28 Nisan 2013 Pazar

Kimya: Radyoaktif Tepkimelerimde Sen

''Şebnem, her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.

Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.''

Murat Menteş, KORKMA BEN VARIM


Seninleyken bütün radyoaktif tepkimeler gerçekleşiyor bende.
Ben seninle en tehlikeli maddeciklere dönüşüyorum.
Bütün elektronlarımla tepkime veriyorum.
Ne gama ışınları durdurur artık ne alfa.
Ben seninle uranyumu bile dağıtırım.
Sen baştan sona güçlendiriyorsun beni.
Seninleyken bütün dünyayı görüşüm değişiyor.
Sen her protonuma kadar etkiliyorsun beni.
Beni durduracak olan durdurur bu çarkı.
Durmamacasına sert dönüyor bu devir.
Yörüngelerim merkezince çok kararlı çekiliyor.
Sen merkezdeyken ben sana en yakın yörüngedeyim.
Alabildiğine hızlı dönüyorum senin çevrende.
Benden seni ayrıştıramazlar.
Bütün kanunlar bizim yanımızda böylece.
Bohr'da, Mendeleyev'de, Newton'da bizi anlatır tepkimelerinde.
Enerji sürekli dönüşüm halindedir.
Ben sana dönüşürüm, sende bana.
Sürekli dönüşürüz ama asla ayrılmayız.
Ben sen gibi davranırım, sen ben gibi davranırsın.
Dönüşür gideriz birbirimize daima.
En kararlı tepkimeleri biz veririz.
Biz aydınlatırız bütün dünyayı ışığımızla.
Radyoaktivitemizi araştırır herkes.
Yapay olarak incelerler her şeyi.
Oysa biz kararlı hâlde dururuz olduğumuz yerde.
Benim sana, senin bana en yakın olduğum yerde.
Atomumuzun çekirdeğinde, her yerinde.
En güçlü bağlarla.
Kimse ayıramaz.

Gülüşün Geliyor Aklıma

Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

Yine yine yine.
Bunun hududu var mı sanıyorsun?
Buna bir sınır çizemiyorum.
Sen gülünce bir daha seviyorum.
Sevdikçe çoğalıyorsun.
Her an aklıma geliyorsun.
Gülüşün hiçbir yere gitmiyor.
Hep benimle taşınıyor çevreme.
İçimden seni anıyorm.
Her an senle konuşuyorum.
Ben en çok senle konuşuyorum.
İçimden.
İçine.
Sessizce anlaşıyoruz işte böyle.
Sonra sen geliyorsun yine.
Yine yine yine.
Bir kez daha seviyorum.
En baştan yine.
En güzel anlarda gülüşün karşılıyor beni.
Gükmekten başka işin olmamalı senin.
En güzel yaptığın şeyi yapmalısın sürekli.
En çok gülmelisin.
En çok sen gülmelisin.
Yine yine yine.
Defalarca kez, en en en çok sen gülünce güzel oluyor her şey.
Sen gülmeyince Charlie Chaplin bile mahmur oluyor.
Gülüşün geliyor aklıma.
Sevmeye kaldığım -hiç bırakmadım- yerden devam ediyorum.
Sonra gülüşün gelince muhakkak sende geliyorsun.
O yüzden gülüşünü sürekli hatırlıyorum.
Bir sözü tekrar eder gibi sürekli gülüşünü canlandırıyorum.
Sen hep gülmelisin.
Sen gülmelisin.
Gülüşün geliyor aklıma.
Sonra sen geliyorsun.

27 Nisan 2013 Cumartesi

Gül Bahçesi

Düşüncen gül ise; sen, bir gül bahçesisin.

