28 Eylül 2013 Cumartesi

Yalnızlık Diz Boyu

"Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına; sırılsıklam yalnızım aslında." Edip Cansever

Yalnızlık diz boyunu aştı,
Boğacak yoluna çıkan herkesi,
Önüne çıkan herkesi kendine dahil edecek.
Bir yalnızlar ordusu kuruluyor belki.
Benim yalnızlığımdan bir ordu kuruluyor.
Bir savaş çıkıyor bende, yalnızlıkla boğuşuyorum.
Ne mağlupsun ne galip, arada kalmışsın, safın yok.
Saf nedir bilmez arada gezersin.
Ne gülebilirsin ne ağlayabilirsin.
Ölende sensindir, öldürende.
Ne yapmalı insan ki bu savaş bitmeli, bilinmez.
Kalabalıklaştıkça etraf, yalnızlaşır insan.
Gürültüde sessizlik başlar, insan duymaz artık.
Sağır olmuştur dolanır, kör olmuştur oyalanır.
Ne bilen vardır ne gören.
Ne yapacağını bilmez dolaşır.
Savaş ne olmuştur anlamaz, kaybettiğini görmez.
Kendine ait bir yer bulamaz, gömüleceği toprağı sevmez.
Böyle sürer gider yaşam.
Yalnızlık diz boyu aslında, farkında değilken.
Aştı boyu boğdu insanı, boğdu beni, görmediler.
Görenler kaçıverdi, kalanlar görüverdi, görüverenler seyre daldı.
Kimse uzatmaz elini, sen uzatmaz isen.
Yalnızlık boyu aştı, boy yalnızlıktan görülmez oldu.
Boyum giderek kısaldı, sesim giderek kısıldı, gözlerim giderek alacalandı.
Ellerim tutmaz, tutsa da fark etmez, tutacak el bulamaz.
Yalnızlık aştı boyu, artık önünde kimse duramaz.

27 Eylül 2013 Cuma

Yardıma Koş

“‘Eğer yardımına koşan birileri olsaydı, her şey ne denli kolaylaşırdı.’ diye düşündü Gregor.”

Franz Kafka - Dönüşüm

Yardım ettiğinde hayatın dahada kolaylaştığı gibi.
Elinin değdiği ne varsa bir anda farklılaşıyor.
Daha kolay oluyor, daha anlamlı ve daha açık.
Senin bıraktığın izler içinde bir gizemi barındırıyor.
O gizemi açığa çıkarmaya çalışıyorum.
Yaşamın büyük sırrına ulaşmalıyım.
Senin sırrın geliyor önce, senin sırrını çözerek başlayacağım.
Bana yardım etmelisin, ellerin benim sırrımı çözmeli.
En çok bana uzatmalısın ellerini, beni tutmalısın sıkıca.
Fırtınalar devirememeli, köklerimiz sımsıkı bağlanmalı birbirine.
Ayırt edilemeyecek bir mevkiye ulaşmalıyız.
Sen, kolaylaştırmalısın bize bu yolu.
Pusulam olmalısın ve bilinmez yollardan beni bilinene ulaştırmalısın.
İçinde sen olursan kolaylaşacak yaşam.
Yaşamın sırrı senle başlıyor benim için, sırrımın bir parçasısın.
Yardım edebilecek başka bir şahıs namevcut hayatımda.
Sadece sen varsın, diğer senlerden daha yukarıda, üzerinde.
Sana yakın olan yok, benden başka yakın olabilecek yok.
Bir sen varsın herkesten farklı, bir ben varım herkesten gayrı.
Uzağım insanlara, kolaylaştır işimi, ulaşayım sana.
Bütün yolları aşayım, varayım sana.
Kavuşayım, kolaylaştır yolumu, izini kaybettirme.
İzini takip edeyim, tut elimden, izinle birlikte bulayım.
Yardıma koş, yardımıma, yardım edersen kolaylaşacaktır.
Bana koş, hemen koş, hemen koşarsan olacaktır.

Kurtuluş Yok

“Huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktu.”

