Yağmur gitti. Bütün getirdikleriyle.
Öyle bir gitti ki;
Ardında ne bulut bıraktı, ne karanlık, ne de sonbahar.
Sonbaharıda koynuna alıp gitti.
Yağmur gitti.
O kadar hızlı gitti ki;
Akşamı sabah, sabahı akşam gibi yaparak.
Damlaları koynuna alıp gitti.
Ve şimdi güneşe kavuştuk.
Güneşin sıcaklığına.
Sonbaharı ilkbahar yapan sıcaklığa.
Turunç renklere boyalı güneşe kavuştuk.
18 Eylül 2012 Salı
Yağmur Gibiyim
Yağmur gibiyim şu günlerde.
İçimde kasvetli bir hava var.
Sonbahar yapraklarımı döküyor.
Yağmur suyu boydan boya varlığını belli ediyor.
Yağmur gibiyim bu günlerde.
Kâh sellerle coşuyorum.
Kâh tanecik olup kayboluyorum.
Bir gürleyip bir susuyorum.
Yağmur gibiyim o günlerde.
Esintiler bile ferahlatırken içimi.
Bir sağa bir sola savrulurken bedenim.
Yağmur suyu damlıyor göğsümden ayakuçlarıma.
Yağmur gibiyim onsuz günlerde.
Sonbaharda daha bir anlamlı oluyorum.
Bulutlarım kapatıyor gökyüzünü.
Güneşi örtüyorum ellerimle.
Yağmur gibiyim, bir siyah, bir beyaz.
Bir zifiri, bir berrak.
Bir tatlı, bir tuzlu.
Bir coşkun, bir durgun.
Yağmur gibi değilim belkide.
Yağmur bizzat benimdir.
Gripin- Durma Yağmur Durma
İçimde kasvetli bir hava var.
Sonbahar yapraklarımı döküyor.
Yağmur suyu boydan boya varlığını belli ediyor.
Yağmur gibiyim bu günlerde.
Kâh sellerle coşuyorum.
Kâh tanecik olup kayboluyorum.
Bir gürleyip bir susuyorum.
Yağmur gibiyim o günlerde.
Esintiler bile ferahlatırken içimi.
Bir sağa bir sola savrulurken bedenim.
Yağmur suyu damlıyor göğsümden ayakuçlarıma.
Yağmur gibiyim onsuz günlerde.
Sonbaharda daha bir anlamlı oluyorum.
Bulutlarım kapatıyor gökyüzünü.
Güneşi örtüyorum ellerimle.
Yağmur gibiyim, bir siyah, bir beyaz.
Bir zifiri, bir berrak.
Bir tatlı, bir tuzlu.
Bir coşkun, bir durgun.
Yağmur gibi değilim belkide.
Yağmur bizzat benimdir.
Gripin- Durma Yağmur Durma
15 Eylül 2012 Cumartesi
Elimin Sıcaklığını Hisset
Elimin sıcaklığını hisset.
Hislerimin yoğunluğu terletiyor acuçlarımı.
Ter damlacıkları ıslatıyor zemini.
Yeni bir dünya doğuyor bu yoğunlukta.
Filizcikler boy gösteriyor sessizce.
Tohumunu terk ederken ilk doğanlar.
Hızlıca yükselmenin arzusunda taneciker.
Yeni dünya yeni bir atmosfer içeriyor içinde.
Katmanlarla korumakta tohumunu içinde.
Matruşkalar gibi dünyam; başka bi dünyanın içinde.
Aforizmalar
Hislerimin yoğunluğu terletiyor acuçlarımı.
Ter damlacıkları ıslatıyor zemini.
Yeni bir dünya doğuyor bu yoğunlukta.
Filizcikler boy gösteriyor sessizce.
Tohumunu terk ederken ilk doğanlar.
Hızlıca yükselmenin arzusunda taneciker.
Yeni dünya yeni bir atmosfer içeriyor içinde.
Katmanlarla korumakta tohumunu içinde.
Matruşkalar gibi dünyam; başka bi dünyanın içinde.
Aforizmalar
14 Eylül 2012 Cuma
Sesimi Kontrol Etsene
Sesimi kontrol etsene.
Hani ilkokulda öğretmenimizin tırnaklarımızı tek tek kontrol ettiği gibi.
