Bir kadeh şarap gibi geliyor bana sesin.
İçmek istiyorum sesini.
Kadeh kadeh doldurmak istiyorum.
Sarhoşluğu paylaşmak istiyorum.
Her yudumda yeni bir dünya kurmak.
Her nefeste yeni bir dünyada uyanmak.
Kendimden, sesinle geçmek istiyorum.
Kendimden, seninle geçmek istiyorum.
Kendimi geçip sende kalmak istiyorum.
Bir kadeh şarap gibi sesin.
Hüznü yok etmeye yeter.
En mutlu an için var gibi.
Mutlu olmak için sesini duymak kâfi.
Senden bir piramit inşaa eder gibi yükselir.
Sesini doldurduğum kadehlerden kule yaparım.
Zirvesine kahkahalarını yerleştirir.
Keops'u geride bırakırım.
Bir şişenin içine sıkışmış gibisin.
Artık kadehle buluşma arzusu var.
Kırıp kadehi durmadan içmek istiyorum.
Sesinle uyanmak istiyorum.
Gece güne dönmüşken, sesin bana dönerken.
Sende bana dön sesinle.
Sesin kırdırsın bana kadehleri.
Çınlatsın şarap şişelerini.
Yıksın kadehlerden piramitleri.
Geride bıraksın gramofondaki sesi.
Şarap gibi sesin.
Bir kadeh sesinden içmek istiyorum.
Doyarak, kanarak, arzulayarak.
31 Temmuz 2013 Çarşamba
30 Temmuz 2013 Salı
Baykuş Kahkahası
Karanlıklardayım.
Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor: bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı...
Karanlıklardayım...
Ve uzaklardasın.
Cemil Meriç
Uzaktan bir baykuşun sesi geliyor.
Beni lanetliyen bir ses gibi.
Senin olmadığını haykırıyor sanki.
Filmlerdeki o kötü kahkahalar gibi.
İçimi ürpertmeye yetiyor.
Beni sensizliğin korkusu altında bırakmaya.
Enkaz altında yalnız kalmış gibi hissediyorum.
Baykuş gözümün önünde.
Kahkahası çınlarken kulaklarımda.
Giderek yerleşirken hafızama.
Derin bir ormanın köşesinden gelir gibi.
Önce yavaş yavaş, sonra daha yakın.
Ve giderek bana yaklaşan.
Kanat seslerini duyar gibiyim.
Bana uçuyor, yaklaşıyor.
Pençeleriyle beni yakalayıp o ormana götürecek.
Sensizliğin, sen girmeyen ormanına.
Beni de kahkahalarıyla boğacak.
Kim bilir benden önce kaç insanı boğdu?
Kaç yalnızı parçaladı, kim bilir?
Bende o kervana ekleneceğim zamanla.
Kahkahasında kaybolup gideceğim.
Hür olan bir baykuşun.
Bütün seslerden ayırt edilen kahkasıyla.
Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor: bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı...
Karanlıklardayım...
Ve uzaklardasın.
Cemil Meriç
Uzaktan bir baykuşun sesi geliyor.
Beni lanetliyen bir ses gibi.
Senin olmadığını haykırıyor sanki.
Filmlerdeki o kötü kahkahalar gibi.
İçimi ürpertmeye yetiyor.
Beni sensizliğin korkusu altında bırakmaya.
Enkaz altında yalnız kalmış gibi hissediyorum.
Baykuş gözümün önünde.
Kahkahası çınlarken kulaklarımda.
Giderek yerleşirken hafızama.
Derin bir ormanın köşesinden gelir gibi.
Önce yavaş yavaş, sonra daha yakın.
Ve giderek bana yaklaşan.
Kanat seslerini duyar gibiyim.
Bana uçuyor, yaklaşıyor.
Pençeleriyle beni yakalayıp o ormana götürecek.
Sensizliğin, sen girmeyen ormanına.
Beni de kahkahalarıyla boğacak.
