30 Kasım 2013 Cumartesi

Çoban Elinde Kavalıyla Delirdi

Gün uzun türküsünü bitirdi
Karlı dallara yürüdü karanlık
Yalnızlık çekilmez bu vakit
Delirdi denizde yosun çayda balık
Gel artık

Gülten Akın


       Eline kavalı almış en güzel müziği ifşa ediyor çoban. Ne hazindir ki bu müziğin dinleyicisi koyunlardır. Bahtiyar olmak ve o müziği duymak için bir koyun olmak gerek imiş. Uzun türküler söylüyor güneş. Türküsü çok uzaktan gelsede sesinin güzelliğini duyuyor insanoğlu. Onun ulaşılmazlığı mesafesinden değildir, yakıcılığındandır. Kimse yanmayı göze alamaz, bu aşk dahi olsa.
       Güneş terk eder insanı, insana güvenmez hiçbir zaman, kimine yüzünü hiç göstermez, kimininse her gün tepesindedir. O da sever insanları, o da görmek ister bazı bazı, bazı insanları. Afrika'nın siyah çocuklarını sever en çok, onların üzerinden hiç ayrılmaz. Güneş terk eder insanı, insan onu terk edince.
       Güneşin terki karın gelişidir. Kar gelir güneşin yerine. Ateş yerini suya bırakır. Ateş yakmıştı, şimdi suda boğulmak vakti der insana. İnsan onun akıntısına karışır, kaybolur gider bir kanalizasyonun hattı içinde. Bir kar tanesi olur, erir gider. Bulutların üzerinden başlar yolculuğa yeryüzüne vardığında artık o erimiştir. İnsanda yok olur böyle. Doğumundan ölümüne doğru erir gider. Kimse hatırlamaz, kimse görmez. Kaybolup gider.
       Yalnızlık, en çok kimsesiz mevsimlerin yoldaşıdır. Mevsimler kimsesizdir, onların sahibi yoktur. Güneş Efendi yüzünü her vakit göstermez, Ay Hanım'da sadece karanlık çökünce teşrif eder. Mevsimler hep yalnızdır, hep birinden mahrumdur. Kış güneşten, yaz soğuktan mahrumdur. Yaz kışı, kış yazı arar. İkisi bir araya gelemez asla. İkisinin bir araya gelmesi, kaybolmasıdır ikisi arasında insanlığın. İnsan seçim yapamaz ikisi arasında, çünkü insan acizdir. En çok sevmeyi bilmez.
       Denizler her mevsimin baş tacıdır. Mevsimler önce denizlere uğrar, sonra gelip gösterir kendini. Su bir an soğur bir an ısınır. O bile karar veremez hangi mevsimde nasıl olacağına. Yaz olunca dondurur, kış olunca yakar. Denizde kararsızdır bizim gibi. Kararsız hâlimiz şimdiyi yaşamamıza engel oluyor.
       Çoban kavalını çalmaya devam ediyor. Eli sürekli kavalın üzerinde dolanıyor. Koyunlar bir çayırdan diğer çayıra geçiyor. Yemyeşil ovalarda hiçbir insanın ayak basmadığı topraklarda hakimiyetini gösteriyor. Ey insanoğlu, senin bile ayak basmadığın o topraklarda bir koyun sürüsü hayat sürüyor. Her yer betonla kaplıyken hâlâ toprak olan bir yer varsa, orası insana ait olmayan tek yerdir. Ne güneş insana aittir, ne de deniz. İnsan sahip olduğunu kirletir. Güzel olan ne varsa insana ait olmayandır. İnsan, köreltmek içindir.
       Derken çobanın kavalı sustu. Güneş Efendi tepenin ardından ayrıldı aramızdan. Ay Hatun çıktı karşımıza. Derken çoban sustu. Koyunlar ayrıldı birbirinden, koparılıp hapsedildiler dört duvara. Delirdi denizden koparılıp akvaryuma hapsedilen balık. Delirdi doğadan koparılıp dört duvara hapsedilen koyun. Delirdi ormandan koparılıp saksıya dikilen çiçekler. Delirdi özgürlüğü elinden alınan insan. Delirdi her ne var ise alemde. Alem oldu bir deliler diyarı.