Bakalım senin adını söylerkenki tonu farkedebilecek misin.
Sesimi kontrol etsene.
Hani ilkokulda dişlerimizi kontrol edip, fırçalamadıysak azarlayan öğretmenimiz gibi.
Bakalım seni anarken kelimelerin anlamlarındaki farklılıkları anlayacak mısın.
Sesimi kontrol etsene.
Hani ilkokulda öğretmenimizin saç kesimimizi eleştirdiği gibi.
Bakalım sözcüklerle dans ederken kendi güzelliğini farkedebilecek misin.
Sesimi kontrol etsene.
Bakalım senleyken ne kadar titrek?
Bakalım senleyken ne kadar heyecanlı?
Bakalım senleyken ne kadar itaatkâr?
Bakalım senleyken ne kadar içten?
Bakalım senleyken ne kadar anlamlı?
Sesimi kontrol etsene.
Sesim titrekçe senden bahsederken.
Sesim notalarla oynayıp seni anarken.
Sesim bilmişlikleri yıkıp sana gelirken.
Sesim koşarcasına hızlıca sana yetişmeye çabalarken.
Sesim her nefeste senin için çıkarken.
Sesim içerisinde yaratılmışlıkları barındırırken.
Sesimi kontrol etsene.
Sesini duymak için çıkan bu ses, aslında sana ait.
13 Eylül 2012 Perşembe
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Tozlu sayfalarda dolaşıyorsun, kütüphaneleri toz duman ediyorsun.
Saatlerce şiirler, yazılar yazıyorsun.
Sürekli test kitaplarıyla boğuşuyor, itişip kapışıyor ve kavga ediyorsun.
Ellerinde ojeler yerine mürekkepler dikkat çekiyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Destansı bir çekimle bağlaşıyoruz.
Elindeki mürekkep içine sinmiş ve dudaklarından şiirler akıyor.
Saçlarından yazılar süzülüyor.
Gözlerinden harfler parça parça salınıyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Mürekkebin karası saçlarına işlemiş.
Ojelerinin rengini değiştirmiş, rameline ilham vermiş.
Mürekkebin karası gözlerine işlemiş.
Katran karası bir varlıkla beni süzüyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Tutuyorum o mürekkep dolu elleri; öpüyorum, öpüyorum, öpüyorum.
Tozlu sayfalarda dolaşıyorsun, kütüphaneleri toz duman ediyorsun.
Saatlerce şiirler, yazılar yazıyorsun.
Sürekli test kitaplarıyla boğuşuyor, itişip kapışıyor ve kavga ediyorsun.
Ellerinde ojeler yerine mürekkepler dikkat çekiyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Destansı bir çekimle bağlaşıyoruz.
Elindeki mürekkep içine sinmiş ve dudaklarından şiirler akıyor.
Saçlarından yazılar süzülüyor.
Gözlerinden harfler parça parça salınıyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Mürekkebin karası saçlarına işlemiş.
Ojelerinin rengini değiştirmiş, rameline ilham vermiş.
Mürekkebin karası gözlerine işlemiş.
Katran karası bir varlıkla beni süzüyor.
Elinin mürekkebiyle bana karışıyorsun.
Tutuyorum o mürekkep dolu elleri; öpüyorum, öpüyorum, öpüyorum.
8 Eylül 2012 Cumartesi
Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
'Her aşkın bir şarkısı var.' derler.
Benim yalnızlığımın şarkısı olduğu gibi.
Duygularını ifade edemeyen insanlar şarkılara sığınıyor genelde.
Benim ise öyle bir şarkım var ki;
Kelimeler onu söyleyemez, kulaklar onu duysa zevkten ölümler olur, insanlar onun verdiği duygu yoğunluğu karşısında kendinden geçer.
Benim yalnızlığımın şarkısı bütün aşk şarkılarından geride bırakalı epeyce oldu.
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Bütün insanlar neden şarkılara sığınır ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar kendilerini neden kelimelerle ifade edemezler ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar neden duygularını illa kelimelerle anlatamaya çalışır ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Anlayana bir tebessüm bile yeterli değil midir ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar şarkılarla hayata tutunuyor, şarkılarla hayattan kopuyor.
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Milyar kere.
