Kaç dünya var omuzlarında,
Atlas;
Bir insanın kaç dünyası olur?
Sevişir mi savaşla barış;
Ölüm hamile bırakır mı,
Hayatı?
Kök salar mı en derinlere,
Umut denilen,
Canavar?
Cenneti sordular, anlatamadım;
Cehennem dediler,
Dünyayı gösterdim.
Sessiz sinema değil ama
Yine de susuyor insanlığımız,
Yaşam, bir kadehlik pişmanlığımız.
Kulak verin söylediklerime;
Ölen Atlas'tır,
Dünyayı omzularından düşüren.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
26 Mayıs 2015 Salı
Mutluluk Bir Beden Büyük Gelir Bana
Mutluluk bir beden büyük gelir bana,
Durmaz üzerimde,
Kayar toprağa doğru ruhumca,
Ölür yaklaştığı her ânda.
Acı, üstüme göre dikilmiş elbisem,
Sarkar boyum boyunca.
Terzimin maharetli elleri,
İğneleri saplar tenime,
Her saplanış ruhumadır.
Mutluluk, bir beden büyük gelir bana,
İğreti durur üzerimde,
İner yokluğa doğru varlığımca,
Silinir yazıldığı her satırda.
Hüsran, kalbim için yontulmuş taş,
Yeni bir umut daha kırar her fırlatılışında.
Hamalın kaldırdığı yük,
Fazla gelir omuzlarına,
Ona taşıtılan yük sevgidir, ağır gelen.
Mutluluk bir beden büyük gelir, bana,
Yakışıkalmaz üzerimde,
Kayar cehenneme doğru cennetimce,
Arafta boğar beni her saniyesince.
XXVI.V.MMXV 01:11
Durmaz üzerimde,
Kayar toprağa doğru ruhumca,
Ölür yaklaştığı her ânda.
Acı, üstüme göre dikilmiş elbisem,
Sarkar boyum boyunca.
Terzimin maharetli elleri,
İğneleri saplar tenime,
Her saplanış ruhumadır.
Mutluluk, bir beden büyük gelir bana,
İğreti durur üzerimde,
İner yokluğa doğru varlığımca,
Silinir yazıldığı her satırda.
Hüsran, kalbim için yontulmuş taş,
Yeni bir umut daha kırar her fırlatılışında.
Hamalın kaldırdığı yük,
Fazla gelir omuzlarına,
Ona taşıtılan yük sevgidir, ağır gelen.
Mutluluk bir beden büyük gelir, bana,
Yakışıkalmaz üzerimde,
Kayar cehenneme doğru cennetimce,
Arafta boğar beni her saniyesince.
XXVI.V.MMXV 01:11
21 Mayıs 2015 Perşembe
Köle Özgür Efendisinden
Özgürlüğe kavuşturan zincirleriyle,
Kendi sıkışmışlığının kapanlarıyla.
Solgun gövdeden çıkan kırık bir dal;
Köle özgür, efendisinden.
Zincirleriyle tutsak yere, sözde köle;
Düşünceleriyle özgür göğe, efendi özne.
Efendisinden özgür köle,
Baltanın yolunu kaybettiği ormanda.
Görülmemiş gecenin içinden gelen,
Savruk dörtnala atlarını koşturan.
Giyinemeyi unutmuş kefenini ölü,
Ardına bile bakmadan giden gömülü.
Nallara karışan hancılar, yerde izi kalan adımlar;
Kaçmaya yeltenmeyen kölelik alâmetleri.
Gönülçelen bir köle efendisini kıskandıran,
Tüm tutsaklıklar insanın içinden semaya yükselen.
17 Mayıs 2015 Pazar
Cennet Dediğimiz Cehennemler
Cehenneme cennet diyenlere,
Bir lanet ufalandı gökten,
Bir tutam,
Bir mavi kavonozun ağzına doğru,
Eriyip giden.
Bana rüyâlar bahşeden hanginizdi?
Unuttum söylemeyi, yitirmeyi;
Cehennemi cennet gösteren hanginizdi?
Bir düşüş ki bu, alışamadığım,
Yoksun bir nehir, sudan,
Öfkeli bir küheylan gibi doludizgin,
İlerliyorum, yol yok, dörtnala,
Yaşıyorum, son yok, biliyorum.
Koşturmayın beni daha fazla,
Konuşturmayın.
Sözlerimde cehennemden başka yok,
Cennet yok.