Aylak Adam - Yusuf Atılgan



Huzur sensin benim için.
Huzuru getiriyorsun bana.
Taşıyorsun parça parça bütün mutlulukları.
Bir gün onun tamamını görmeyi istiyorum.
Mutluluğun kocaman kucağına doğru koşmak ve ona sarılmak.
Sen mutluluksan eğer, sana sarılmak, bu kadar.
Bu kadar işte kaybolmuş bütün anlam, dünya bu kadar.
Bugünden ibaret, bugün ise yok, kurtuluş yok.
Sımsıkı kavramak ve onu bırakmamak istiyorum.
O bana kendini gerçekten gösterdiğinde bir daha bırakamayacak kadar sıkıca kavramak.
Kurtuluş sensin, hayat işte bugün.
Yarının meçhullüğüne aldanmamalı insan.
Sürekli, gelecek bir 'gelecek' fikri yutuyor insanlığı.
Dişleri dökülmüş ve ağzını açmış kocaman bir canavar; gelecek.
Bizi yutmamalı, bizden uzakta avlanmalı.
Huzur bugüne sığmalı, bugün yaşanmalı.
Hayır, hayat ertelenmez, ertelenemez.
Geçmiş gelmiyorsa, gelecekte gelmez.
Geldiği an biz nerede oluruz bilinmez.
Şimdi yalnızım, huzur bana çok yakın sayılmaz.
Zira huzur kaynağımdan uzaktayım.
Huzur tanımadığım uzak bir akraba, göremiyorum.
Hayır, kurtuluş yok işte, kurtuluşum yok.
Bende kayboldum bu canavarda.
Belki yuttu beni, belki sararmış dişleri arasındayım.
Koparıyor ve lime lime ediyor damaklarında.
Bu canavar yapıştı bana, kurtarmıyorsun.
Kurtuluş yok, huzur bugün yok, huzur kaynağım yok.

Mimarın Proje Defterinde

"Asıl mimar, kalbinde koca bir saray inşa edebilendir."

( A Moment to Remember )


O mimar sensin benim için.
Benim mimarımsın, kalbimde koca bir saray inşaa edensin.
Bütün bir kenti baştan aşağı yeniden yapansın.
Gönül ülkemde elinin uzanmadığı yer kalmadı.
Artık her yerde senin dokunuşun var.
Bir saray inşaa ettin, içinde yalnızca sen oturuyorsun.
Başka kimsenin yaşama izni yok bu ülkede.
Yalnız sen yaşıyorsun, herkesi öldürüyorsun.
En iyi muhafızlar bekliyor senin kapında.
Hepsi en iyi silahlara bürünmüş, korku nöbet tutuyor önünde.
Ne zaman sarayına birisi girmeye kalksa korkutuyorsun beni.
Sensizlikle sınıyorsun, sarayı yıkmakla korkutuyorsun.
O saray hep ayakta kalacak, yıkılma nedir bilmeyecek.
Her bir tuğlası bir başka coğrafyadan getirildi.
Her birinde farklı bir duygu var.
Bütün duyguları seninle tattım, sen bütün duyguların içindesin.
Korkuda sen varsın, heyecanda sen varsın, mutlulukta sen varsın.
Yalnızlıkta bile senden bir iz var, senin getirdiğin bir yalnızlık var.
Şimdi o sarayımın mimarı olan sen:
Beni benle yalnız bıraktığında ben benden çok uzaklaşmış olacağım.
Sarayın taşları zamanla yosunlanacak.
Ben onları sen yokken temizleyemeyeceğim.
Sarayın çiçekleri zamanla solacak.
Ben onları sen yokken canlandıramayacağım.
Sarayın merdivenleri zamanla kısalacak.
Ben onlara sensiz adım atamayacağım.
Kimse yaşamayacak o sarayda, kimse bilmeyecek.
Mimarın proje defterinde bana da bir sayfa ayır.
Sarayında bir zindanda olsa bana da bahşet.
Sen sultansın herkesten uzakta bir krallıkta.
Sarayında mutlu yaşa, orada kal.