Hiç İçin Hiç

''Az şeye sahip olanın köleliği de az olur, yaşasın asil yoksulluğum..."
 Nietzsche

       Ellerim bomboş yüzyıllardır. Hiçbir şey olmadı. Hiçliğe sahibim. Hiçlik benim! Hiçliği kim alır elimden? Hiçlik, sahip olduğum tek şey. Hiçliğe sahip olanın artık arayacağı bir şey kalmaz. O âb-ı hayat gibidir. Uğradığı yerde sonsuza kadar kalır. Hiçliği yudumladıktan sonra insan artık ölümsüzdür. Ölüm gelip geçer. Duygular gibi delip geçmez.
       Hiçlik, varılabilecek mertebelerinin en bilinmezi. Hiçliğe varan oradan geri dönmez. Hiçlik, hiçlik, hiçlik. Bir hiçliği paylaşmak istiyorum, hiçliği seninle paylaşayım. Biz seninle hiç olalım. Hiçe gidelim el ele. Biz senle hiçliğe ne kadarda güzel gideriz. Sen şarkılar söylersin, ben seni dinlerim. Nasıl olduğunu bile anlamadan hiçe varırız.
       Kocaman bir kapıdan gireriz oraya, oranın kapısı büyüktür. Bir kale gibidir, bir ev gibidir, bir oda gibidir. Giderek küçülür kendi içinde. Bizde senle giderek büyürüz. Biz büyüdükçe o küçülür ama; biz yinede oraya sığmayı başarırız. Hiçliğin sırrı bu, biz ona çok sonra ereriz.
       Gel biz seninle hiçe gidelim. Hiç'in ülkesinde her şey güzeldir, derler. Orası bir masallar ülkesiymiş. Mutlu olmak varmış orada, gel biz seninle hiçe gidelim. Hiç'in meyvelerinden yiyelim. Onun meyveleri renk renktir. Biz seninle Hiç'in denizinde yüzelim. Onun sularında boğulalım beraber. Hiçlik diyarında yolumuzu kaybedelim. Yolumuzu kaybettikçe daha bir hiçliğe varalım. Hiç olalım biz seninle. Gel bir an önce, hiçliği bekletmeyelim.
       Hiçlik makamı var bilinmeyen bir yerde. Yerini herkes bilseydi çok kalabalık olurdu. O yüzden biz senle yalnız gidelim. Bizim ülkemiz Hiçler Ülkesi olsun. Ben sana, sen bana; birbirimize orayı anlatırız. Kim bilir nice güzel canlılar vardır orada. Tavşanlar koşuyordur çayırlarda, koyunlar yayılmıştır. Sincaplar dolanıyordur ağaçların çevresinde. Bir ağaçkakanın sesi geliyordur çok uzaktan. Hiçler Ülkesi, bizim ülkemiz. Gel biz senle oraya gidelim, orada visale erelim.
       Hiçler Ülkesi'nin yolunu sen bulmalısın, yönü sen göster bize. Kuzeyler güney olsun, doğular batı. Yukarısı aşağı olsun, aşağısı yukarı. Sen ben ol, ben sen olayım. Kim kimdi unutalım, bir bedende birleşelim, ikinci bedeni ortadan kaldıralım. Gel biz senle ben olalım, benlikte birleşelim. Hiçliğe varalım, hiç olalım. Yok olalım, en varım diyenden daha var gibi. Biz yok olalım, yok oldukça var.

