I
Bir çınar ağacının kökünün,
Uzanışı gibi dibe, daha dibe,
En dibe ulaşıncaya dek.
-Şamdanımda çiçekler ölür.-
Denizin tam ortasında,
Bir gemi batar,
İçinde düş hayaletleri.
Güvertesinde tayfa, dua eder;
Kavuşmak için kıyıdaki sevgiliye,
Bilir tüm âşıklar sevgilinin öleceğini,
İlk fırtınada.
II
İçi dışına çıktığında insanın,
Şamdandan bir balmumu parçası,
Döküldü ak zemine;
Kar tanelerinin dökülüşü gibi,
Koyu kahverengi toprağın üstüne.
Hâlâ güzel şeyler olur umudu,
Bitirir insanı günden güne.
-Kahretsin, hâlâ umudu varsa insanın.-
Umut, insanın en büyük düşmanı ve
En büyük korkusudur insanın, gelecek.
Duygular yaratılmadan önce,
Yaratıcı insana seslenseydi,
Ruhun bedene hapsedilmesini istemeyişi gibi,
Duyguların yükümlülüğünü de reddederdi;
Sonunda cennet dahi olsa.
Şamdanın kolunun göğe yükselişi gibi,
Yere ulaşmaya çalışır ateş ve insan,
İkisi arasında, ateşle su,
Çırpınır, kurtuluş yoktur.
III
Araf, dünyanın zihindeki adı:
Hiç döngüsü olmayan ve kısırlaşmış,
Şefkatin, nefretin, kederin üzerinde,
Bir başka şey yazmıyor mu?
Bir daha kaldırıp bakın gökyüzüne,
Çehrenizin karanlık noktalarını.
Artık benliklerin bittiği yerde,
Şamdanın üç kolundan üç çiçek,
Alev alır aynı kökten;
Yanan mum değil geçen günlerimiz.
29 Mart 2015 Pazar
23 Mart 2015 Pazartesi
Giyotin
Rengi, gözümün önünde raks ederken,
Bir balerin adımlıyor tenin üstünde;
Koyu, karanlık ve gölgeler arasında,
Uzatıyorum başımı, giyotinim hazır mısın?
Eldivenler giydim ve sakladım kendimi,
Maskelerden yeni benlikler koydum önüne;
Bedenimin her parçasını ayrı bir denizin,
Suyuyla vaftiz ettim, giyotinim hazır mısın?
Bir kadife kumaş üzerinde yürüyorum,
Ne kadar güzel tenin, rengin;
Boynuma sarılır mısın, kadife tenli giyotinim?
Şefkat ağacından bir meyve düşeyazdı,
Gözlerinin karanlığında kaybolduğumdan görmedim,
Şimdi hangi giyotin sarılır boynuma?
Bir balerin adımlıyor tenin üstünde;
Koyu, karanlık ve gölgeler arasında,
Uzatıyorum başımı, giyotinim hazır mısın?
Eldivenler giydim ve sakladım kendimi,
Maskelerden yeni benlikler koydum önüne;
Bedenimin her parçasını ayrı bir denizin,
Suyuyla vaftiz ettim, giyotinim hazır mısın?
Bir kadife kumaş üzerinde yürüyorum,
Ne kadar güzel tenin, rengin;
Boynuma sarılır mısın, kadife tenli giyotinim?
Şefkat ağacından bir meyve düşeyazdı,
Gözlerinin karanlığında kaybolduğumdan görmedim,
Şimdi hangi giyotin sarılır boynuma?
22 Mart 2015 Pazar
Dünün Tortusu Düşmüş Bugüne
Bugün de sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti.
Bugün de...
Bugün de...
Nâzım Hikmet Ran
Yarınlar, doğmadan ölür, bugünlerde.
Ölü toprağı serpili takvimler,
Donayazdı, katilini gören maktulün,
Yüzü gibi, hissiz.
-Günler benzer birbirine, benzemez sana.-
Saat, durdu, tepemde.
Bir karga çığlık attı,
Bu kaçıncı ölüm, yetmez mi daha?
Bak Afrika'ya kar yağdı,
Güneş açtı kutuplarda,
Gelmeyecek misin?
Kutbumu kaybettim.
Güneş nöbetini devretti aya, ay yıldızlara;
Atlas nöbetini devretti,
Günler haftalara evrildi, haftalar aylara.
Bir mucizeyi beklerken felek çark etti,
Son peygamberin üzerinden çok geçti.
-Bugün içinde nice dünlerin ölüsünü taşır.-
21 Mart 2015 Cumartesi
Avuç
"Ya ne kadar zalim olabiliyorsun." dedi ve gitti.
Her gidiş bir götürüştür, hayattan,
Kalan yıllar bir kadının avuçlarında,
ve bir kadının avuçları,
Daima kapalı.