Hz. Mevlâna


Düşüncelerle biçim veriyor insanoğlu her şeye.
Düşünmesi onu farklı kılıyor zaten.
Güzel düşünen insan gül bahçelerinin içerisindedir.
Düşünemiyorsa zaten kendisi bataklığın ta kendisidir.
Düşünmeyi bilmek gerekiyor en başta.
Neyi ne biçimde düşünmek önemli olan.
Sorgulamalı insan çevresindeki her şeyi.
Hesaplaşmalarla canlanıverir düşünceler.
Düşündükçe derinlik kazanır dünya.
Gül bahçelerinde dolaşmak gerekir.
Öbür türlü dünya yaban bir memleket.
Çok uzakta yaşanması gereken yere.
Düşüncelerle anlamlar yüklemeli öyleyse.
Emek isteyen bahçesini her gün sulamalı.
Ondan asla vazgeçmemeli.
Ancak bakımlı bahçeler gürbüz güller verir.
Suyu seven tohumlar filizlenir.
Ektiğin çiçek ancak ona bakarsan açacaktır.
Sen düşündükçe düşüncelerin büyüyecektir.
Düşünceleri büyük olanın kendisi küçük olmaz.
İnsan derinliğine dalar düşüncelerin.
Dalan bir daha çıkamaz.
Çıkmak isterse şayet o vakit bunu başaramaz.
Güllerle süslemeli her yeri.
Güzel düşünmeli daima.
Düşündükçe gül bahçesini her an.
O zaman gül kokuları gelecektir uzaklardan.
Sen gül bahçesinin ta kendisisin.
Düşüncelerin her zaman güzeldir.
Güzel düşünmeyi sen bilirsin, bildirirsin.
Gül ki gülsün alem, düşüncelerinden gelsin gül kokuları.
Sarsın dört bir yanı bahçenin rayihaları.
Gül bahçesisin, en güzeli.



Sevgiyi Kucaklamak

''İstemeyerek de olsa kendini ele verirdi sevgi denen şey.''

Franz Kafka - Şato


O ispata gerek duyulmayan şeylerdendi.
Onun varlığının göstergesi bir yerlerde yazılı değil.
Maddi olarak ispatı da mümkün değil.
İspatlanabilir olsaydı zaten duygu olarak isimlendirilemezdi.
Duygular insan kontrolünde olabilir mi?
İnsanın kontrol edebildiği şey ne denli duygu olurdu, bilinmez.
İsteyerek ve istemeyerek, kendini ele verirdi bunlar.
Kendini yakalatırlar.
Ne kadar kendilerini gizleselerde ortaya çıkarlar her fırsatta.
Boynunu uzatarak çıkarlar saklandıkları yuvalardan.
Onun anlamını kelimeler ancak kırıntılar şeklinde yansıtabilir.
Onun bütününü yansıtabilecek bir şey yok.
Onun anlamını kavrayabilecek idrakte pek kimsede yok.
Bu yüzdendir saf sevginin değerli kılınışı.
Bu yüzdendir çoğu kimsenin aradığı, amma ve-lakin bulamadığı.
Bulsaydılar anlarlardı, anlayamadıkları şeyi bulamıyorlar.
Anlasalar bakmaları gereken yere bakarlardı.
Suni şekilde onu aramakla ondan uzaklaştıklarının farkında değiller oysa.
Farkındalıkta sevgiye götüren bir gemi oysa.
Anlamıyorlar, anlamadan arıyorlar.
Sevgi umulmadık şekilde yakınımzda olan bir şey.
Bu ilahi aşktan gelen bir tufte (armağan) parçası.
Onun bütünüde her şey gibi ebediyette.
Onu anlayanlar varlığın ötesine geçmelidir.
Kendi bendini aşanlar ancak sevgiyi kucaklayabilirler.
Sevgiyi kucaklayan insan artık sınırın ötesindedir.
Bu sınır öyle bir sınır olur ki artık,
O sınırı geçen için artık gerisi bir muammadır.
Yaşadıklarını unutarak gayba diker gözlerini.
Gaypta görür o insan pekçok şeyi.
Sevgi bu dünyada yaratılmadı.
O ebedi dünyada hayat buldu.
Onu meydana getiren şey öyle bir şey ki;
Buna erenler ondan kat'iyen ayrılamadılar.
Bu dünyada yaratılmayanlar bu dünyaya bağlı kalmasınlar.
Ebediyette ebedi olan sevgiyi arasınlar.
Ve sevgiyi kucaklasınlar artık.
Sıkarcasına boğazından kucaklasınlar.
Sevgiyi kucaklasınlar, ebediyete ersinler.

