Eskiköy Üçlemesi: II
Alev almış yanıyor buğday tarlası,
Alev almış yanıyor soyum,
Yaşamak için toyum.
Bütün çarpıntılarım zorla,
Hayat isterse dursun,
Zaman geçiyor kendinden büyük susuşla.
Kurak topraklarda ne biter,
Savaş, ölüm, vahşet, korkudan başka,
Kurak gönüllerde ne biter?
Eriyişini gördüm kuşların dallarda,
Yılanların su kuyularında,
Ölümünü gördüm insanların yorganlar arasında.
Asırlar birikip kalmış tahtamaç aralığında,
İncir ağacı dikilmiş ocaklar,
Çoktan yüz tutmuş yosunlara.
Örtün kapıları, örtün pencereleri,
Buz tutan sarkıçları çözün,
Çözün buz tutan yürekleri.
Buğday Tarlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Buğday Tarlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Nisan 2016 Pazar
23 Aralık 2012 Pazar
Buğday Tarlası
Buğday tarlasında dolanıyorsun işte.
Koşuyorsun yeşil ağaçlara.
Yarışır gibisin gölgenle.
Ve adım adım hızlanıyorsun.
Yaklaştıkça hedefe.
Saldırıyorsun buğdaylara.
Tanecikleri dökülüyor yerlere.
Sararmış güneşten tenleri.
Her bir başak yükselmiş yükseğe.
Boynunu uzatmış ileri.
Tel tel ayırt ediliyor hepsi.
Ve elinde bir orak.
Biçiyorsun onları.
Buğday tarlasında geziyorsun işte.
Her bir tele dokunuyorsun.
Çekiyorsun onun kokusunu içine.
Ve bırakıyorsun mor yazmanı rüzgara.
Esir düşüyorsun buğdaya.
Bu bir buğday sevgisi olsa gerek.
Bir korkuluk dikilmiş ortasına tarlanın.
Uzakta tutar düşmanları.
Toplar dostları çevresinde.
Yakınlık erdemine ulaşanlar dolanır etrafında.
Yazın sıcağı tepende.
Kavurur geçer ahenkle.
Tenin döner buğdaya.
Onun gibi kızıl bir renge.
Hiçbir esinti yok havada.
Anlaşmış bütün hava durumu.
Uzak duruyor tarladan.
Ve yalnız başına orada.
Kısıp gidilen bir ses.
Giderek azalıyor nâmesi.
Ve duyulan fısıltısı sessizliğin.
O ağacın altına oturda soluklan.
Gün bitiyor.
Güneş batıyor ardında tepelerin.
Buğday Tarlası dinlenmeye çekiliyor.
Mor yazma dolanıyor ağacın dallarına.
Koşuyorsun yeşil ağaçlara.
Yarışır gibisin gölgenle.
Ve adım adım hızlanıyorsun.
Yaklaştıkça hedefe.
Saldırıyorsun buğdaylara.
Tanecikleri dökülüyor yerlere.
Sararmış güneşten tenleri.
Her bir başak yükselmiş yükseğe.
Boynunu uzatmış ileri.
Tel tel ayırt ediliyor hepsi.
Ve elinde bir orak.
Biçiyorsun onları.
Buğday tarlasında geziyorsun işte.
Her bir tele dokunuyorsun.
Çekiyorsun onun kokusunu içine.
Ve bırakıyorsun mor yazmanı rüzgara.
Esir düşüyorsun buğdaya.
Bu bir buğday sevgisi olsa gerek.
Bir korkuluk dikilmiş ortasına tarlanın.
Uzakta tutar düşmanları.
Toplar dostları çevresinde.
Yakınlık erdemine ulaşanlar dolanır etrafında.
Yazın sıcağı tepende.
Kavurur geçer ahenkle.
Tenin döner buğdaya.
Onun gibi kızıl bir renge.
Hiçbir esinti yok havada.
Anlaşmış bütün hava durumu.
Uzak duruyor tarladan.
Ve yalnız başına orada.
Kısıp gidilen bir ses.
Giderek azalıyor nâmesi.
Ve duyulan fısıltısı sessizliğin.
O ağacın altına oturda soluklan.
Gün bitiyor.
Güneş batıyor ardında tepelerin.
Buğday Tarlası dinlenmeye çekiliyor.
Mor yazma dolanıyor ağacın dallarına.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)