Cennet yok, diyorum sana,
Cehenneminin alevleri yalıyor yanaklarımı,
Değiyor sıcaklığın bana.
ve cehenneme cennet diyorsunuz,
Şeytanla sevişirken, meleği görürken.
Küflenmiş bedenlerinizde arıyordunuz,
Yeni dirilişleri.
Ölelim artık, kurtulalım,
Bir parça cennet?
Bir lanet ufalandı gökten,
Bir tutam,
Bir mavi kavonozun ağzına doğru,
Eriyip giden.
Bana rüyâlar bahşeden hanginizdi?
Unuttum söylemeyi, yitirmeyi;
Cehennemi cennet gösteren hanginizdi?
Bir düşüş ki bu, alışamadığım,
Yoksun bir nehir, sudan,
Öfkeli bir küheylan gibi doludizgin,
İlerliyorum, yol yok, dörtnala,
Yaşıyorum, son yok, biliyorum.
Koşturmayın beni daha fazla,
Konuşturmayın.
Sözlerimde cehennemden başka yok,
Cennet yok.
Cennet yok, diyorum sana,
Cehenneminin alevleri yalıyor yanaklarımı,
Değiyor sıcaklığın bana.
ve cehenneme cennet diyorsunuz,
Şeytanla sevişirken, meleği görürken.
Küflenmiş bedenlerinizde arıyordunuz,
Yeni dirilişleri.
Ölelim artık, kurtulalım,
Bir parça cennet?
14 Mayıs 2015 Perşembe
Yûsuf, Bünyamin, 12 Yıldız ve Ay
Bir kuyudan göğü seyretmek;
Kadehin içindekini değil de,
Yalnızca yansımasındakini görmek;
Uzak iklimlerden gelen sesler,
Yankılanırken.
Önce köle olmak gerek,
Sonra sultan olmak için.
Bilinmeyenler başımda dolanır,
Aklım başka dünyalarda.
Bir rüyâdan bin bir anlamı,
Yalnız ben çıkarabilirim ve kimse,
Bilmez gece motiflerini,
İşlemeyi, aydınlık denen kumaşa.
Ben ki terzilerin en maharetlisiyim,
Sonsuz anlamlar dikerim,
Rüyâlarınıza,
Her biri benim kâbusum olan.
Benim hayatım en kötü rüyâlarıınızdan,
Daha kötüydü; daha gerçek.
Yıldız yağar gökten,
Avuçlarımla toplarım bir bir;
Her biri dünyanın bir başka yerinde,
Bir medeniyettir.
Kaybım beni gölgeler.
Bir hüzün belirip kaybolur,
Sinsi bir gölge.
Kıskançlık, yalnız adı belli,
Kara cüppeli düşman.
Bir kolunda şeytanın kaftanı,
Diğerinde nefsin cüzzamı.
Ki en çok adı var olmayanın,
Bizim yalnızca tiksinilen bedenlerimiz.
İlahî öğüdün içinde,
Kör şeytanlar.
Kadehin içindekini değil de,
Yalnızca yansımasındakini görmek;
Uzak iklimlerden gelen sesler,
Yankılanırken.
Önce köle olmak gerek,
Sonra sultan olmak için.
Bilinmeyenler başımda dolanır,
Aklım başka dünyalarda.
Bir rüyâdan bin bir anlamı,
Yalnız ben çıkarabilirim ve kimse,
Bilmez gece motiflerini,
İşlemeyi, aydınlık denen kumaşa.
Ben ki terzilerin en maharetlisiyim,
Sonsuz anlamlar dikerim,
Rüyâlarınıza,
Her biri benim kâbusum olan.
Benim hayatım en kötü rüyâlarıınızdan,
Daha kötüydü; daha gerçek.
Yıldız yağar gökten,
Avuçlarımla toplarım bir bir;
Her biri dünyanın bir başka yerinde,
Bir medeniyettir.
Kaybım beni gölgeler.
Bir hüzün belirip kaybolur,
Sinsi bir gölge.
Kıskançlık, yalnız adı belli,
Kara cüppeli düşman.
Bir kolunda şeytanın kaftanı,
Diğerinde nefsin cüzzamı.
Ki en çok adı var olmayanın,
Bizim yalnızca tiksinilen bedenlerimiz.
İlahî öğüdün içinde,
Kör şeytanlar.
27 Nisan 2015 Pazartesi
Cennetini Kaybeden Çocuklara Masal
Cennetini kaybederse çocuk,
Korku salarsa yüreğine kör topal yürüyen,
Ayağı çıplak kadın,
Kime inanır çocuk, inanç varsa eğer?