26 Nisan 2013 Cuma

Sen Yokken Yorgunum

"Ne denli yorgunsun cumartesi akşamki mektubunda! Çok diyeceğim var o mektup üstüne; ama yorgunsun. Onun için susuyorum. Bende yorgunum, Viyana'dan beri ilk olarak böyle yorgunum. Uykusuz, çatlayacak gibi bir başım var. Bir şey söylemeyeceğim bugün sana; büyük koltuğa oturtacağım seni, o kadar. (Yeterince sevgi gösteremedim sana diyorsun, daha ne yapacaktın Milena? Oturmama izin verdin, karşımda oturdun, yanımdaydın. Bundan büyük sevgi, saygı olabilir miydi hiç?) Şimdi de ben seni oturtuyorum koltuğa, mutluluğumu anlatabilir miyim sözcüklerle? Ellerime, gözlerime, zavallı yüreğime nasıl anlatayım burada olmanın mutluluğunu? Benim olmanın? Oysa tutkunluğum sana değil, senin sağladığın yaşamımı seviyorum."

Franz Kafka / Milena'ya Mektuplar




Oysa çok yorgunum bende.
Bu yorgunluğu anlatacak gibide değilim.
Sen olmayınca bütün enerjimi kaybediyorum.
Günden güne, saatten saate tükeniyorum.
Sen varken böyle değil ama.
Sen olunca yanımda senden başka hissettiğim bir şey olmuyor.
Ne yorgunluk kalıyor ne başka bir şey.
Kırmızı bir koltukta seyrediyorum her şeyi.
Koltuğa uzanıyorum.
Seyrediyorum seni.
Seninle olunca ben seyrediyorum dünyayı bambaşka bir yerden.
Sen bana bambaşka yerleri gösteriyorsun.
Dünyanın ötelerine götürüyorsun beni.
Ben ki hep mutluyum seninle.
Yorgunluğumu gideren sensin.
Yoksa ben ki yüzyıllardır yorgun gibiyim, hiç dinlenmemiş.
Senin tek kelimenle dinleniyorum.
Yanımda oluyorsun bazen, o anlarda yaşamla doluyorum.
Dolup taşıyorum hatta ben mutlulukla.
Sen benden santim uzaklaşınca çöküyor üzerime yorgunluklar.
Bırakıp gitmiyorlar beni hiçbir yere.
Ne zaman geliyorsun belli olmuyor.
Bunu düşünmek bile yorgunluğumu azaltıyor.
Oysa ben çatlayacak gibiyim yorgunluktan.
Bitiyorum günden güne.
Şimdi gelsen yanıma.
Oturtsam seni kırmızı koltuğa.
Onun üzerinde dinlensen biraz.
Bende senin başucunda soluklansam ve beklesem.
Sadece seyretsem seni saatlerce.
Başka ne isteyebilirim ki?
Senden gayri neyi arzulayabilirim ben?

25 Nisan 2013 Perşembe

Seninle Bir Ömür

"Ölümsüz biri olup tüm çağlarda sensiz ve tek başıma olacağıma seninle kısacık bir ömrü tercih ederim." (Lord Of The Rings)