Kim bilir benden önce kaç insanı boğdu?
Kaç yalnızı parçaladı, kim bilir?
Bende o kervana ekleneceğim zamanla.
Kahkahasında kaybolup gideceğim.
Hür olan bir baykuşun.
Bütün seslerden ayırt edilen kahkasıyla.
Karanlıklardayım.
Baykuşun pençelerine esir düşmüş.
Nereye götürürse gitme mecburiyetinde.
Ormanda ücra bir köşede.
Onun o gözleri benim üzerimde.
Delici bakışları var baykuşun.
Sensizliktir işte bu baykuş.
Yanımda ve üzerimde daima o var.
Hissettiriyor yokluğunu kahkahalarıyla.
Beni delip geçen bakışlarıyla, seni andıran.
Gelde artık sustur şu baykuşu.
29 Temmuz 2013 Pazartesi
Cennete Giden Yol; İçinde
Ona, cennete giden yolu sorma. Dolambaçlı ve engebeli yolu tarif eder.
Stanislaw Jerzy Lec
Bildiğin yolda yürümelisin.
Bir insanın kalbinden geçen yol cennete gidendir.
Kalp, insana özgüdür, hisseder, hissettirir.
İnsanı sarar ve sarmalar.
Kalbinden geçen yolu bilmiyorsan,
Onu sana kimse tarif edemez.
Kimse seni oraya götüremez.
Cennete giden yol için; içine bakmalısın.
O dışarıda aranarak bulunacak bir yol değildir.
Fallarda da çıkmaz, haritalarda da.
Onun için kalbine ayna tutmalısın.
Kim var ise o aynada, cennetin yolu oradan geçer.
İnsanın içinden geçer o yol.
O yol ki cennete giden kutlu yoldur.
Ne uzaktadır ne bilinmezlik içerisinde.
Ne de görünmeyen bir yoldur o, apaçık ortadadır.
Bak ki gönlüne göresin o yolu.
Saklanırsan bir başkasının ardına.
Gizlersen benliğini korkaklıkla, o zaman hapsolursun.
Yok olursun sana ait olmayan bir senlikte.
Giderek uzaklaşırsın o yoldan ve kaybolursun.
Haritası yoktur, geriye dönemezsin.
Bilen yoktur, kimse seni oraya götüremez.
Kimseye sorma cennete giden yolu.
Dön kendine, dön içine, dön kalbine.
Sor usulcacık oraya, kimseye duyurmadan.
Çıt dahi çıkarmadan yaşa sessizce orada.
Yolu kendin bul ki minnettarlığın kendine olsun.
Kalbin bulsun doğru yolu.
Başkası dolambaçlı yollara götürür.
Dikenli vadilerden geçirir.
Ayakların dikenlerden acır, yolu geçemezsin.
Dön içine, bul kendi yolunu, gönül rahatlığıyla.
28 Temmuz 2013 Pazar
Taş
Denizden çıkmış bir taş olsam, beni sever misin?
Öyle yosun tutmuş dipte dururken.
Denizin derinliklerindeyim, yanımda kimse yok.
Her tarafta balık sürüleri dolanırken.
Yanımdan deniz atları geçerken.
Ben öyle kımıldayamadan kalmışken, beni sever misin?
Deniz kokusu giderek siner bana.
Oysa denizler bana seni çağrıştırır hep.
Gözlerinin yeşilindeki denizi duyarım.
Hep denizin içinde yaşamak var şimdi.
Gözlerinden yavaş yavaş aşağıya inmek.
En dipte, karanlık bir kıyıdayım.
Denizin en derin mevkiisindeyim.
Yosunlarım giderek çoğalıyor.
Daha bir koyu oluyor giderek, yeşil koyulaşıyor.
Karanlığa hapsolmuş yosunlu bir taş olsam, beni sever misin?
Balıklar yanımda gezerken.
Deniz yıldızları komşuluk eder bana.