Benim yalnızlığımın şarkısı olduğu gibi.
Duygularını ifade edemeyen insanlar şarkılara sığınıyor genelde.
Benim ise öyle bir şarkım var ki;
Kelimeler onu söyleyemez, kulaklar onu duysa zevkten ölümler olur, insanlar onun verdiği duygu yoğunluğu karşısında kendinden geçer.
Benim yalnızlığımın şarkısı bütün aşk şarkılarından geride bırakalı epeyce oldu.
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Bütün insanlar neden şarkılara sığınır ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar kendilerini neden kelimelerle ifade edemezler ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar neden duygularını illa kelimelerle anlatamaya çalışır ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Anlayana bir tebessüm bile yeterli değil midir ki?
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
İnsanlar şarkılarla hayata tutunuyor, şarkılarla hayattan kopuyor.
Ah bu şarkıların gözü kör olsun.
Milyar kere.
6 Eylül 2012 Perşembe
İnsan Doğası Üzerine
İnsan doğası gayet basit aslında. Onu zorlaştıran ve zor kılan bizleriz.
İnsanın hissettiği duyguları karmakarışık hale hep bizler getiririz.
İnsanın duyduğu sevgiyi hep insanların anlayamacağı şekillerde ifade etmeye çalışırız.
İnsanın var oluş hissini hep kendi lehimize kullanmak isteriz.
İnsanı yüzyıllarca kendine köle olarak kullanan kilise gibi günümüzdede köleleştirmekteyiz insanı.
İnsanı değersiz gören haçlılar gibi yabani hayvan muamelesi yapmaktayız ara sıra.
İnsanı tek bir tohumdan oluşmuş sıradan bir yapı gibi nitelemekteyiz.
İnsan sayısı biraz azalsa, bi kaç tanesi yok olsa kim umursar ki? mantığı sarmış heryeri.
İnsan nesli o olsada olmasada devam eder, fikri yerleşmiş zihinlere.
İnsan için hakaret sayılan resmi kölelik kaldırılmış, paranın getirdiği zincirler gelmiş.
İnsanı hapseden kelepçe yerine görünmez kumaşlar kullanılmış.
İnsan dört duvar yerine kendi beyninin içine hapsedilmiş.
İnsanın temel amacı efendisinin ona verdiği amaca dönüştürülmüş.
İnsanoğlu sınıflara ayrlmış, hemde herkes sınıflandırmayı inkâr ederken.
İnsan için özgürlük verilmiş ama buna sadece bir dayanağı olanlar kavuşmuş.
İnsan için özgürlük denmiş, Afrika açlığa terkedilmiş.
İnsan için yaşam denmiş, Arakan'da insanlar katledilmiş.
İnsan için mutluluk denmiş, Filistin'de çocuklar yetim doğmuş.
İnsanoğlu dünyaya hükmediyor yalanına inandırılmış herkes.
İnsanı insan yönetiyor, yönetebileceğini sanıyor, yöneten bambaşka iken.
İnsan insan eliyle ölüyor.
İnsanoğlunun sayısı arttıkça, insan olarak kalma olanağı azalıyor.
İnsan ile başladım her cümleme, insanın değerini anlatabilmek için.
İnsan ile bitiriyorum cümlelerimi, Yaratıcı'nın en büyük tasarısını olanı anlatmak için; insanı.
Denemelerim
İnsanın hissettiği duyguları karmakarışık hale hep bizler getiririz.
İnsanın duyduğu sevgiyi hep insanların anlayamacağı şekillerde ifade etmeye çalışırız.
İnsanın var oluş hissini hep kendi lehimize kullanmak isteriz.
İnsanı yüzyıllarca kendine köle olarak kullanan kilise gibi günümüzdede köleleştirmekteyiz insanı.
İnsanı değersiz gören haçlılar gibi yabani hayvan muamelesi yapmaktayız ara sıra.
İnsanı tek bir tohumdan oluşmuş sıradan bir yapı gibi nitelemekteyiz.
İnsan sayısı biraz azalsa, bi kaç tanesi yok olsa kim umursar ki? mantığı sarmış heryeri.
İnsan nesli o olsada olmasada devam eder, fikri yerleşmiş zihinlere.
İnsan için hakaret sayılan resmi kölelik kaldırılmış, paranın getirdiği zincirler gelmiş.