Ben seni avuç içlerinden öpmek isterdim.
Kapalı avuçlardan, merhamet taşmaz dışarı.
Bir kadın yalnızca işler,
Kalbin kızıl kumaşına elemi.
19:59-20:00 12.06.2013
Her gidiş bir götürüştür, hayattan,
Kalan yıllar bir kadının avuçlarında,
ve bir kadının avuçları,
Daima kapalı.
Ben seni avuç içlerinden öpmek isterdim.
Kapalı avuçlardan, merhamet taşmaz dışarı.
Bir kadın yalnızca işler,
Kalbin kızıl kumaşına elemi.
Keder ki kadının parmakları arasındaki o iğne.
Avuçlarından sevgiyi içmişliğim vardır.
Kim tutar bir erkeğin elinden,
Bataklıkta açan nergis değil,
Bastığı yerde güller açan kadın,
Karanlıkta, yıldızlar kadar.
19:59-20:00 12.06.2013
Kadife
Kadife bir ten üzerinde yürür yolunu şaşıran,
Oyuk hendekler, kim kazdıysa yolumuza,
Bir batıp bir çıkıyoruz,
Hayat için bundan başkasını düşünemiyorum.
Kadife tenin üzerinde raks ederken,
Tüm bildiklerim senin üzerinde ince bir yol olup;
Sürüklüyor beni peşinde; kadife,
Mahrem bir halı üzerinde.
Âşkın dokunuşunu bu kadife kumaşa işlerken,
Sırrı, o büyük sırrı, Mecnûn ağzından kaçırdı,
Leylâ, öleli çok olmuştu.
Bir batıp bir çıktığım tenin üzerinde,
Yüzünü yıkadığın suların kaynağı âşığının gözyaşı pınarıdır;
Üzerine çektiğin örtü, benim yüzülen derim.
Oyuk hendekler, kim kazdıysa yolumuza,
Bir batıp bir çıkıyoruz,
Hayat için bundan başkasını düşünemiyorum.
Kadife tenin üzerinde raks ederken,
Tüm bildiklerim senin üzerinde ince bir yol olup;
Sürüklüyor beni peşinde; kadife,
Mahrem bir halı üzerinde.
Âşkın dokunuşunu bu kadife kumaşa işlerken,
Sırrı, o büyük sırrı, Mecnûn ağzından kaçırdı,
Leylâ, öleli çok olmuştu.
Bir batıp bir çıktığım tenin üzerinde,
Yüzünü yıkadığın suların kaynağı âşığının gözyaşı pınarıdır;
Üzerine çektiğin örtü, benim yüzülen derim.
11 Mart 2015 Çarşamba
Chéri
Chéri, saçların dolanır boynuma,
Sen bir darağacısın;
Her gün bir kez daha idam edildiğim.
Bir denizfeneri gözlerin,
Bak geleceğim serili, ayaklarının altında.
Lea, bak, Lea, kayboldum, Lea, yolda,
İtalya'nın mavi, Paris'in kül rengi sokaklarında.
Chéri, ne bir gün var senden evvel,
Ne de bir gün var senden sonra,
Yaşadım, diyebildiğim.
İki ölüm arasında hayatım,
Yalnızca senin ayırdığın.
Hayatımın tam orta yerinde, berrak,
Altın çerçeveli bir aynada yansımamsın benim.
Chéri, âşkın büyüsü içimde bir yerde.
Gönlüme atılan çentikler, yıldızlardan fazla.
Hangi sevgili yazar buğulu günlerde,
Uzun mektuplar, yalnız bir gönülden diğerine.
Yıllar, avuçlarımda tutamadığım bir ateş;
Ben geç kaldım, sen erken;
Yine de var olduk biz, henüz hayattayken.
XI.III.MMXV
Sen bir darağacısın;
Her gün bir kez daha idam edildiğim.
Bir denizfeneri gözlerin,
Bak geleceğim serili, ayaklarının altında.
Lea, bak, Lea, kayboldum, Lea, yolda,
İtalya'nın mavi, Paris'in kül rengi sokaklarında.
Chéri, ne bir gün var senden evvel,
Ne de bir gün var senden sonra,
Yaşadım, diyebildiğim.
İki ölüm arasında hayatım,
Yalnızca senin ayırdığın.
Hayatımın tam orta yerinde, berrak,
Altın çerçeveli bir aynada yansımamsın benim.
Chéri, âşkın büyüsü içimde bir yerde.
Gönlüme atılan çentikler, yıldızlardan fazla.
Hangi sevgili yazar buğulu günlerde,
Uzun mektuplar, yalnız bir gönülden diğerine.
Yıllar, avuçlarımda tutamadığım bir ateş;
Ben geç kaldım, sen erken;
Yine de var olduk biz, henüz hayattayken.