Yoldaşım yine yosunlu bir taş olur.
Başka kimsem olmaz, yapayalnız dururum.
Yanımda yosun tutmanı isterim.
Yosunlar bütün vücudumu kaplamışken, beni sever misin?
Öyle yosun tutmuş dipte dururken.
Denizin derinliklerindeyim, yanımda kimse yok.
Her tarafta balık sürüleri dolanırken.
Yanımdan deniz atları geçerken.
Ben öyle kımıldayamadan kalmışken, beni sever misin?
Deniz kokusu giderek siner bana.
Oysa denizler bana seni çağrıştırır hep.
Gözlerinin yeşilindeki denizi duyarım.
Hep denizin içinde yaşamak var şimdi.
Gözlerinden yavaş yavaş aşağıya inmek.
En dipte, karanlık bir kıyıdayım.
Denizin en derin mevkiisindeyim.
Yosunlarım giderek çoğalıyor.
Daha bir koyu oluyor giderek, yeşil koyulaşıyor.
Karanlığa hapsolmuş yosunlu bir taş olsam, beni sever misin?
Balıklar yanımda gezerken.
Deniz yıldızları komşuluk eder bana.
Yoldaşım yine yosunlu bir taş olur.
Başka kimsem olmaz, yapayalnız dururum.
Yanımda yosun tutmanı isterim.
Yosunlar bütün vücudumu kaplamışken, beni sever misin?
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Başka Bir Sen Yok
Ellerin geliyor aklıma.
Yumuk yumuk bir bebeğin narin elleri gibi.
Narin, beyaz ve ince, kusursuz bir eser gibi.
Saçların geliyor gözümün önüne.
Rapunzel'in kuleden uzanan saçları.
Uzanıp tutmak istiyorum onları.
Tırmanmak istiyorum senin olduğun kuleye.
Saçlarına sarılıp yatmak istiyorum.
Bir tutam saçına mest olmuşken.
O kulede seni bulmalıyım.
Bu kadar tırmanmışken orada sen tutup almalısın yanına.
Kuleden seyretmeliyiz dünyayı.
Hep orada kalmalıyız, herkesten uzakta.
Ve sözlerini işitiyorum.
Sesinle sarhoş olmak istiyorum.
Hoş bir musiki gibi çalınıyor kulağıma.
Ben hep seninle olmak istiyorum.
Yanında olmak, yumuk yumuk ellerini tutmak.
Öyle bir tutmak ki bir daha bırakmamak.
Parmak aralarımı parmakların doldurmalı.
Elim boş kalmamalı hiç, gönlümdeki sevgin gibi.
Saçların sürekli gözlerimi kamaştırmalı.
Hep bir değer gözetmeli gözümde.
Gözlerin hep yeşili sahiplenmeli.
Yeşil senin gözlerinden başka hiçbir yerde yokmuş gibi.
O sadece sana özgü bir renk olmalı.
Başka kimse yeşilin nasıl bir renk olduğunu bilmeyecek.
Sadece ben bileceğim ve kimseye söyleyemeyeceğim.
Bu bizim sırrımız olacak.
Yalnızca bizim bildiğimiz bir yeşil olacak bu.
Bir renk düşün ki sadece gözlerinin renginde olsun.
Senin gibi olsun, eşsiz.
Bir başka sen yok.
Ne yeryüzünde ne başka bir yerde.
Bir başka sen olmayacak hiçbir zaman hiçbir yerde.
Yumuk yumuk bir bebeğin narin elleri gibi.
Narin, beyaz ve ince, kusursuz bir eser gibi.
Saçların geliyor gözümün önüne.
Rapunzel'in kuleden uzanan saçları.
Uzanıp tutmak istiyorum onları.
Tırmanmak istiyorum senin olduğun kuleye.
Saçlarına sarılıp yatmak istiyorum.
Bir tutam saçına mest olmuşken.
O kulede seni bulmalıyım.