Ne kadar kısa olursa olsun,
Budur yaşanmaya değer olan,
Oysa sen, çok uzakta olmayı tercih ediyorsun,
Bildiklerinden sıyrılıp.
Zaman ilerlemez sürekli olarak,
Durmak ister bazen,
Tıpkı benim senin yanında olmak isteyişim gibi.
Ölümsüzlük ölümle başlar,
Ben de her şeye seninle başlamak istiyorum,
Tıpkı seni istediğim gibi.
Aslan geyiğin peşinden kendini yırtarcasına koşar,
Benim senin peşinden koştuğum gibi.
Belki ben aslan değilim, ama geliyorum senin peşinden,
Yırtılırcasına ve kendimi yırtarcasına.
Bu çağ, ancak seninleyken güzel oluyor,
Senin içinde olduğun çağdır altın olan.
Seninle kısacık bir ömrü paylaşmak -da- mutlu eder beni,
Oysa ben seninle ölümsüzlüğü paylaşmak istiyorum,
Saniyeler bile çok güzel seninle;
Tut ki ölümsüzlük ne kadar güzel olur sen düşün.
Senin gözlerinde bir saniye kendimi görmek bile harikayken,
O gözlere zaman tanımadan bakmak nasıldır;
Bir düşünsen yeter.
Ben seninleyken zaman bizi sınırlasın istemiyorum,
Bizi engelleyen hiçbir şeyi istemeyişim gibi.
Tutup kolundan götürmek istiyorum seni
Ama sen, gelmiyorsun, yırtıp bendi.
Seninle kısa bir ömür bile  olsa -bu- paylaşmak istiyorum,
Her saniyede seni barındırdığım gibi;
Uzun bir ölümsüzlükte seni nasıl istemem ki?
Çağlar boyunca seninle yaşamak istiyorum,
En büyük sayı kadar seni istiyorum,
Sensiz hiçbir anı istemiyorum,
Sensiz bir ölümsüzlüğü istemiyorum,
Seninle kısacık bir ömrü dahi istiyorum,
Kısacası, seni istiyorum.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Gülün Habercisi

"Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir." - (Hz. Mevlana)


Şimdi ayaklarım dikenlerle dolu.
Bütün dikenler ayağımda toplanmış.
Kan damlıyor sicim gibi toprağa.
Her yerde kan var.
Kırmızıya boyanmış ayak bastığım her yer.
Güzel bir kokuyu duyuyorum artık.
Çok yakında olmalı.
Kokusu bu kadar yakın dururken bana.
Ona ulaşmam gerek.
Vücudumda dikensiz yer kalmamacasına.
Her adımımı ona doğru atmalıyım.
Göğsümün her yerinde diken çizikleri doluyken.
Sürekli ona yaklaşmalıyım.
Kasıklarımdan aşağıya doğru ağır yaralar açılırken.
Derin yarıklarla vücudum dolarken.
Gülü görmeliyim artık.
Göz kapaklarım delinircesine yaklaştım artık ona.
Aramaya hacet yok artık.
Çok yakın duruyor bana.
Elimi uzatma mesafesindeyim artık.
Ellerimle buluşacak çok yakında.
Aradığım gül avuçlarımda işte.
Kokusu artık benimle.
Sürekli olarak benimle artık.
Ayrılamamacasına.

14 Nisan 2013 Pazar

Rüzgar Kokunu Getirdi: Canım Burnumda

Rüzgar yine kokunu getirdi. Anlayacağın yine canım burnumda ... 

İlhan Berk


Yine burnumda buram buram,
Kokun var, rüzgârın taşıdığı.
Hasret kalmak zor,
Yüklendikçe yükleniyor özlem,
Kazanan bir ordu gibi,
Mağlubun üstüne.
Dayanılmaz bir haddeye varıyor bir süre sonra,
Dayanamıyorum.
Özlemi seninle öğrendim,
Senin özleminle beraber tattım hasreti,
Bambaşka şeylerin de olduğunu, bildim.
Rüzgar insafa geldi,
En azından kokunu getirdi bana.
Canım burnumda geziyorum artık,
Senin kokuna doğru yöneliyorum.
Yönüm sana doğru,
Senin özleminle büyüyorum artık.
Giderek büyüyor, büyüyor,
Artık önlenemiyor,
Özlemin bir çığ gibi akıyor.
Senin kokunu içime çekmek istiyorum,
Özleminle tutuşurken seni bulmak.
Rüzgarın getirmesini değil senin getirmeni istiyorum,
Kokunu.
Artık gel.
Botticelli Venüs'ü rayihası kokunla beraber,
Kokuna tutunup gel.
Rüzgar taşımak zorunda olmasın,
Ben rüzgarı beklemeyeyim,
Sen gel artık, gel.
Buram buram kokunu yanına al, gel.
Kokuna sarılarak, beni düşünerek, gel.
Hasret kalmayayım sana,
Bu kadar özletme,
İnsafa gel, kokunu al, yanıma gel.
Canım burnumda,
Rüzgâra karış da gel.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Dudaklarından Sesin Damlar