XI.III.MMXV
10 Mart 2015 Salı
İhanet Dağının Öteki Yüzü
İhanet dağının öteki yüzünde,
Bir adam sadakatten boğulur.
Nicedir içinde biriktirdiği,
Geçmişin rengine boyalı,
Karanfil kokulu anılarında.
At sırtında giderken güzelliği,
Yerini alan çirkinliğin soğuk ellerinde,
Hiç sesi çıkmaz yitik günlerin.
Ölür, yavaş yavaş, katil duygularımız.
İhanet dağına tırmanan bir şâir,
Unutulup gitmeye adamışken kendini,
Yine de kazıyacaktır kadınını, sonsuza.
Ölüp gitse de şâiri, sonsuza kadar yaşayacaktır şiir
ve sadakatten boğulurken biz,
Bir kadın işleyecektir ihaneti,
Boğum boğum, içimize;
Dağın öteki yüzünde.
Bir yüzünde sadakat, diğerinde ihanet;
Dağ yükselecektir insanları kendisine,
Yanaştırmamacasına.
VII.III.MMXV
Bir adam sadakatten boğulur.
Nicedir içinde biriktirdiği,
Geçmişin rengine boyalı,
Karanfil kokulu anılarında.
At sırtında giderken güzelliği,
Yerini alan çirkinliğin soğuk ellerinde,
Hiç sesi çıkmaz yitik günlerin.
Ölür, yavaş yavaş, katil duygularımız.
İhanet dağına tırmanan bir şâir,
Unutulup gitmeye adamışken kendini,
Yine de kazıyacaktır kadınını, sonsuza.
Ölüp gitse de şâiri, sonsuza kadar yaşayacaktır şiir
ve sadakatten boğulurken biz,
Bir kadın işleyecektir ihaneti,
Boğum boğum, içimize;
Dağın öteki yüzünde.
Bir yüzünde sadakat, diğerinde ihanet;
Dağ yükselecektir insanları kendisine,
Yanaştırmamacasına.
VII.III.MMXV
22 Şubat 2015 Pazar
Elfçe
Elfçe bir şiir yazmak istedi, şâir,
Adı olmayan şiirin varlığı, sanat,
İçteki aynanın dışa dönük yansıması, edebiyat,
Herkes en az bir kere veda eder, gidiyorum, hoşçakalın, ben.
Elf avuçlarken aslında geleceği, görmedi;
Kucağında bucak bucak insan taşıdığı ve onları yakacağı,
Vakitlerde herkesten sakladığı, kendinden bile, gerçek:
Bütün sırlar bir gün ifşa edilir.
Elf okunu sapladı insanın yüreğine,
Yürek kana bulanmadı, çünkü çok önceydi,
Kalpteki son kan damlasının kuruması.
Kuruyan benliklerimizi sulamaya başlasak,
Belki yetişirdik son çocuğun ölümüne,
Ancak herkes yalnız ölür, ondandır teklik gömülmeler.
Adı olmayan şiirin varlığı, sanat,
İçteki aynanın dışa dönük yansıması, edebiyat,
Herkes en az bir kere veda eder, gidiyorum, hoşçakalın, ben.
Elf avuçlarken aslında geleceği, görmedi;
Kucağında bucak bucak insan taşıdığı ve onları yakacağı,
Vakitlerde herkesten sakladığı, kendinden bile, gerçek:
Bütün sırlar bir gün ifşa edilir.
Elf okunu sapladı insanın yüreğine,
Yürek kana bulanmadı, çünkü çok önceydi,
Kalpteki son kan damlasının kuruması.
Kuruyan benliklerimizi sulamaya başlasak,
Belki yetişirdik son çocuğun ölümüne,
Ancak herkes yalnız ölür, ondandır teklik gömülmeler.
15 Şubat 2015 Pazar
Kara Oda
Kara oda, penceresiz.
Kapkaranlık, insanın düşleri gibi.
Anlatsaydım da, dinlemeyeceklerdi beni.
Deli derlerdi, deliydim de.
Kalbime avuç avuç toprak atarken,
ve hatta ruhumu çiğneyip girerken,
Mezarlık dedikleri bedenime,
Yüzlerinde yalnızca acıma olacaktı.
Söz verselerdi de tutmayacaklardı;
Doğuşundan itibaren kara yazgılı,
Diyemeyeceklerdi, sözlerini yutacaklardı.
Rabb al beni buradan,
Katlanamıyorum artık,
Her ölen beni de öldürüyor,
Her gömülüş benim üzerime,
Kürek kürek toprak attılar kalbime,
Ruhumu çiğneyerek girdiler mezarlıklarına.
Rabb, önce beni öldür
ve sonra söz verdiğin gibi şeytanı.
Dayanamıyorum artık.
Siyah bir oda, penceresiz;
Dünyanın içinde olup da sanki değilmiş gibi.