İnsanı hapseden kelepçe yerine görünmez kumaşlar kullanılmış.
İnsan dört duvar yerine kendi beyninin içine hapsedilmiş.
İnsanın temel amacı efendisinin ona verdiği amaca dönüştürülmüş.
İnsanoğlu sınıflara ayrlmış, hemde herkes sınıflandırmayı inkâr ederken.
İnsan için özgürlük verilmiş ama buna sadece bir dayanağı olanlar kavuşmuş.
İnsan için özgürlük denmiş, Afrika açlığa terkedilmiş.
İnsan için yaşam denmiş, Arakan'da insanlar katledilmiş.
İnsan için mutluluk denmiş, Filistin'de çocuklar yetim doğmuş.
İnsanoğlu dünyaya hükmediyor yalanına inandırılmış herkes.
İnsanı insan yönetiyor, yönetebileceğini sanıyor, yöneten bambaşka iken.
İnsan insan eliyle ölüyor.
İnsanoğlunun sayısı arttıkça, insan olarak kalma olanağı azalıyor.
İnsan ile başladım her cümleme, insanın değerini anlatabilmek için.
İnsan ile bitiriyorum cümlelerimi, Yaratıcı'nın en büyük tasarısını olanı anlatmak için; insanı.
Denemelerim
3 Eylül 2012 Pazartesi
Schizophrenia
İki gerçek yaşantının ilkini süslüyorsun.
Rüyalarımı gerçek, gerçekleri rüya olarak algılamak istiyorum.
Her rüyamda ya bizzat seni, ya vekil olarak senden gelen varlıklar görüyorum.
İzlerin yansıyor yüzüme.
Nazik ellerini tutuyorum, merdivenleri tırmanmak istediğimde.
Yaratıcı'nın (c.c.) boşluklu olarak yarattığı parmaklarımı senin parmaklarınla süslemek istiyorum.
Sol yanıma mühürlemek istiyorum seni.
İki gerçek yaşantının ikincisini süslüyorsun.
Rüya dışına çıktığımda varlığını katilimmişsin gibi ensemde hissediyorum.
Gözlerin beni izler her yerde, sözlerin beni anlatır bütün diyarlarda.
Nefesin takip eder beni evrende.
Sen iki yaşantımda da gerçek olansın.
Gerçekliğin gerçekleşme ümidisin.
Ş arapsı bir tonda
İ simsiz bir ülkede
Z akkum olanın tadıyla
O yunun bir parçası olup
F ener gibi aydınlatsan geceyi
R üyalarıma sevinç
E vrene mutluluk saçıp
N acizane benliğime teşrif eder misin?
Rüyalarımı gerçek, gerçekleri rüya olarak algılamak istiyorum.
Her rüyamda ya bizzat seni, ya vekil olarak senden gelen varlıklar görüyorum.
İzlerin yansıyor yüzüme.
Nazik ellerini tutuyorum, merdivenleri tırmanmak istediğimde.
Yaratıcı'nın (c.c.) boşluklu olarak yarattığı parmaklarımı senin parmaklarınla süslemek istiyorum.
Sol yanıma mühürlemek istiyorum seni.
İki gerçek yaşantının ikincisini süslüyorsun.
Rüya dışına çıktığımda varlığını katilimmişsin gibi ensemde hissediyorum.
Gözlerin beni izler her yerde, sözlerin beni anlatır bütün diyarlarda.
Nefesin takip eder beni evrende.
Sen iki yaşantımda da gerçek olansın.
Gerçekliğin gerçekleşme ümidisin.
Ş arapsı bir tonda
İ simsiz bir ülkede
Z akkum olanın tadıyla
O yunun bir parçası olup
F ener gibi aydınlatsan geceyi
R üyalarıma sevinç
E vrene mutluluk saçıp
N acizane benliğime teşrif eder misin?
2 Eylül 2012 Pazar
Sevginin Fiziksel Denklemi
E= m.c²
Sevgi kelimesini fiziksel kavramlar çerçevesinde bir sayısalcı olarak anlatmak için uğraşacağım.
Matematiksel formüller ile felsefi düşünceleri edebi kavramlara bürümeye çalışacağım.