Bu kadar tırmanmışken orada sen tutup almalısın yanına.
Kuleden seyretmeliyiz dünyayı.
Hep orada kalmalıyız, herkesten uzakta.
Ve sözlerini işitiyorum.
Sesinle sarhoş olmak istiyorum.
Hoş bir musiki gibi çalınıyor kulağıma.
Ben hep seninle olmak istiyorum.
Yanında olmak, yumuk yumuk ellerini tutmak.
Öyle bir tutmak ki bir daha bırakmamak.
Parmak aralarımı parmakların doldurmalı.
Elim boş kalmamalı hiç, gönlümdeki sevgin gibi.
Saçların sürekli gözlerimi kamaştırmalı.
Hep bir değer gözetmeli gözümde.
Gözlerin hep yeşili sahiplenmeli.
Yeşil senin gözlerinden başka hiçbir yerde yokmuş gibi.
O sadece sana özgü bir renk olmalı.
Başka kimse yeşilin nasıl bir renk olduğunu bilmeyecek.
Sadece ben bileceğim ve kimseye söyleyemeyeceğim.
Bu bizim sırrımız olacak.
Yalnızca bizim bildiğimiz bir yeşil olacak bu.
Bir renk düşün ki sadece gözlerinin renginde olsun.
Senin gibi olsun, eşsiz.
Bir başka sen yok.
Ne yeryüzünde ne başka bir yerde.
Bir başka sen olmayacak hiçbir zaman hiçbir yerde.
26 Temmuz 2013 Cuma
Aforizmalar III
- Gökte dolanan yıldızlar var. Şimdi bir yıldız olsan seni tutmak için dünyayı dolanırdım.
- Dergaha kabul edilmeyi bekleyen dervişler gibiyim aslında. Gönül dergahına kabul edilmeyi bekliyorum. O kapının önünde bekliyorum, sabahlıyorum, içeri al beni.
- Ay saklanmış burada, ortada yok. Sen yoksun diye bulutlara gizlenmiş.
- Seni özlemekte güzel ama sen daha güzelsin.
- Düşünüldükçe daha da çoğalıyorsun.
- Uyusam rüyamda, uyansam hülyalarımdasın. Her daim bendesin.
- Sen benim paha biçilmez sanat eserimsin.
- Beni sadece sen uyandır, başka kimse uyandırmasın. Ben sadece sesinle uyanmak istiyorum. Ve her uyanışımda seni yanımda bulmak, dudaklarında kocaman bir gülümsemeyle.
- Özgür ol. Ben duvarlardan hoşlanmam. Gökte duvar yok, uç bana doğru. Bırak geride ne kalırsa kalsın.
- Onlarca kitap okudum. Meğer hepsi sana dair güzel bir şeyler söyleyebilmek içinmiş. Anlamını şimdi anladım.
- Senin için güzel olabilecek birkaç cümle söyleyebilmek için yüzlerce kitap daha okumaya hazırım ve yüzlerce film izlemeye ve yüzlerce şiir ezberlemeye ...
- Kulaklarımda sesin çınlıyor. Uzun zamandır yakından duymadığım sesin. Musikinin en güzel tonundaki sesin. Sevgili sesin.
- Her şeyin vakti geldi. Seninde bana gelme vaktin gelsin. Gelsin, gecikmesin, sağda solda oyalanmasın, gelme vaktin gelsin hemen.
- Cennetin fethi yakın. Sen gelince fetih tamamlanacak.
- Gökyüzünde bir sürü yıldız vardır şimdi. Ama hiçbiri sizin kadar aydınlatmaz içimi. Sen güneşten daha aydınlıksın ve sıcacık ve sevgi dolu.
- Sevgimin kaynağı sensin, sen çok büyüksün ki sevgimde senin için büyük.
22 Temmuz 2013 Pazartesi
Adem'den Havva'sına VI
Havva'ya;Uzun bir gece, çok uzun soluklu bir gece Havva. Soluk alamazken soluksuz bir gece.
