderek daha da büyüyor, Ellerinizle beni yutamayacaksınız, siz beni yutana kadar ben çoktan, çok derin bir yerde, tüm kara deliklerden kendimi gizlemiş olacağım. İşte, Hakime Hanım, kara deliğiniz bana engel olamayacak. Yüksekten düşü-yor-um.

15 Nisan 2014 Salı

Yargılamalar V

Hakim Bey, Yargılamalar, V

Sisten göz gözü görmüyordu, benim zaten görmeyen, görmekten de anlamayan gözüm ise hiçbir şeyi görmüyordu. Bu sisli günde yürürken iki çocuğa, üç kadına ve dört adama çarptım. İçlerinden en çok dördüncü adama çarptığımda farklı duygulara yuvarlandım Hakim Bey. Zaten onunla çarpışmamdan sonra başka kimseye çarpmamamın nedeni budur. Beni bu çarpışmada en çok etkileyen, onun da en az benim kadar bu çarpışmayı umursamamış olmasıydı. Öyleki, dönüp ardına bile bakmadı Hakim Bey. Sarsılıp kakmıştım. Bir insan, ancak kendisinde olmadığı vakit bu türden şeyleri önemsemez. O da kendisinde değil gibiydi, ben zaten kendimde olmadığımdan onun bu hâlini sonradan farketmiştim. Eğer, kendimde olsaydım onu takip ederdim. Hangi sokaklarda yürüyor, bir adımı kaç karış geliyor, gözü kaç saniyede bir seğiriyorsa hepsini not alırdım. Aslında bence tüm bu sayıların toplamı, kâinattaki altın sayıyı verir Hakim Bey. Altın sayı denilen şey, kendisini gizli ipuçları arasında gösterir. Bana kalırsa tüm gizler, sevgilide saklıdır, insanın kendisini unuttuğu yerde. Bir insan kendisinde değilse, muhakkak ki kendisinin olduğu yere gider, cinayet mahaline önünde sonunda giden katiller gibi. İnsanoğlu, genelde kendisini bir kadında unutur, almayı da unutur, bazen de tam tersi. Unutkanlık, tüm gizli kapıları açan bir anahtar. İnsan, kendisini unuttuğunda kendisinin olmayanı hatırlıyor, daha çok da kendisini unuttuğu kişinin unuttuklarını hatırlıyor. Kıyıdan köşeden Hakim Bey, daha önce farkedilmemiş güzellikler fışkırıyor. Bende kendimi unuttuğum yere dönmeliyim Hakim Bey, vakit oldukça geç oldu, size iyice kendimi anlatamadan gitmeliyim. Kendimi unutu-yor-um.

13 Nisan 2014 Pazar

Yargılamalar IV

Hakime Hanım, Yargılamalar, IV

Yine böyle yolda yönümü kaybetmiş yürürken Hakime Hanım, bir bilinmez bilmecenin içerisinde buldum kendimi. Benim bu bilinmez bilmecelerim bitmez zaten. Sevgi yoksunu insanlığın içerisinde, hâlâ bir duyguya esir düşecek kimse kalmamıştı. Yolda, yolu bilmeden yürürken, bir dilenci belirdi izbe karanlığın sokak lambasıyla biraz olsun aydınlanan korkutucu köşesinde. Dilenci bana, ben dilenciye, insanlık da bize benziyordu. Dilenci sıcak bir yuvaya, ben sıcak bir kalbe, insanlık bizim gibi sıcak bir sevgiye muhtaçtı. Yani biz, biz ki tüm insanlık ve tüm insanî davranışlar, onunmaz bir muhtaçlığın esiriyiz. Sevgili Hakime Hanım, bu kadar yozlaşmanın içerisinde biz sevginin dilencileri, bitmez tükenmez bir açlıkla karşı karşıyayız. Bu sevgi açlığı, beni bayıltma noktasına getirdi. Açlıktan midesi derisine yapışmış insanlar gibi sevgi açlığımdan derime yapışan kalbimle bayılma noktasına doğru ilerliyordum. Hakime Hanım, bayılmamam için, eğer sizde varsa, bana bir parça sevgi verebilir misiniz? Ufak bir kırıntı da olur, ben o kırıntıyı kemire kemire geçinir, idareli kullanırım. Sizde de mi yok, kime sorsam yok zaten. Anlaşılan ben yine kalbim sevgi yoksunluğundan derime yapışmış olarak dolanmaya devam edeceğim. Aç olduğundan midesi guruldayan dilenci gibi şimdi kalbim guruldadı Hakime Hanım, hatta gürledi. Kaçıyorum. Bu bir parça sevginin bile bulunmadığı, sevgisizlik kokan kentte, sokak lambasının altında gece ile hemhâl olan dilenciye benziyorum. Ben sevgi dileniyorum, taş kalpli insanlık beni kınayıp önümden geçiyor. Bu cüretkârlığım için beni affedin Hakime Hanım, sevgi diye düşünmüştüm, bir parça, asla çok değil, her şey bir parça sevgi için diye düşünmüştüm. Bir parça sevgi, lütfen. Kendimden geçi-yor-um.