-Sabah uyandığında ses tonunun harika ötesi güzellikte oluşu aklına şu soruyu getirmişti: Sesi bu kadar güzelken yüzü kim bilir nasıldır?-



Sesi o kadar güzeldir ki.
Onu duyunca hiç konuşamazdım.
Sadece dinlemek isterdim.
Sesi o kadar berraktır ki.
Ben daha bu kadar berrak bir su bile görmemiştim.
Fethederdi beni onun o ince sesi.
En derinlerden gelen iniltisi.
Şiir okuyan dudaklarının hareketleri.
Şarkı söyleyen dudaklarının kıvrılışları.
Soluk alıp veren boğazının şişip inmesi.
Alt dudağının üst dudağını çarpması gibi.
Sürekli hareketli tavırları.
Ve kalbinden diline dökülen kelimeleri.
Sesi o kadar güzeldir ki.
Anlatamayışım bu yüzdendir.
Sadece dinlemek istiyorum.
Bu sesle doğmuş gibiyim.
Ve bu sesle ebediyette olmalıyım ve ebediyyete kadar.
Kim bilir şimdi yüzü ne kadar aydınlıktır?
Şimdi yanaklarında çukurlar vardır belki.
Gülümsüyordur en derin hislerle.
Düşünüyordur belki, düşünülmesi gerekeni.
Biraz insaflıysa eğer.
Sesi o kadar huzurludur ki.
Huzura kavuşturur bir anda.
Sabahın kör bir saatinden gecenin kör bir saatine.
Onun sesiyle yaşamak isteyişim.
Ve bu sesden asla kopamayışım.
Bunların hepsi açıklaması olmayan bir şey.
Uygun kelimeyi bulamayacağım bir duygu.
Bunların hepsi onun sesinin eserleri.
Kim bilir sesi bu kadar güzelken yüzü nasıldır?
Sesinin döküldüğü dudakları neyi mırıldanır?
Ve her nefesinde sesinden çıkan tiz ses hareketlenir.
Dudaklarından sesin damlar.
Her damlada bir daha bağlanırım.

12 Nisan 2013 Cuma

Çoğalıyorsun

"Gitgide alışıyorum sana. Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz." - (Ümit Yaşar Oğuzcan)


Hiçbir şey senin kadar güzel olamaz.
Giderek çoğalıyorsun içimde.
Sen tahta oturuyorsun bütün endamınla.
Pamuk Prenses utanır karşında senin.
Ve Raphunzel eğilir saygısından karşında senin.
Artık bir destan yazma zamanı geliyor sana.
Adını kazımak gerek ebediyen edebiyata.
Senin yüzünü işlemek gerek satırlara.
Senin kalbini aşketmek gerek harflere.
Bugün kadar sıcak bir günde.
Seni yaşarken bu yoklukta.
Giderek çoğalıyorsun bende.
Alışkanlıklarıma dahi müdahale etmişken sen.
Hiçbir şey bu kadar güzel olamaz.
Hiçbir şey senin kadar güzel olamaz.
Gitgide artıyor bendeki varlığın.
Gitgide çoğalıyorsun bende.
Giderek artıyorsun içimde.
Ciğerim giderek büyüyor artık.
Göğsümde taşıyamayacağım kadar ağırsın.
Çok yakında kamburlaşacağım.
Seni taşımaktan iki büklüm olacağım.
O zaman çabuk yamulurum ben.
Sense hep el üzerinde taşınıyorsun.
Göğsümde herkesten uzaktasın.
Kaburgalarımla koruyorum seni.
Hiçbir şey sana benden daha yakın olamaz.
Hiçbir şey sana ben varken dokunamaz.
Şimdi inip kalkıyorsun göğsümde.
Giderek çoğalıyorsun.
Sadece seni taşırken varlığımda.