Kapkara bir gece, görülmemiş karanlıkta bir gece, vahşi bir gece.
Sessizlikle kaplanmış bir gece Havva, sensizlikle dolu bir gece.
Umarım korkutmuyordur bu gece seni, karanlıktan korkmuyorsundur.
Seni ele geçirmiyordur bölük pörçük acılar, sonlanmaz düşünceler.
Vahşi bir canavar karanlığın içinden çıkıp her gece beni kovalıyor.
Sürekli peşimde, bana saldırmakta, onu senden uzak tutmaya çalışmaktayım.
Bu karanlık gece seni korkutmasın Havva, yalnızlık seni dağlamasın.
Kuytu karanlıklarda saklanmış o canavarı bekliyorum.
Tıpkı onun beni beklediği gibi, her gece pusu kurmakta.
Savunmasızım ben, savunma isteğim yok, savunmaya değer elimde bir şey yok.
Beni koruyan kanatlar üzerimden kalktığından beri gücüm yok.
Sabah olana kadar boğuşmaktayım onunla, o canavar nerede yaşarsa.
Karşıma çıktığı an belirmiyor, ayırt edilmiyor. Sanki zayıf anlarımı biliyor.
Gerçi artık hiç güçlü anım yok Havva, hep zayıf, hep savunmasızım.
Ruhumu yırtıyor o canavar, bedenimi delik deşik ediyor.
Aklımı zehirleyip etimi dağlıyor.
Giderek daha da büyüyor, Gulyabanileşiyor.
Her saldırısında nefreti daha da büyüyor, daha acımasızca saldırıyor.
Beni koruyan kimsem yok, yanımda hiçbir iz yok.
Ne bir söz ne bir göz.
Nerede olduğunu bilmediğim halde bana saldıran bir canavar var sadece.
Uzun gecelerde sürekli aklımın köşelerinde beni arayan.
Bütün düşüncelerimi gözümün önünde ateşe atan bir eli var, simsiyah.
Vahşi bir gülüşü var, ağzında sivri dişleri, yüzünde acımasız bir insanın yüzü.
Ateşi düşüncelerimle harladığı bir gücü var, küllenemeyen bir fikir.
Beni benden eden biri var, beni bensiz koyan.
O canavar kim bilmem, necidir, ne ister, ettiği ise sensizliktir.
Gece uzun, sensizlik uzun, karanlık uzun.
Korkmayasın sakın Havva, karanlıklar ele geçirmesin seni, sen hep aydınlık kal.
Uzakta da olsan aydınlat, hep dolunay gibi kal, bulutların önüne geç.
Ben boğuşurum canavarla, sen hep öyle kal.
İçimde bi dolu karanlıkla, canavarla boğuşmaktayım, daha çok sensizlikle savaşta.
VI
21 Temmuz 2013 Pazar
Adem'den Havva'sına V
Havva'ya;Yaz dönümü başladı buralarda Havva, günler giderek kısalıyor.
İçimi kaplamış o karanlık artık bütün dünyayı kaplıyor.
Gece benim içimden doğuyor, ben izliyorum. Ellerim bomboş.
Ağaçlar çürüyor, çiçekler soluyor, gün bitiyor, ben kalıyorum.
Gökyüzünde yüzen bir gemiye takılıp gitmeliyim oysa, kalmamalıyım.
Esaret altındayım, kımıldayamıyorum ve sessizce bekliyorum.
Gece giderek uzarken her gece dolunay beliriyor tepemde.
Bembeyaz bir yüzü var onunda senin gibi, nur gibi.
Aydınlık saçıyor dünyaya, karanlığı bölüyor bir yandan.
Doğacak güneş için nöbet tutuyor zifiri havada.
Yüzümü ona döndüğümde seni görecek gibi oluyorum.
Belki sende ona bakıyorsundur şimdi diye düşünüyorum.