Albert Einstein bu formülü bulmak için koca bir ömür tüketti, geleceğe bir ışık saçtı.
Bugün onun izlerinden ilerlemekte Fizik.
Ve bende geleceğe bir çizik atacağım, karanlık olarak görünen gelecek aydınlanacak.
O attığım çiziği genişletmek ise sizin ellerinizde.
Fizik bize şunu öğretir: Doğadaki bütün olaylar arasında doğru veya ters olarak bir orantı ve ilişki vardır.
Hiçbir nesne düzensiz olarak hareket etmemektedir.
Rakamlar pekçok şeyi ifade edebilirler.
Pi sayısı, öglit, pisagor v.s. gibi pekçok formül insan zihnini kaplamaktadır.
Bir insan ömrünü bir rakamı bulmak için adıyor ise bizim hayatımızı mutluluk ve sevgi formüllerine adamamız çok mu saçma acaba?
Fizik'in bize olan öğretisinden yola çıkarak bence insanlara olan sevgimiz arttıkça dünyadaki mutluluk katsayısıda artıyor.
Bir insanı sevdiğinde onun getirdiği bütün nesneleri sevebiliyorsun.
Bir şarkıyı sevdiğinde onu dilinden düşürmüyorsun.
Bir filmi sevdiğinde herkese o filmi izlemesi için baskı kuruyorsun.
Yani bir şeyi sevdiğinde insanlarında onu sevmesini istiyorsun.
İnsanlar ise önerilerini sevdikçe sende doğru orantılı olarak daha mutlu oluyorsun.
İnsanoğlu sevme içgüdü ile beraberdir.
O sevmek için yaratılmıştır ve onun sevmesi için pekçok ilave şey yaratılmıştır.
Sevgi, mutluluğu peşinden sürükler.
Ona halatlarla bağlıdır.
Saçmalamalar Kitabım II
Sevgi kelimesini fiziksel kavramlar çerçevesinde bir sayısalcı olarak anlatmak için uğraşacağım.
Matematiksel formüller ile felsefi düşünceleri edebi kavramlara bürümeye çalışacağım.
Albert Einstein bu formülü bulmak için koca bir ömür tüketti, geleceğe bir ışık saçtı.
Bugün onun izlerinden ilerlemekte Fizik.
Ve bende geleceğe bir çizik atacağım, karanlık olarak görünen gelecek aydınlanacak.
O attığım çiziği genişletmek ise sizin ellerinizde.
Fizik bize şunu öğretir: Doğadaki bütün olaylar arasında doğru veya ters olarak bir orantı ve ilişki vardır.
Hiçbir nesne düzensiz olarak hareket etmemektedir.
Rakamlar pekçok şeyi ifade edebilirler.
Pi sayısı, öglit, pisagor v.s. gibi pekçok formül insan zihnini kaplamaktadır.
Bir insan ömrünü bir rakamı bulmak için adıyor ise bizim hayatımızı mutluluk ve sevgi formüllerine adamamız çok mu saçma acaba?
Fizik'in bize olan öğretisinden yola çıkarak bence insanlara olan sevgimiz arttıkça dünyadaki mutluluk katsayısıda artıyor.
Bir insanı sevdiğinde onun getirdiği bütün nesneleri sevebiliyorsun.
Bir şarkıyı sevdiğinde onu dilinden düşürmüyorsun.
Bir filmi sevdiğinde herkese o filmi izlemesi için baskı kuruyorsun.
Yani bir şeyi sevdiğinde insanlarında onu sevmesini istiyorsun.
İnsanlar ise önerilerini sevdikçe sende doğru orantılı olarak daha mutlu oluyorsun.
İnsanoğlu sevme içgüdü ile beraberdir.
O sevmek için yaratılmıştır ve onun sevmesi için pekçok ilave şey yaratılmıştır.
Sevgi, mutluluğu peşinden sürükler.
Ona halatlarla bağlıdır.
Saçmalamalar Kitabım II
1 Eylül 2012 Cumartesi
Hayatı Kimyasallaştırmak
Hayatımızda Kimya'da öğrendiğimiz gibi sürekli bir dengenin sağlanması üzerine kurulu aslında.
Çift taraflı bir denklem bu.
Eşitliği sağlamamız gerekiyor, her şey eşit olmalı.