29 Kasım 2013 Cuma

Yeniden

       Dün gece rüyamda gördüm seni. Yeniden sevdim. İnsan sevdiğini yeniden sever mi? Severken bir daha sevebilir mi? Sevgi, ne kadar ucu bucağı açık bir duygu böyle. Katlandıkça katlanıyor, azalmıyor. Sevgi azalmak değildir; sevgi, artmak, sınır tanımadan sonsuza kadar artmaktır.
       Dün gece rüyamda gördüm seni. Yine bembeyazdı ellerin. Yine sevgiyle doluydu gözlerin. Baktıkça doyamıyorum, doyumsuzca yaşıyorum. Seni yeniden seviyorum. Severken bu yeniden artıyor. Bir gecenin sonu gelmiyor. Gece sonlanıyor, sen sonlanmıyorsun.
       Dün gece rüyamda gördüm seni. Bir kez daha başladım sevmeye, en baştan başladım. Yine yanımdaydın işte, bir rüyanın tesiriyle. Yine benimleydin, seninle bir an geçirdik. Kimse bilmiyor bu anı, hatta sen bile.
       Dün gece rüyamda gördüm seni. Kimseye anlatmıyorum rüyamı. Kimse bilmeyecek bunu, bir ben bileceğim. Bu rüyayı tekrarlayarak yaşayacağım. Hırsız, bilmediği bir şeyi çalamaz ve görmediğini. Hiçbir hırsızın bu rüyayı çalmasına izin vermeyeceğim. Kendime saklıyorum, kendimle beraber gideceğim. En gizli odalarında saklayacağım kalbimin. Kalbimin her yerinde var olan sen, belki görürsün orada rüyamı, belki seyre dalarsın.
       Dün gece rüyamda gördüm seni. Yeniden gördüm bir süre sonra. Daha önceki rüyalar gibi değildi. Hiçbir rüya bir öncekine benzemiyor. Sen kendini tekrar etmiyorsun. Yeniliyorsun kendini her seferinde, yeniliyor güzelliğin kendini. Uzun bir düşünüşün bir sonuydu bu rüya. Uzun uzun kurulan hayallerin. Rüyalar alemine girdiğinde diğer alemlerden sıyrılıyor insan. Bir başka alemde bir başka biçimde yaşıyor. O rüyada kalsaydım bende, o alemdeki seni sevmiştim, hazır senleyken sende kalsaydım. Yeniden seviyorum seni, en baştan.
       Dün gece rüyamda gördüm seni. Rüya, rüya olamayacak kadar güzeldi. Hiçbir rüya, hiçbir zaman, hiçbir şekilde bu kadar güzel olamaz. Özlem giderek artıyor. Özlem güzel kılıyor özleneni, özlenen ise bambaşka bir yerde. Rüyalar, hiç göremediklerimizi gösterdiği için mi bu kadar güzel? 
       Dün gece rüyamda gördüm seni. İyice arsızlaşmış bir hasret her seferinde bir bıçak saplıyordu göğsüme. Delik deşik olmuş göğsüm delik deşik olmuş beynim gibiydi. Tüm fikirler tüm duygularla çarpışmaktaydı. Sen, bir köşeden seyrediyorsun. Dün gece bir rüya gördüm ben. İçinde sen vardın, güzelim. Dün gece bir rüya gördüm ben, yeniden sevmeye başladım seni, sevgim hep artmaktayken. Severken yeniden sevmeyi tattım, güzelim. Sevgi ne ölümsüz bir duygu ki sınır tanımıyor, senin gibi. Her hâliyle her yere geliyor. Güzelim, dün gece bir rüya gördüm, içinde sen vardın.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Psikologun İçindeki Psikopat