Nerede ve nasılsan bir fırsatını bulup dolunayda kendini görüyorsundur.
Senin kadar eşsiz, senin kadar engin, senin kadar beyaz.
Bir zaman sesin bana ona bakmamı fısıldardı, yüzün belirirdi orada.
Bizden başka kimse dolunayı bilmez derim, sanki onu biz keşfetmişiz gibi.
Ay evrendeki yerini alalı binlerce yıl dahi olsa onu yeni bulmuş gibiyim.
Sen bana onu gösterdiğinde yeniden keşfettim sanki.
O zamana kadar ne böyle bir cisim bilirdim ne böyle bir evren.
Sen geldin ve evrenin merkezinde bana hiç görmediğim gezegenleri gösterdim.
Hiç bilmediğim şeyleri tattırdın, sonra bir kadeh zehirle bıraktın.
Yaz dönümü başlamış, sonbahar gelirken bende solmak istiyorum.
Önce gövdem yavaş yavaş bükülsün.
Sonra boynum çiçeği taşıyamayacak hâle gelen bitkiye dönsün.
Ayaklarım, kökler gibi topraktan dışarıya fırlasın, yeryüzünde tutunamasın.
Benzim yavaş yavaş solsun, günden güne rengini kaybetsin.
Yapraklarım yavaşça toprakla buluşsun.
Rüzgar savursun beni havaya, bende kapılıp gideyim.
Sonbahar, son olsun artık, sonda bitsin.
Günlerle beraber bende kısalayım, eriyeyim, kalmayayım geriye.
Artık arkamda ne adım vardır ne benden bir parça.
Sadece yokluk var gibidir, sadece bilinmezlik.
Sanki hiç yaşamamış gibiyimdir, hiç bilinmemiş.
Bir ot gibi eriyip gitmiş, kaybolmuş, bir ot kadar bile yaşayamamış, yaşatılmamış.
Kurak bir adada çürüyüp gitmiş
Ormanın karanlıklarında, siyah bir köşeye çekilmiş, bataklığın göbeğinde.
V
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Adem'den Havva'sına IV
Havva'ya;Sen gülmüştün, güller açmıştı gönlümün derinliklerinde.
Bana doğru koşuyordun, rüyalarımda.
Kim sarstı da uyandırdı beni Havva? Hangi ses böldü uykumu bilmem.
Bu ormanın derinliklerinde gene kayboldum ben.
Sürekli kayboluyorum, kaybolmak bana düştü, yolumu şaşırmak.
Sensiz ben nicedir böyle acı çekmekteyim, amansız bir acı.
Burada sarmaşıklar ağaçların beline dolanıyor, benimde boğazıma.
Hepsi sarılıp boğazıma beni boğmak istiyor.
Bende teslim ediyorum kendimi, ama alamıyorlar canımı bir türlü.
Meğer canım benden uçalı çok olmuş, canım canına karışmış.
Bende değil sendeymiş benim canım, alamadılar.
Kalakaldım burada böyle yalnız anlayacağın, kurtarıcımdan uzakta.
Toprağın üzerinde bir sürü dikenler büyüdü.
Hepsi ayaklarıma batıyor artık ve ben yürüyemiyorum.
Hani sorardın, parmaklarında çok iz var diye, şimdi ayaklarımda da varlar.
Artık o kadar yorgunum ki uzanmak istiyorum ıssız bir ağacın dibine.
Üzerimde çimler bitsinler yorgan olarak.
Ölüme yatmak istiyorum Havva, ölmek, bir anda, sertçe, hızlıca.
Bu yorgunluk artık bedenime hapsoldu ve terketmiyor.
Adım atmaktan acizim artık, ayağa kalkmaktan, yaşamaktan.
Ne olur en azından ölüm becerebileceğim bir şey olaydı.
Buraya o kadar yabancıyım ki hiçbir işi beceremiyorum.
Elimden gelen bir iş yok, yapabileceğim bir şey, bir amacım yok.