Kış Gelmesin

“Kış gelmek üzere, oysa ki gönül kışa girmeye hazır değil…”

Nazım Hikmet RAN


Yağmurlar düşmeye başlar yakında, önce sağanak halinde.
Giderek arttırır şiddetini, çöker insanlığın üzerine.
Kara bulutlar, ak bulutlar, hepsi bir arada, iç içe geçmiş.
Bir yanda yağmur taneleri iner, bir yanda rüzgar eser.
Doğa kendisini şaşırmış gibi, sallar insanı, alıp götürür.
Bulutlar hiç ayrılmazlar artık tepemizden.
Bir süre misafir olurlar bize, tepemizden ayrılmazlar.
Yağmur giderek azalır, onun yerini bir başkası alır.
Başka bir misafir gelir aylar süren bir yolculuktan sonra.
Mevsimler döner birbirine, yıl içindeki döngü devam eder.
Kar'la tanışırız o zaman, kar kendini tanıttırır bize.
Bembeyaz bir renk tanır dünyamız, doğa örtüsünü değiştirir.
Kış gelir en çetin koşullarıyla, zorlar bizi.
Gönül hâlâ sıcaktır, sıcaklığı şiddetlidir.
Hazır değildir kışa, hazır değildir hazana, hazır değildir ayrılığa.
Gönül hep baharı sever, baharla yaşar, baharı farklı tutar.
Bizim gönüllerimiz hep baharda kalmalı.
Kar yağmamalı gönlümüze, gönül kuşumuz hasta olmamalı.
Göç etmemeli, içimizde yaşamalı, kalbimizin sıcaklığına sarılmalı.
Sonbaharın sarı örtüsüne hazır değildim henüz, sen yoktun.
Karın beyaz örtüsüne hazır değilim henüz, sen yoksun.
Sen gelince kat kat artan örtülere artık gerek kalmayacak.
Sarı örtüyle beyaz örtü bir başka olacak.
Hepsinde bir güzellik olacak, kışın laleler açacak.
İstanbul örtülere bürünecek, ben kalbime dönüp sana bürüneceğim.
Gönül yorgun düşmeyecek, bende senden ayrı düşmeyeceğim.
Gönül, sensiz kışa hazır değil, kış gelmesin.

Milenka

Frank'ın ruhu ruhuma değdi ve ben Milenka'yı aramaya çıktım.
Onun izini sürüyorum, o yokken onun arayışını teslim aldım.
Şimdi her yanımda bu arayış için hazırlıklar var.
Beynim onun varlığını kabul ediyor giderek.
Kalbim bugüne kadar biriktirdiği tüm sevgiyi onun için harcıyor.
Harcandıkça artıyor bu sevgi, verdikçe çoğalıyor.
Bir garip hâle dönüştü, ne olduğu bilinmiyor.
Milenka geldi bana, ben onu tutmak istiyorum Frank gibi.
Milenka yaşıyor aslında, ondan daha sahici.
Daha güzel ve gözleri daha berrak.
Sözleri daha iyi seçiliyor ve yazısı çok daha görkemli.
Frank koşuyor Milenka'nın peşinden, izini sürüyor.
O duruyor önümde, duruyor içimde, içimde çoğalıyor.
Çığa dönüştü, giderek artıyor, içimde erezyonlara neden oluyor.
Yer yerinden oynadı daha doğrusu organlarım yerinden oynadı.
Uçuyor misali yer değiştiriyor ne varsa.
Buldum seni Milenka, sen bana sandığımdan daha yakınmışsın.
Gördüm seni Milenka, sen gözümden bile daha yakındaymışsın.
Sevdim seni Milenka, sen sevdiğimden daha sevilesiymişsin.
Hepsi senin için, sana dair hepsi, sen hepsi içinsin.
Milenka, senin fikrin giderek artıyor bende.
Frank tuttu kolumdan sürüklüyor sana, yaşadıklarını yaşattırıyor bana.
Bırakmıyor peşimi Frank, bıraktırmıyor seni.
O bana dokundu, sana doğru dönmem için, artık başka yöne dönemez oldum.
Ben Frank oldum sen Milenka, yaşıyoruz yaşadıklarını.