       Psikolog, içinde bir psikopat taşıyordu. Her dinlediği psikopatlık artık onun içine işlemişti. Bir psikologun içinde psikopatlık vardı. Psikolog tuttu intihar etti. Yaptığı en psikopatça hareket buydu.
       Psikolog koltuğa oturmuş sessizliği dinliyordu. Uzaktan bir yerden bir senfoninin sesi gelmekteydi. Her yer huzurlu görünüyordu, huzur oradaydı. Birden şeytan belirdi karşısında. Bir fikir belirdi içinde bir yerde. Bu dinginliğin ne kadar süreceğini bilmeliydi. İnsan hükmetmek için doğmuştu madem, o zaman hükmünü sınamalıydı. Hüküm sınanmalı. Karar verdi Psikolog. Karar vermek karar verebilecek güçte olanlar içindir. Hiç dışına çıkmadığı bu odanın, bu dünyanın, bu evrenin bir bilinmeyen noktası olmalıydı. Ulaşılmaza ulaşmak gerek. Daha önce hiç yapılmamış bir şey yapmak gerek, dedi. Psikolog karar verdi, hiç yapmadığı bir şey yapmalıydı.
       Bir Psikolog'un yapabileceği en psikopatça şey psikopat olmak olmalı. Karar verdi Psikolog. İnsanı anlamak onun gibi olmaktan geçer. Bu huzurlu sessizlik rahatsız etti onu. Sessizlik her insanı rahatsız eder. Alışık değildir doğa sessizliğe. Sessizce yerinde duran hiçbir canlı yoktur. Herkes kendi içinde konuşur kendisi gibi olanlarla. Psikolog kendiyle konuştu, bir yandan şeytanla. Şeytan içine giriyordu. Şeytan kandırıyordu onu, ilk atasından beri. Onu alıp başka düşüncelere götürüyordu.
       Bilinmeyeni bilmek istedi Psikolog. Nereye varacağını bilmek istedi. Bu cümleleri sonlandırmak, psikopatlığı anlamak istedi. İyileştirdiği bunca hasta gibi olmak. Kim bilir nasıl bir hazdı, hazzetmeyi istedi. O anı yaşamak, o duyguyu paylaşmak. Bir psikolog, bir psikologla psikopatlığı konuşmak istedi. Bir psikolog, bir psikopatla psikologluğu konuşmak istedi. Kendi beyninde dolandı bir yerlere. Psikolog dayanamadı. Vakit tamamdı.
       Her yer sessiz. Sessizlik hüküm sürüyor. Psikolog hüküm sürmek istedi bu sessizlikte. Camın önünde geldi kendine. Kuşlar geçiyordu önünden. Uzandı birine, yakalamak için değil, onunla gitmek için. Tuttu onu, düştü beraber. Düşüş hızlıydı. Şimdi yerde bir kan halkası var. Psikologun elinde bir kuş. Kuşun kanadı kırıldı, psikologun kemikleri. Şimdi ikiside hür, şimdi ikiside anladı. Bir psikolog içinde psikopatlığı taşıyordu. Psikolog, psikopatı uyandırdı. Psikopat öldü. Psikolog yeniden uyandı.