Burada böyle kapana kısılmış bekliyorum, neyi beklediğimi bilmeden.
Bu kadar yorgunken hiç uyanmak istemiyorum.
Uyku gibi olsa ölüm, onun kadar yavaşça ele geçirse bedenimi.
Bir ağacın dibinde çürüsem zamanla, ağır ağır çürüse bedenim.
Bedeninden çok uzakta çürüse, kemiklerim öyle kalakalsa.
Senden uzakta kemirseler bedenimi.
Etimi yeselerde çoğalsa doğadakiler, büyüseler.
Hayat bulsalar hayatımdan, güçlenseler, yaşasalar.
Yaşamak, sahi nasıldı ki o? Nasıl becerilebilirdi?
Bu kadar dışındayken her şeyin, bu kadar içinde kaldım yabancılığın.
Havva, cananım, canımdan yoksunum gayrı.
Ölüm gelsin artık misafirim olsun.
Yabancıyken dünyaya, hasretim uykuya, seninle olamamak var ya sonunda.
IV
Değer de sensin değerli de...
yağmurlu bir güne başladı hayat
yağmura uyandı istanbul
sonra sen sonra ben
huzurla doldurdu içimi önce yağmur
sonra düşüncelerin
en güzel anlardan en yalnız anlara
yağmur küçük tanecikler halinde sızıyor.
yağmura uyandı istanbul
sonra sen sonra ben
huzurla doldurdu içimi önce yağmur
sonra düşüncelerin
en güzel anlardan en yalnız anlara
yağmur küçük tanecikler halinde sızıyor.
gri bir gökyüzü karanlık şimdi sokaklar
zıtlıkla içim apaydınlık yine bugün
değerlisin değersin zaten
biliyorum yine bendesin
değerliyim yine sende
ben sende sen bende
değerler artıyor gün gün
yağmur yine pencerede
ıslak gökyüzü görünebildiği kadar
huzur veriyor yağmur da senin kadar
saçaklardan süzülen damlalar kadar
zıtlıkla içim apaydınlık yine bugün
değerlisin değersin zaten
biliyorum yine bendesin
değerliyim yine sende
ben sende sen bende
değerler artıyor gün gün
yağmur yine pencerede
ıslak gökyüzü görünebildiği kadar
huzur veriyor yağmur da senin kadar
saçaklardan süzülen damlalar kadar
kimsesiz bazen dünya
devam ediyor yolculuk
herkesin bir adımı var döndüğü yönde
kimi ilerleyemiyor bir an
kimi de zaten olduğu yerde
sen de dön sen de yağmur ol
belki küçük bir su tanesi karış toprağa
bu ayrı gayrılık niye
madem ben damlayım sen yağmur
madem ki yağıyoruz yine deli
kış kadar sessiz
ıslak kiremitler kadar soğuk
yaşanmamış hayatlar kadar güzel
hiç görülmemiş yerler kadar merak içinde
bu ayrı gayrılık niye
sen bir damla ol yine
ben kimsesiz bir kıyı
buluşalım hiç bulunmamış maviliklerde....
devam ediyor yolculuk
herkesin bir adımı var döndüğü yönde
kimi ilerleyemiyor bir an
kimi de zaten olduğu yerde
sen de dön sen de yağmur ol
belki küçük bir su tanesi karış toprağa
bu ayrı gayrılık niye
madem ben damlayım sen yağmur
madem ki yağıyoruz yine deli
kış kadar sessiz
ıslak kiremitler kadar soğuk
yaşanmamış hayatlar kadar güzel
hiç görülmemiş yerler kadar merak içinde
bu ayrı gayrılık niye
sen bir damla ol yine
ben kimsesiz bir kıyı
buluşalım hiç bulunmamış maviliklerde....
düşünüyorum bu kadar değerliyken her saniye
değersiz zamanlarda harcamak niye?
Anekdot: 11.01.2013 tarihinde, canımdan bir yazı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)