22 Eylül 2013 Pazar

Ruh Kangreni

'Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki..'

Oblomov - İvan Gonçarov


Sende damarlarımda öyle ilerliyorsun işte.
Hiç kimseye hesap vermeden istediğini yapıyorsun.
Ruhumun ellerini ellerinle yakaladın.
Yakınlaştırdın kendine, bağladın zincirlerle.
Ruhum senden uzaklaşamıyor artık.
Ruhunun elleri ruhumun boynuna sarıldı sonra.
Sıkmaya başladı hiç durmadan, ruhuma soluk aldırmadan.
Bileklerimi kavradın sımsıkı, kangren oldu ruhum.
Bedenimi kavradın sımsıkı, bırakmadın asla.
Ruhum ruhunla olmaktan mutlu.
Ruhum özgürlüğü tattı senin ruhunla olduğu müddetçe.
Şimdi uçup gidemiyor artık.
Kanatları kırılmış bir kuş gibi kanatlarının dibinde.
Yardımını bekliyor, uçmayı özlüyor.
Beraber uçacağımız günü anıyor.
Ruhum, ruhunu seviyor.
Ruhun için hizmet ediyor, ona bağlanıyor.
İkimizin arasında kimsenin görmediği bir damar var sanki.
Benim kanımla senin kanını birbirine karıştırıyor.
Benim damarlarımda senin, senin damarlarında benim kanım dolanıyor.
Kimsenin bilmediği bir damar bu, biz dahi göremiyoruz.
Ruhumla ruhun arasında bir bağ var.
Beni senden uzaklaştırmıyor, seni benden uzaklaştırmıyor.
Kangren olduk böyle birbirimize bağlanmışken.
Ruhlarımız kangrenli artık, birbirimizi bağladık.
Bağımlı olduk birbirimize, körcesine tutkun.

Sen'cilim

Gözlerin çok güzel ama bana baktığın zaman,
Dudakların çok güzel ama benim ismim çıktığı zaman,
Sesin çok güzel ama ben duyduğum zaman,
Bencilim ben.
Kokun çok güzel ama ben kokladığım zaman,
Gülüşün çok güzel ama sebebi ben olduğum zaman,
Ellerin çok güzel ama ben gördüğüm zaman,
Ve ağzın, yüzün, burnun ve her şeyin çok güzel ama bana ait olduğu zaman.
Biraz sen'cilim, birazda bencil.
İdare et cancağzım.

Sencilim işte, senin içinim, seninle yaşıyorum.
Sen yanımda olsanda, olmasanda; sencilim.
Seni yaşıyorum yalnızken dahi, seni taşıyorum.
Her yere seni götürüyorum, sen gelmesende.
Ayak sürüsende benlesin, bencilim.
Konuşmak istersen yalnız benle konuş,
Susmak istersen dahi yalnız benimle sus,
Gökyüzünü ancak benim yanımda seyret,
Benimle gör kuşların uçuşunu,
Deniz atları ben yanındayken yanında olsun.
Sen'cilim, sana bağlıyım, bağımlıyım.
İdare et canımıniçi.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Aforizmalar V

  • Sen sev de, ben severim sadece, senin sevdiklerini sevdiririm kendime.
  • 3 Ocak'ta dünyaya geldim, ama bir Eylül günü doğdum.
  • Gözlerin, kirpiklerin ve ben aynı kafesteyim artık, birde göz kapaklarımdaki resmin.
  • Her gece kalbime saplanan bıçaklar değilmiş, kirpiklerinmiş.
  • Göz, gözler, gözlerin, yeşil, yemyeşil, yeşilimtırak gözlerin, sevgili, sepsevgili, sevgili gözlerin.
  • Kirpiklerin canıma değse canımı alırlar, gözlerin ki ben onları tutamam.
  • Zehrini bir yudumda içtim, artık kanımdasın, canımdasın, en çok bendesin artık.
  • Küllerimden anka kuşları doğuyor, küllerinden yeni bir insan doğuyor, en başta ben.
  • Gökler şarkı söyler sen bakınca, gök susar sen susarsan ve yağmur damlaları düşmez toprağa.
  • Sevgi geldi, sevgisizlikten çatlamış avuçlara. Sıcaklık geldi, sarılmayı bilmediğinden soğumuş göğüslere.
  • Bunca insan arasında kimsesiz olmak ve kimseyi değil yalnız birini aramak büyük bir cezanın parçasıdır.
  • İnsan yalnız kalınca kendisini bir tepeden yuvarlanmış zanneder ve nereye varacağını kimse bilemez, ya uçuruma ya özgürlüğe.
  • Mahkum bir köle özgür bir şahtan daha yüksektedir eğer sevgiyi kalbinde taşıyorsa.