26 Kasım 2013 Salı

Hayat: Bir Garip Yolculuk

       Hayat, bize verilen kimisi için lütuf kimisi için ebedi azap içeren uzun bir yolculuk. Yolculuğu neticelendirmek, arkada herkes için güzellikler barındıran izler bırakmak ve yaşarken bir mânâ taşımak, bir anlam içinde olmak önemli mevzulardan.
       Su verilmeyen ağaç kurumaya mahkûmdur. Dünyada hayatı anlamlı kılmak isteyen insan maneviyatıyla bu koşulları yerine getirmelidir. Maneviyatını koruyan insan hayatta muvaffakiyete erecektir. Hayat ağacını sulayan insan o ağaçla beraber büyür ve toprağından aldığı mineraller ile büyüyüp koca bir çınar gibi heybet kazanır.
       Çöl iklimine alışmış kaktüsler kutuplarda yaşayamıyor, suya alışmış zambaklar çöllerde yaşayamıyor. Ve bir insana alışmış bir insan, başka hiçbir yerde yaşayamıyor. Hayatı gerçek mânâsıyla hayat yapan, kelime anlamından ziyade manevi anlamıydı. Maneviyatı gün ışığına çıkaracak bir amaç gerekir. O vakit insana tüm kapılar açılır. İnsan kendisi yürür yolunda, bir vakit emeklerken sonrasında koşar ıssız ovalarda. Kimsenin olmadığı anlarda.
       Balıkların sudan çıktıklarında ölmelerinin sebebi gerçektende denizin onlar için tüm ihtiyaçlarını karşılaması mıdır emin olamıyorum. Belki de sandığımızdan çok daha farklıdır. Nasıl ki Leyla'dan ayrı kalan Mecnun aslında kendindende ayrı kalıp delirdiyse, belki de denizden ayrı kalan balık bu hasrete dayanamayıp ölüyordur. Ölüm çok korkutucu aslında ama, hasretin getirdiği ölüm çok daha korkunçtur. Ölümü korkunç yapanda bu aslında.
       Gökte uçan bir uçurtma arkasına rüzgarı aldığında kimsenin ulaşamayacağı yerlere ulaşır. Orada belirir gece beliren bir yıldız gibi. Dünyanın neresinden bakarsanız bakın sanki onu görebilecekmişsiniz gibi hissedersiniz. Çünkü o uçurtmayı yere bağlayan ipler bir çocuğun ellerindedir. Bir çocuğun hayalleri sınır tanımaz, sınır tanımadığı için muhteşemdir. İnsan büyüdükçe sınırlanıyor, büyüdükçe çizdiği sınırlara hapsoluyor. En iyisi çocuk kalmak, hayatı anlamak için, anlatabilmek için.
       Hayat bir bakıma bir kölenin özgürlük mücadelesi. Itıknâmeyi almak içindir bütün mücadele. Yalnızca efendi o kadar anlayışlı değildir. Özgürlük, edinilmesi zor bir mülk. Doğarken bize verilen ama sonra bizim feragat ettiğimiz bir mülk. İnsan özgürdür, asıl mesele bunu farketmesinde. İnsan huduttur, hudutları içindedir. Sevgi, özgür kılandır.

25 Kasım 2013 Pazartesi

Gün İçinde Bir Vakit

       Gün doğacak, gün batacak. Sen gelmeyeceksin. Her günün peşinden yeni bir günü daha sürüklenerek gelir. Gelişi gidişinin habercisidir. Gidişi tekrar geleceğine ispattır. Günün doğuşu kadar batışıda vardır. Yükselişin olduğu gibi alçalışın olduğunu da hatırlatmak için. Gün bu ikisinden ibarettir, arasındaki vakit sürekli değişir. Ne öğle kalıcıdır ne de ikindi. Aslolan ya gündüzdür ya da gece.
       Vaktin bilinmediği dönemlerde gün ne doğmuş olacak ne de batmış. Gün olduğu yerde duruyor hep. Sanki evrendeki boşlukta ilerleyen dünya değilde biz insanlarız. Bir boşluğun içerisinde ilerliyoruz. Boşlukta nefes almak için çırpınıyoruz. Her çırpınış boşlukta atılan bir kulaç. Bizi hiçbir yere götürmüyor. Almaya çalıştığımız her nefes havasızlıkta ciğerlerimizi parçalıyor.
       Gün olduğu yerde duracak, gelecek insanlar için. Gelecek, hiç gelmiyor. İnsan ona doğru koşmalı, geleceği geçmeli. Geleceğin önüne geçmeliyiz. Gelecek bizim peşimizden gelmeli. Geleceği bekleyen insanlar geçmişte kaldı. Toprağın altında şimdi gelecekten ümitli olanlar. Ümit şimdi için var, gelecek ümitsiz.
       İnsanlar doğacak ve ölecek. Tüm hayatlar bu ikisi arasında geçip gidiyor. İki büyük eylem vardır dünyada. Doğmak ve ölmek. Mezar taşına sadece bu ikisinin yazılışının nedeni bu olmalı. Doğdu, kendi elinde olmadan; öldü, kendi elinde olmadan. Ona ait değil yaşam, ona verilen ondan alındı. Ona ait olanlar ardında bıraktıklarıdır. Arasındakiler çokta önemli değil. Hatırlayan olmadığı sürece.
       Başlamak ve bitirmek önemlidir. Bitirmek için evvela başlamalı insan. Başlanmayan şey hiçbir zaman bitmez ki. Bitirmeli yarım kalan ne varsa, yarıda bırakılmış ne varsa. İnsan yarım bıraktıkları yüzünden hayatın karmaşasında kayboluyor. Yarımı tam edenler mutlu olurlar, tam olmak mutluluktur. Yarım olanlar asla yaşayamaz.
       Gün doğacak, gün batacak. Sen gelmeyeceksin. Sen gelmiyorsun. Hayat şimdiden ibaret, gelecek ümitsiz. Geleceğin önüne geçmeli. Geleceğin önünde dört nala atları koşturmalı. Gelecek insanoğlunun peşinden koşmalı. Gelecek geçmişte kalmalı. Mutluluk bu, mutluluk yarımı tam etmek. Mutluluk, şimdi gelmek. Gün batmadan, henüz her yer aydınlıkken. Gün doğmuşken.

