Günlüğüme Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlüğüme Karalamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2012 Pazar

Kazağımın Söküğü

Kazağımın söküğü ilmek ilmek.
Dolanıyor parmaklarıma.
Uzaktan bir kuş sesi geliyor kulaklarıma.
O kuş ki, Anka olsa gerek.
Dinler dururum kıpırdamadan.
Kahvemizin taneleri gelir Ekvator'dan.
Sen tadasın diye en baştan.
Porselenleri işlenmiş İznik'ten.
Yaldızlarla donatılmış her yandan.
Sen dokunasın diye en baştan.
Çikolatamız daha güneyden.
Tadını hissedelim diye her yandan.
Yudumlamaya başla kahveni.
Kurtulsun açlığından bütün hücrelerin.
Canlansın artık göz bebeklerin.
Gölgelendirip dursun resmi ellerin.
Dudaklarım hareketsiz kalır öyle.
Eylemsizlik içindeyim böyle.
Kazağım sökülür mü ki acaba.
İlmekleri atılmış aslında kördüğüm.
Çözülse olur ilginç bir düğüm.
Kalemim buluşur beyaz sayfalarla.
Siyah bir resim çıkar ortaya.
Kalın çizgilerle belirginleşmiş.
Altın sözlerle ölümsüzleşmiş.
Vakit altın tozundan.
Saf metalin ışıltısından.
Neden bu kadar hızlı?
Hızlı olmasa anlamazdık değerini.
Değeri olanlar ölümsüzdür.
O yaşatılır en derinlerde.
Gün bitmemeli aslında.
Batan güneşe lanetler okunmalı.
Vakti ihbar eden saatler kâhrolmalı.
Ve uğuldayan kargalar susmalı.
Zaman geçiyor işte.
Elde avuçta yok bir şey.
Çünkü hiçbir şey ele avuca sığacak gibi değil.
Zaman ve mekân ölümsüz.
Hayat bulan farklılaşmalar.
Gün bitti.
Ölümsüzleşerek.
Akşam oldu.
Vakit geldi.
Saat tıngırdadı.
Gece 12'de 12 kez.
Gong sesleri çok yakında.

Günlüğüme Karalamalar;
22.12.2012 Bir Cumartesi Akşamı






2 Kasım 2012 Cuma

Boş Koridorlar

Koridorlar uzanıyor, ekvator gibi dolanıyor dünyayı.
Vakit kendini inkâr ediyor ve geçmek bilmiyor.
Sessizlik çökmüş her bir yana,
Ayak seslerinden gayrı işitilen seda,
Kendi kendine konuşmaktan başka çare yok.
Eller arkada kenetlenmiş, dört duvar arasında yürüyorum sanki,
Gömleğim iliklenmiş son düğmesine kadar;
Ayaklar kararsız bir ritimde hareket etmekte,
İleri mi gidiyor geri mi, kestirilemiyor.
Soğuk içime işliyor, üşüyorum,
Yoksun, görüyorum.
Kendi sorularıma kendim cevaplar veriyorum.
Zaman geçmiyor, ben kendimden geçiyorum.
Bütün vaktimi kitaplara ayırıyorum.
Sayfalar hızla çevriliyor,
Harfler gözümde dahada küçülüyor.
Okul uzun bir zaman dilimini kaplıyor,
Konular bitmez tükenmez bir biçimde dolanıyor.
Kalemim her saniyede daha fazla tükeniyor,
Zil sesleri işitiliyor.
Eve olan yolculuğum her zamankinden daha uzun sürüyor,
Boş koridorlar, bomboş hayatları sürüklüyor.

Boş koridorlar,
Yaşanamamışlıklardır.

Günlüğüme Karalamalar;
02.11.2012 Bir Cuma Sabahı

22 Ekim 2012 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Pazartesi sendromu var çoğu kimsenin şikâyet etmekte olduğu.
O sendroma dahi uzak kaldığım günlerim var şu sıralar.
Günleri birbirinden ayırt edemiyorum.
Günler, haftalar birbirine girmiş.
Zincirler halinde peş peşe sıralanmış.
İnsan her şey için şükretmeli.
Verilen her nimet için, her anımız için.
Birkaç ay önce belki küfrettiğimiz Pazartesi günü artık sadece bir isim.
Bütün günler aynı tempoda.
Aynı yorgunlukta.
Hem fiziken, hem mental açıdan.
Pazartesi sendromuna özlem duyuyorum şu sıralar.
Büyük bir hırsla ona tekrar kavuşmak istiyorum.
Bugün Pazar dendiğinde mutlu, yarın Pazartesi dendiğinde canı sıkkın birisi olmak istiyorum.
Bütün bunları bir Pazar gecesinde, Pazartesi'ye bağlanan saatlerde yazıyorum.
Duygulardan yoksunmuşum havasıyla, hislerim kaybolmuş gibi.
Çünkü biliyorum, ertesi günde farklı olmayacaktır.
Biliyorum.

Günlüğüme Karalamalar;
21.10.2012 Bir Pazar Gecesi

18 Ekim 2012 Perşembe

Dergahtan Bakış

Dergahtan izlemek farklıydı İstanbul'u.
Bulduk onu.
Bastığım yerlere toprak diyerek geçmedim, tanıdım.
Atalarımın ayak izlerini gördüm.
Sarıklarının kıvrımlarında geçmişlerini gördüm.
Siyah mezar taşlarında bembeyaz bir aydınlığı gördüm.
Ağaçların her yaprağında sonbaharı gördüm.
Maneviyat ağacının kokusunu içime çektim.
Derinleşen bir kuyunun içinde buldum kendimi.
Geçmişin varlığı gelecek kadar beklentilerle dolu.
Ufacık sokaklarda adım adım yürüdüm.
Bir adımın diğer adımından hızlı olsa birine çarpacak kadar dar yollar.
Ama yolların darlığı içimi genişletecek kadarda önemli.
Hissiyatım giderek kuvvetleniyordu.
Söylenen her söz altın değerinde önemliydi benim için.
Hasodabaşının perçemleri kadar uzun uzadıya düşünmek geldi içimden.
Silahtarağa kadar ağır adımlarla ilerlemek istedim.
Üstad'ın şiirlerinde kendimi kaybetmek geçiyordu içimden.
Duaların içinde gözlerimi sımsıkı kapatmak.
'Diriler ölülerden daha tehlikelidir.' dediler, düşündüm, taşındım, onayladım.
Mezarların içerisinde ahşap bir evim olsun istedim.
Orada yatanlar yatmayanlardan daha güvenilirdir dedim.
Acaba oranın ev sahipleri benide misafir olarak kabul eder miydiler?
Banklarda sabah olana kadar yatmak istedim.
Her ne kadar bankta uyumanın adabını bilmesemde.
Sabahın esintisinin getirdiği o kapı tıkırtılarını dinlemek geldi içimden.
Fuzûli'nin ismi dolanıyordu zihnimin bir yerlerinde.
Orada geceden gündüze açılan kapıyı çıplak gözlerle görmek istedim.
Uzun uzadıya fevkalade bir gündü aslında.
Her ne kadar içimizde burukluklar olsada.
Başlayan her şey biter.
Bugünde bitti.
Hoş bir seda ile.
'Dönüyoruz.'

Günlüğüme Karalamalar;
18.10.2012 Bir Perşembe Sabahı