5 Nisan 2014 Cumartesi

Yargılamalar III

Hakim Bey, Yargılamalar, III

Terli terli çay içmek istiyorum. Hayır, bugün çay için değil kahve için daha uygun bir gün Hakim Bey. Bir fincan kahve verir misiniz? Kaçmadan önce beni tutun, en azından kahvemi bitireceğim ana kadar sizinle olacağımdan emin olabilirsiniz böylece, ben kahvemi son damlasına kadar içerim, öğrenmiş oldunuz. Sahi, neden size böyle özel sırlarımı anlatıyorum, artık bu da bir sır değil. Herkes biliyor kahve içtiğimi! Hakim Bey, korkularım biraz azalır gibi oldu, geçen gün Hakime Hanım ile beraberdim. Sizden kaçtıktan sonra ondan da kaçtım, şimdi tekrar kaçacağım anı kolluyorum. Bir başka günahımı daha itiraf etmeliyim. Gece yolca koşarak ilerliyordum. Dolunay vardı sanırım, yarım ay da olabilir, bir şekilde ay vardı, yolumu aydınlatıyordu. Ücra bir yerden geçiyordum, ayağım bir taşa takıldı. Sinirlendim, genellikle sinirlendiğim anlarda düşüncelerimi bu sinire yönlendiririm. Böylece biraz olsun delirmekten kurtulur ve bu sinir sayesinde somutlaşırım. Soyutsal alemde kendimi iyi ifade edemiyorum, tamam tamam doğruyu söyleyeyim kendimi hiç ifade edemiyorum. Çoğu kez anlamsız anlamsız çevreme baktığımı söyleyenler oldu, hatta bir keresinde gözlerimin boşlukta olduğunu söyleyenler dahi vardı. Neyse günahıma gelecek olursak, taşa çok sinirlenmiştim. Tuttum onu, bir süre ne yapacağımı bilemedim. Elimde ağırlığını tartıyordum. Sonunda cebime atıp koşmaya devam ettim. Cebimde bir ağırlık olduğunu keşfediyordum, bir süre sonra dengemi tekrar sağladım ve taşı unuttum. Sonra nereye vardığımı bilemedim yalnız karşımda bir adam vardı, sanırım bana sesleniyordu. O cellatlardan biri olmalıydı! Çok korktum, taşı ona fırlattım, kaşının üzeri açıldı, çok iyi gördüm, kırmızı bir sıvı dudaklarına doğru indi ve o adam kan damlasını dilinin ucuyla yaladı. Sonra peşime düştü, onu atlatana ve buraya gelene kadar neler çektim! Üzerimden de anlıyorsunuzdur, şimdi buraya neden gelmiş olduğumu da anlamış olacaksınız. Saklanmak için, beni bir tek burada aramazlar. Burası onlar için güvenlidir, hep öyle değil midir zaten? En güvenilir yer aslında en tehlikeli yerdir. Orayı kaybedince her şeyi kaybedersin ama orayı güvene almak hiç aklına gelmez. İnsanoğlu işte, oranın güvenliğinden öyle emindir. Hakim Bey, galiba kahvem bitti. Şimdi kaçma vaktim geldi, kaçı-yor-um.