24 Kasım 2013 Pazar

Görünce Rüyamda Seni

Güzelim körgende rüyamda seni.
Ansızın uyanırım ben.

körgende: Eski Türkçe 'gördüğüm zaman' demek

Görünce rüyamda seni.
Bir hikâyenin ortasında uyanıyorum.
Okumaya kitabın ortasından başlıyorum.
Bir şarkının son nakaratına yetişiyorum.
Seni rüyamda görünce başlıyor her şey.
O zaman anlam kazanıyor rüyalar.
O zaman başlıyor yaşanmaya uykular.
Uykularda koca bir alem var.
Senin içinde olduğun bir hayat.
Benim istediğim bir dünya.
Görünce rüyamda seni.
Geliyor bütün güzellikler benimle.
Uzaklaşıveriyor benden herkes.
Rüyalarda farklı akıyor zaman.
Karmaşıklaşıyor, karışıyor birbirine.
Zaman durmak üzere, duruyor hatta.
Orada kurallar kuralsızlığı getiriyor.
Görünce rüyamda seni.
Yeniden başlıyor hayat.
Yeni bir hayat.
Yaşanmaya değer, senli bir hayat.
Görünce rüyamda seni.
Uyanırım seni görünce, dünya gözüyle görmek isterim seni.
Rüyalar yetmez bana, yetmez hiçbir zaman.
Rüyalar dünyaya akmalı, artık yaşanmalı.
Görünce rüyamda seni.
Uyanmalıyım ben.
Rüya devam ediyormuşcasına,
Yanımda bulmalıyım seni, ansızın.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Roma'da Sonsuzluk