Rabbim, seni seviyorum ama affet beni,
İnsanlarla yaşayamıyorum.
Kapkaranlık, insanın düşleri gibi.
Anlatsaydım da, dinlemeyeceklerdi beni.
Deli derlerdi, deliydim de.
Kalbime avuç avuç toprak atarken,
ve hatta ruhumu çiğneyip girerken,
Mezarlık dedikleri bedenime,
Yüzlerinde yalnızca acıma olacaktı.
Söz verselerdi de tutmayacaklardı;
Doğuşundan itibaren kara yazgılı,
Diyemeyeceklerdi, sözlerini yutacaklardı.
Rabb al beni buradan,
Katlanamıyorum artık,
Her ölen beni de öldürüyor,
Her gömülüş benim üzerime,
Kürek kürek toprak attılar kalbime,
Ruhumu çiğneyerek girdiler mezarlıklarına.
Rabb, önce beni öldür
ve sonra söz verdiğin gibi şeytanı.
Dayanamıyorum artık.
Siyah bir oda, penceresiz;
Dünyanın içinde olup da sanki değilmiş gibi.
Rabbim, seni seviyorum ama affet beni,
İnsanlarla yaşayamıyorum.
14 Şubat 2015 Cumartesi
Siyah Oda
Kendi kendime labirentlerde dolaşıp durmak istiyorum. Bir odanın içine girip ölüm gelip beni alana ve bir başka karanlık odaya götürene kadar orada kalmak istiyorum. Ne dünyadaki tüm bu nefret söylemleri, ne intikam kusmukları, ne de öfke nöbetlerinin içeriye girmediği ve dışarıda bir nehrin suyunun akıp gidişi gibi öyle uzak ve sessiz sessiz akıp gitmesini istiyorum. Bir oda istiyorum herkesten, duvarları siyaha boyalı, penceresiz, dünyadan kopuk, dünyanın içinde olup da sanki dünyada değilmişliği yansıtan bir oda. Ne aldatmanın, ne kandırmacanın, ne oyunların ne de beklentilerin içeriye sızmadığı bir yaşam. Rab'den şeytanı öldürmesini istiyorum ama daha öncesinde beni. Ben öleyim ve peşimden öldürülsün şeytan; insanlık, denilen o büyük olgunun içindeki sığlıklar, artık kir tutmayan o kumaşın üzerinden akıp gitsin. Renklerden siyahı seçiyorum, artık umudum kalmadı. Savaşlardan, tecavüzlerden, öldürülmelerden, aldatılmalardan, barış döneminin bir örtüyle örtülmüş savaşlarından çok yoruldum. Ne kadar öldürülürse tüm o ölümlerin intikamını almak için daha da fazla çoğalan insanlar beni çok yordu. Cennet nerede ve cehennemim çok sıcak. Yanıyorum kendi kendime ve içimde devrilen kazanlar var. Devrilen her kazanla bir yerim daha alev aldı. Hüzün verdi bana Rab, umutsuzluk verdi, acı, keder, yalnızlık verdi, bunlara bak ve gör dedi Rab; gördüm, evet gördüm Rabbim, umutsuzluğumu umuttan süzdüm; yalnızlığım en çok yalnız olmadığımda çarptı yüzüme; gökten yağmur damlaları yüzüme çarptığında aynı zamanda yüzüme vuran rüzgârla biraz daha çarpıldım, savruldum. Artık yaşayacak halim kalmadı, gülecek, umut edecek, yalnızlığı tüketecek; yalnız olmayışlarım da yok artık. Anlıyorum Rab, yalnızım yaratılışımdan beri, yalnızım işte, yalnızlığım her ne kadar bilinen yalnızlıklardan olmasa da. Biliyorum evet, insanlığın keşfetmediği bir şey kaldı mı, derler belki bana ama söylemek istiyorum artık, tutamıyorum içimde, madem her şeyi keşfettiysek neden öldürülüyoruz hâlâ, neyi paylaşamıyor ve neyin acısını yaşatıyoruz birbirimize. Şeytan mıydı gerçekten kötülük; insanlık, kelimesinin altına süpürdüğümüz gerçeklerimize ne oldu, merhamet, şefkat, âşk, arzu, adalet ve insanîliğimiz. Rab al beni buradan, katlanamıyorum artık, her ölen beni de öldürüyor, her gömülüş benim üzerime, kürek kürek toprak attılar kalbime, ruhumu çiğneyerek girdiler mezarlıklarına. Rab, önce beni öldür ve sonra söz verdiğin gibi şeytanı. Dayanamıyorum artık. Siyah bir oda, penceresiz, dünyanın içinde olup da sanki değilmiş gibi. Rabbim, seni seviyorum ama affet beni, insanlarla yaşayamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)