02.03.2014 / 14:58

3 Nisan 2014 Perşembe

Yargılamalar II

Hakime Hanım, Yargılamalar, II

Hakime Hanım, derdimi Hakim Bey'e anlatamadım. Elinde bir bıçakla bana doğru yürüdü, kaçtım hiç durmadan, aradan geceler geçti. Hakime Hanım, adaletin güvenine gölge düşüyor! Hakime Hanım, siz beni dinleyin lütfen. Anlatacağım, bir şeyler anlatmak istiyorum. Kendimle geçirdiğim bir geceden geliyorum, uzun bir geceden. Ne diyeceğimi hiç bilmediğim belki de yaşanmamış bir geceden geliyorum. Sabahın ilk ışıkları doğduğunda mesaiye başlayan insanlar gibi, şeytanlar gibi ve sair zevat gibi düşünmek yordu beni. Sabahın ilk düşünceleri içime işledi, karanlığım giderek büyüyor. Her gün, günümüzü biteren şey güneşin batması değil hayır, benim kötü düşüncelerim. Ben çok kötü düşündüğüm için her yer kararıyor. Sırf bunun için suçluyorum Hakime Hanım, tevkif edin beni, yargılayın, suçlayın ve sonra hakkımda kalemimi kırın! Hayır ama biraz daha anlatacaklarım var. Eğer kaçmazda kalırsam daha çok şey anlatmak istiyorum. Kapıyı neden kilitlediniz Hakime Hanım, bir şey mi oldu, benim güvenliğim için mi, peki öyleyse, kendimi size bırakıyorum. Sanki biraz öteden bir müzik sesi geliyor, sizde duyuyor musunuz bilmiyorum ama söyleyenin sesi çok kartmış, sahi benimkisi de öyle mi acaba, bilmek isterdim. Söylediklerimi duyuyorum ama bu duyduğum benim sesim değil, kendi sesimi tanıyamam. Perdeleri neden çektiniz, çok karanlıkta daha çok karanlık oldu şimdi, fazla bir karanlık. Neyse, karanlık beni daha çok uyandırır. Bugün hiç uyuyamadan uyandım, nasıl olduğunu anlayamamışsınızdır belki ama kelime oyunu yapmıyorum. Tüm o kelime oyunu yapan yazar zevatı gibi değilim, kelimeler benimle oynuyor. Ben başka bir şey söylemek istiyorum onlar başka bir şey söylüyor, anlatamıyorum kimseye derdimi çünkü kelimeler beni anlatmak istemiyor. Herkes benden kaçıyor, cüzzamlı biri gibiyim. O cüzzamlı Kudüs kralı gibi olmalıydım, herkes cüzzamlı da olsam önümde diz çökmeli, beni selamlamalıydı. Sonra o Selahaddin gibi herkes bana saygı göstermeliydi. Nereden geldik buraya, bende bilmiyorum. Görüyorsunuz ya ben başka bir şey anlatacaktım kelimeler beni buraya getirdi. Hakime Hanım, affedin beni, kaçmalıyım. Kapı, kapı bu yüzden mi kilitlendi? Ama hayır, pencere! Atlı-yor-um.

02.03.2014 / 14:48

1 Nisan 2014 Salı

Yargılamalar I

Hakim Bey, Yargılamalar, I

Hakim Bey, çok korkuyorum. Çok korktum, kaybetmekten korktum. Bana savunma hakkı vermediler. İnfaz etmeye kalktılar beni. Yakalasalardı idam edeceklerdi de, ellerinden kaçmayı başardım. Şimdi cellatları her yerde beni arıyor. Delik deşik etmedikleri yer kalmadı. Her yerde muhbirleri var. Hakim Bey, sizde onlardan mısınız? Bir kez olsun beni dinlemeyecek misiniz, korkuyorum, kimse neden anlamıyor, anlamıyorum. Kaybetmekten korkuyorum Hakim Bey, korktuğum kadar kaybediyorum da. İçimde bitmek bilmeyen şeyler var. Aldığım her nefesin hakkını isteyecekler gibi geliyor bana, sanki fazladan bir nefes çeksem bu dünyada hemen ya iadesini isteyecekler ya da o nefesin bedeli olarak beni boğacaklar. Her an ensemdeler, yakamı bırakmıyorlar, bir elleri hep boğazımda, fazladan alacağım nefesi bekliyorlar, diğer elleri tetikte, her an beni boğabilirler. Suçum baki bulundu mu Hakim Bey, delillerle güçlendirdiler mi, ne olur söyleyin bana. Birisi beni bu korkularımdan kurtarsın. Bu eli birisi boğazımdan çeksin. Ayak sesleri mi o duyduğum? Birisi mi var orada? Hakim Bey, geldiler mi, onlar mı geldi, yani cellatlarım. Beni onlara vermeyin. Korkarım ki karanlık bir köşede beni yargılamadan öldürecekler. Hakim Bey, lütfen savunma hakkı verin, sonra öldürün, yaşatmayın. Bu tıkırtılar beni korkutuyor, çıt çıksa ödüm kopuyor. Geceleri uyuyamıyorum, her an geleceklerini seziyorum. Bu korku, bu korku, bu korku ölümden daha beter. Ölüm korkusu ölümden daha yakıcı, daha kırıcı, daha acıtıcı. Benim canım için bu kadar mücadele etmeye değmez, bir bıçakla bitirebilirler bunu, bir kementle, bir yay kirişiyle. Lütfen ama güzel bir ölüm olsun bu, bari öldürürlerken güzel davransınlar Hakim Bey, bari siz bir şey söyleyin. Neden susuyorsunuz? Kalemim kırıldı mı yoksa, lütfen konuşun, susmayın. Çok suskun, sessiz geceler geçirdim. Artık sessizliğe tahammülüm yok, zira en sessiz anlar aslında benim için en gürültülü anlardır. İnsanlar susunca ben konuşuyorum ve güzel konuşamıyor giderek her şeyi mahvediyorum. Her an bir günahımı itiraf edebilirim. Hakim Bey, lütfen susturun beni, susturmazsanız kendi kendimi kendim olmaktan aforoz edeceğim. Hakim Bey o elinizdeki nedir, yağlı bir kement mi yoksa bir yay kirişi mi? Hayır, anladım, çok güzel parlıyor, o bir bıçak, kendimi görüyorum. Niye onu o kadar sıkı tutuyorsunuz, yaklaşmayın, ama siz, siz, bir hakimde cellat olabiliyor-muy-muş. ? .

02.03.2014 / 14:38