       Roma'da kuşlar uçuşuyor şimdi. Birinin kanadında kahverengi tüyler var diğerinin rengi daha açık. Güneş onların kanatlarına vuruyor, onların kanatları gökte kendini sergiliyor. Kuşlar uçuyor Roma'nın göğünde, onları kimse tutamıyor. Roma gülümsüyor Caesar'dan beri, herkes ona uzaktan bakıyor.
       Bir at sesi geliyor uzaklardan, arenalardan insanlar taşıyor. Bir aslan küklüyor karşısında gladyatörün. Bir ses duyuyorum, duyduğum ses Roma değil. Henüz idrak edemediğim bir gün başlıyor, ben bugüne uyanamıyorum. Roma uyanık, ben uykudayım.
       Roma'nın taşlı yolları uzayıp gidiyor. Her taşı farklı gözüküyor. O yollarda yürüdükçe yürüyüşü değişiyor insanın. Roma'nın sokaklarında insanlar koşuşuyor şimdi. Kimisi kuzeye doğru gidiyor kimisi güneye. Her yer işlek her yer canlı şimdi. Roma yaşıyor, Roma nefes alıyor. Roma uçuyor, kanatları olmadan -sen varken-.
       Meydanda çocuklar koşuşturuyor. Yeni çıkan dişleri dünyaya merhaba diyor. Gökyüzü pırıl pırıl parlıyor. Roma gülümsüyor, gülümsemeyi seviyor -sen varken-.
       Roma'nın taşlı yolları ayaklarının altından gülümsüyor. Sen ayak basıyorsun, onlar seviniyor. Roma'ya güneş farklı vuruyor. Milyarlarca kilometre öteden buraya sevinerek geliyor. Roma'nın taşlı yolları uzuyor, onlar uzadıkça yolumuz kısalıyor. Bu yolların sonu bir başka yolun başlangıcıdır. Dünyanın başka bir noktasına doğru bir yoldur.
       Dilek kuyusunda biriken liralar var. Onların hepsine senin resmini bastırmalıyız. Sen olduğunda ne kadar bahtiyar Roma. Bir dilek tutuyorum, baştan sona sen. Bir dilek tutuyorsun, ben bilmiyorum. Dilek çeşmesi gülümsüyor -sen varken-.
       Roma'da yollar kesişiyor şimdi. Seninle yollarımız kesişiyor. Bir uçak geçiyor üzerimizden. Bir otobüs uzaklaşıyor yanımızdan. Senin saçların uçuşuyor, ellerin üşümüş, yanakların kızarmış. Ben sana bakıyorum, Roma'ya değil. Gördüğüm sensin, Roma değil. Senin yollarında yürümek istiyorum.
       Roma'da akşam olur mu, senin yanındayken gün biter mi? Günün bitmesi için güneşin batması yetmez, sen varsın, aydınlatırsın. Mihr yanımdadır her zaman, sen daha güzelsin. Roma güzel -sen varken-.

Yağmura Tutulmuş

Sen yağmuru bilmezsin, uzaksın; ben bilirim, yakınım.
Yüzümü her yıkayışında, ona minnet ederim.
Sokağa her çıkışımda yüzümü yıkar ince hatlarıyla.
Bulutların yüzü yumuşaktır, hep gülümser vaziyette.
O yüzünü asmaz asla, karanlık çökmez.
Bulutlu günlerde asla gece olmaz.
O beyaz yanaklarıyla günü korur, geceyi kovar.
Yağmuru biriktirdikçe yanakları şişer.
Bir yağmur olur yağar gökten.
Onu kimse tanımaz, sen dahi tanımaz bakarsın.
Suları kurumak bilmez, kurumaktan uzaktır.
Dünyanın bu yanında gitmekten uzaktır.
Gelip bizim olduğum topraklara yerleşirken,
Sevgisizliğe çokta uzaktır.
Yağmur bereket olduğu kadar sevgidir.
Sevgi gibi çoktur, her damlası ışıktır.
Işık indirir yeryüzüne, ışığa boğar bizi, aydınlatır.
Yıkar bizi, saçlarımızdan süzülürken arındırır.
Kovar gecenin kasvetini, sessizliğini.
Bir gök gürültüsü başlar uzaktan.
Yıldırımlar iner yeryüzüne en uç noktadan.
Niceleri korkar ondan, ben ona koşarım.
Sen saklanırsın ardıma, ben yüzümü ona dönerim.
Sen bilmezsin ne yağmuru ne sonbaharı.
Başkadır bunlar, istediği şeyler başkadır.
Yavaştır önce, sonra hızlanır içimi yıkar.
Devamında bütün kemiklerimi kırar.
Devamında bütün derimi soyar.
Devamında bütün bedenimi yıkar.
Seni canlandırır belki, uzakta olmasaydın.
Sen filizlenirdin, bu kadar çölde olmasaydın.