20 Eylül 2013 Cuma

Yusuf'dan Züleyha'sına III

Züleyha'ya;
Nil'in suyu çekilmeye başladı artık, giderek kayboluyor, bir daha hiç akmayacak gibi.
Sen yoksun, çölleşti artık suyun bol olduğu her yer, çöl bollaştı artık.
Balıklar yok artık bu nehirde, sen seversin diye intihar ettiler belki, bir daha gelmeyecekler Mısır'a.
Herkes nereye gitti böyle, doğa neden terketti burayı böyle anlayamıyorum.
Deniz nerede kaldı hiç bilmiyorum, ne yöndeydi bu çölün bittiği nokta haberim yok.
Nil'in suları çekildi ve artık timsahlar başıboş kaldılar, şimdi hepsi et peşindeler.
Yolumu kesiyor timsahlar ve Nil'in suyunun kesilmesini bana bağlıyorlar.
Yokluğun timsahları bile kışkırtıyor ve hepsi bana saldırıyor Züleyha, paramparça etmek istiyorlar.
Oysa zaten paramparçayım, derimin altında et kalmadığını bilmiyorlar, etimin kuru ve yavan olduğundan haberleri yok, timsahlar artık istemezler beni, ben zaten istem dışındayım.
Artık rüya göremiyorum, rüyalarıma siyahlık egemen, sadece siyah görüyorum ve uyanıyorum.
Uyuduğumu bile bilmiyorum, uyku uzak bir diyarda ulaşmamın zor olduğu bir dost belki.
Rüya görmüyorum artık, görürsem içinde sen oluyorsun, daha doğrusu yokluğun oluyor.
Uyumak istemiyorum, uyku bana sensizliği gösteriyor, uykum felakete dönüşüyor ve ben uyanmak istiyorum.
Uyanmak istediğimde bırakmıyor beni, yaka paça içine çekiyor ve bedenim kımıldanamıyor, uykum ağır bir şekilde devam ediyor.
Uyanıyorum sonunda, bu sefer sensizlik yine peşimi bırakmıyor ve hatırlatıyor kendini, her yerde yokluğun var.
Bu yokluk, yokluklar içinde en belirleyici olanı, en tesiri olanı ve benim ne yapmam gerektiğime karar vermemi en engelleyeni, yoklukların şahı.
İnsan bazen köleliği şahlığa tercih ediyor, herkes elindeyken o herkesin içinde olmayan kişi her şeyin oluyor.
İşte o zaman anlıyor insan, güçsüzlüğünü, acizliğini, bağımlılıklarını ve bağlılığını.
Bağlar kopmak bilmiyor bazen, sen onu çözmek istersen o seni boğmak istiyor, sen nefes almak istersen o aldığın nefesi boğazına tıkar.
Yutkunursanda bırakmaz seni, öldürmezde, öyle tutmasını bilir, o yüzden insan bağlarını koparmaya çalışmamalı boş yere, fayda etmiyor nasıl olsa, işe de yaramıyor.
Köle olmalı insan en iyisi, istediğine köle olmalı, o zaman peşini bırakıyor bu bağ, bağın efendisine dolanıyor, işte Züleyha, firavun olmak değil çare, istediğin insan olmak, istediğin insanla olmak.
Köle olmalıyım bir anlamda, köle olmalı Züleyha'ya, köle olunmalı kölesinin kıymetini bilene.

Kölelik değil beni sende tutan, sana köle olmanın getireceği bahtiyarlık.
III