İki tane konu seçtim bende bu denklemle ilgili olarak.
Birbirini tamamlayan ve birbirine dönüşen iki temel unsur.
Sevgi ve nefret.
Dün Murat Menteş' ile de paylaştığım gibi ikisi birbirini tamamlayan zıt kutuplar bence.
Sevgi varlığın amacı, içeriğin asıl gücüdür.
Kalbinde sevgiyi taşıyan insan bambaşka bir psikolojiye sahiptir.
Sevgiye zıt olarak nefret yaratılmıştır.
Nefret sevginin farklı bir versiyonu gibidir.
Sevgi nefrete, nefret sevgiye dönüşmektedir hayatımızda.
Bunu emsalleştirecek olursak;
Charles Dickens'ın İki Şehrin Hikâyesi romanında Sdyney Carton isimli bir karakter mevcut.
Dünyaya karşı umursamaz ve nefret türevinde bir görüşü var.
Bir gün ise her şey değişiyor; hayatına bir kadın giriyor ve dünyaya olan nefreti sevgiye dönüşüyor.
Batman Kara Şövalye filminde bir karakter var; adı Joker.
Sevginin nefrete dönüşmesinde de onu konuşacağım.
Onun hikâyesi şöyledir:;
Çok sevdiği eşi kumar düşkünüdür ve borcu yüzünden yüzünü jiletle mühürlerler.
Joker ise karısına tutkundur ve onu hâlâ sevdiğini göstermek için yüzünü bildiğiniz haline sokar.
Sonra eşi onun bu hâline dayanamaz ve onu terkeder.
İşte buda bir kadına olan sevginin dünyaya olan nefrete dönüşümünün parçasıdır benim için.
Evren zıtlıkları barındırır ve dönüşümdedir.
Formülleştirecek olur isek;
Sevgi (g) <-------> Nefret (k)
İki taraflı ve dönüşümlü reaksiyondur bu; benim için.
Sevginin olduğu yerde nefret, nefretin olduğu yerde sevgi barınabilir.
Hayatımızı kimyasallaştırmak mümkündür.
Çift taraflı bir denklem bu.
Eşitliği sağlamamız gerekiyor, her şey eşit olmalı.
İki tane konu seçtim bende bu denklemle ilgili olarak.
Birbirini tamamlayan ve birbirine dönüşen iki temel unsur.
Sevgi ve nefret.
Dün Murat Menteş' ile de paylaştığım gibi ikisi birbirini tamamlayan zıt kutuplar bence.
Sevgi varlığın amacı, içeriğin asıl gücüdür.
Kalbinde sevgiyi taşıyan insan bambaşka bir psikolojiye sahiptir.
Sevgiye zıt olarak nefret yaratılmıştır.
Nefret sevginin farklı bir versiyonu gibidir.
Sevgi nefrete, nefret sevgiye dönüşmektedir hayatımızda.
Bunu emsalleştirecek olursak;
Charles Dickens'ın İki Şehrin Hikâyesi romanında Sdyney Carton isimli bir karakter mevcut.
Dünyaya karşı umursamaz ve nefret türevinde bir görüşü var.
Bir gün ise her şey değişiyor; hayatına bir kadın giriyor ve dünyaya olan nefreti sevgiye dönüşüyor.
Batman Kara Şövalye filminde bir karakter var; adı Joker.
Sevginin nefrete dönüşmesinde de onu konuşacağım.
Onun hikâyesi şöyledir:;
Çok sevdiği eşi kumar düşkünüdür ve borcu yüzünden yüzünü jiletle mühürlerler.
Joker ise karısına tutkundur ve onu hâlâ sevdiğini göstermek için yüzünü bildiğiniz haline sokar.
Sonra eşi onun bu hâline dayanamaz ve onu terkeder.
İşte buda bir kadına olan sevginin dünyaya olan nefrete dönüşümünün parçasıdır benim için.
Evren zıtlıkları barındırır ve dönüşümdedir.
Formülleştirecek olur isek;
Sevgi (g) <-------> Nefret (k)
İki taraflı ve dönüşümlü reaksiyondur bu; benim için.
Sevginin olduğu yerde nefret, nefretin olduğu yerde sevgi barınabilir.
Hayatımızı kimyasallaştırmak mümkündür.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