Letologika

‎- Elimde olmayan şeyler var, Olric.
-Nedir efendimiz?
-Elleri Olric, elleri.
Oğuz Atay

       Yeni düşünceleri düşünmeye çalışırken kelimeler gidip geliyor sürekli. Kelimelerden büyük bir denizin içindeyim. Deniz beni sürekli bir yana sürüklüyor. Akıntılar çok güçlü, ben kelimelerin arasında boğuluyorum. Kelimeler çok güçlü, başa çıkamıyorum.
       Kelimeler ömür boyu sürüyor, yüzyıllardır sürüyor. İnsan var olduğundan beri kelimelerle iç içe. Oysa benim vaktim kısa, ömrüm kısa, varlığım kısa. Kelimeler uzayıp gidiyor, asırlara sığmıyor, binlerce yıl öteden gelip binlerce yıl öteye gidiyor. Ne başladığı yeri görüyorum ne bitebileceği yeri kestirebiliyorum. Kelimeler ömür boyu. İnsan var olduğundan beri var, daha öncesini aklım almıyor.
       Herkes konuşuyor kendi kelimeleriyle. Kelimeler süsünü varlığı kadar söyleyeninden alıyor. Kimin söylediği önüne geçiyor bazen ne söylediğinin.
       Kelimeler keskin bir bıçak. Eğer onu doğru bir şekilde tutamazsan keser elini. Kan akıtır hiç korkmadan. Kelimeler en güçlü silahlardan. Yakıyor bazen, kesiyor bazen, yaralıyor bazen... Kâh bir savaş çıkarıyor kâh barıştırıyor insanı kendisiyle. Asla durmuyor, dur durak bilmiyor. Onlar için durmak yok, hep ilerisi.
       Ben kelimeleri unutuyorum, ne söyleyeceğimi ve kime söyleyeceğimi unutuyorum. Onlar beni unutmuyor. Hatırlatıyor kendini. Ben onları bir çırpıda silmek istiyorum. Kurşun kalemle yazıp silgi ile silmek istiyorum. Mürekkeple yazarsam bir daha çıkmazlar hafızamdan. Unutulsunlar. Unutulmadıklarında yakıyor. Unutulsun dedikçe de daha çok işleniyor. Onları tutsak etmek mümkün değil. Bir sözlüğün içinden dışarı fırlıyor. Onları bir yere sıkıştırmak mümkün değil, bir köşede tutsak etmek. Ancak onlar tutsak etmek için varlar. Etrafımız kelimelerle kuşatılmış. Bu kuşatmanın sonu yok.
       Ses kelimeyi doğuruyor. Kelimeler yaşamı doğuruyor. Zaman tüm bunların içinde keşfedilememiş bir yerde. Sessiz kelimeler aksettiriyor kendini. Kelime olmak için bir sese muhtaç olmadıklarını hatırlatıyor sanki. Ses, kelimeye boyun eğmiyor. Kelime olmadanda var olduğunu söylüyor. Rüzgarlar gibi uluyor, yapraklar gibi hışırtılar çıkarıyor, ses kelimelere boyun eğmiyor. Oysa ben kelimelerin denizinde boğuluyorum. Onlar çok güçlü ben onlarla başa çıkamıyorum.
       Kelimeler bin bir başlı bir aslan. Her başında ayrı bir dil var. Her dilin ayrı kelimeleri var. Hepsi aynı şeyi farklı biçimde söylüyor. Ben bunlarla başa çıkamıyorum. Aslan beni parçalıyor, ben kendimi koruyamıyorum. İnsan böyle bir aslanla başa çıkamaz. Kelimeler bin bir başlı bir aslan. İnsanı parçalamak için varlar.
       Yine unutuyorum kelimeleri, onlar unutuldukça azalmayıp çoğalıyorlar. Onlar unutulmak için yoklar, unutulamamak için varlar. Yine unutuyorum kelimeleri, unutuldukça daha çok işgal ediyorlar bedenimi. Yuva yaptılar, içten içe kazınıyor, çoğalıyorlar. Kelimeler, kelimeler unutulmuyor.