Kovanını bırakıp çıkar mı arı,
Hüzün dedikleri ev terk edilir mi,
Anneler avutur mu çocuklarını,
Cennetten kovulan çocukların hâmisi kim?
Dili tutuk gönlü kadar,
Dudakları arasından dökülen âhlar,
Birer zakkum olup hayat buluyor,
Ölüyor çocuklar hasat mevsimi.
Bir masal anlatır çocuklarına Büyük Baba,
Hepsinde ölüm olan, cehennem olan,
Saklanan cenneti ve saklayanı,
İçinde gizleyen, ölürken çocuklar uyuma vakti.
Korku salarsa yüreğine kör topal yürüyen,
Ayağı çıplak kadın,
Kime inanır çocuk, inanç varsa eğer?
Kovanını bırakıp çıkar mı arı,
Hüzün dedikleri ev terk edilir mi,
Anneler avutur mu çocuklarını,
Cennetten kovulan çocukların hâmisi kim?
Dili tutuk gönlü kadar,
Dudakları arasından dökülen âhlar,
Birer zakkum olup hayat buluyor,
Ölüyor çocuklar hasat mevsimi.
Bir masal anlatır çocuklarına Büyük Baba,
Hepsinde ölüm olan, cehennem olan,
Saklanan cenneti ve saklayanı,
İçinde gizleyen, ölürken çocuklar uyuma vakti.
19 Nisan 2015 Pazar
Saati Unuttuğum Gün Saçmaladıklarım
Saati unuttum, öyle yazıyorum. Zamanı unutmak istiyorum biraz. Sonra, zaman kendini gene gösterir. Kaçamam, bilirim.
Hayat, giderek hızlanmakta. Biz zamanı ne kadar bölersek o, o kadar hızlanır. İnsanalara yetmeyen o koca bir bütün hâlindeki günü bölük pörçük ettik, şimdi bize yıllar bile yetmez. Belki de insanlık tarihinin en kötü icadıydı saat, zaman. Hiç hesaplamamalıydık vakti ve belki de hayatımızı böyle tanzim etmemeliydik. Sadece yaşasaydık olmaz mıydı? Düzenin içinde kaybolduk, en azından ben kayboldum. Büyük bir kurmacan metnin içinde yaşıyorum, belki tipim belki de karakter, ben yazmıyorum, yazılanı oynuyorum. Kurmaya çalıştığımız bütün düzenler, düzensizliğimizin doğallığını da beraberinde götürdü sonunda. İsa öncesinden bugüne, bölük pörçük olmuş bir zaman kaldı, birde bununla beraber vakti ne kadar bölerse kendisi de o kadar parçalanan insan.
Zaman, intikamı ertelemez. Onu bölenleri bölmeyi sever. Zaman da sever... Sevmez olur mu dünyaya gelmiş olan... Sevgisiz yaşanır mı ki zaman da yaşasın? Zaman, en çok insanı sever; belki biraz da kıskançtır, ertelenmeye gelmez. Benim kadınım, sevgili zaman, ilk günkü kadar yeknesak. İşte şimdi yazıyorum seni, hem de hiç bölmeden, gözüm saate takılmadan, dakikaları ve saniyeleri ve saliseleri bile unutup sadece uzayıp giden sonsuzluğuna göz atarak. Sen ki başlangıcını görmediğim ve sen ki sonunu bilmediğim ve sen ki başlı başına takılı kaldığım.
Önce saati sonra zamanı unutmak istiyorum. Şamanlar gibi davranıp zamanın ilk bölündüğü âna gitmek istiyorum, belki de geri dönüp ân kelimesine koyduğum şapkayı geri almak, saati bulan kişinin yanına, hayatımızı ilk kez tanzim edip daha sonra doğacak bozuklukları başlatan kişinin yanına, kimin yanına?
Saati unuttum, aslında hiç bilmiyordum. Bilmeyişim unutuşumdandır, demek istiyorum eğer basitleşmeyeceksem. Oysa kimse bir çiftçiyi hep aynı buğdayı ektiği için basitleşmekle suçlamaz. Nasıl suçlasın? O çiftçinin öyle bir buğday ekişi vardır ki... Alnında boncuk boncuk su damlacıkları, gözlerinde güneş ışıkları... Onun öyle bir ...
16 Nisan 2015 Perşembe
Severus
Geçen her gün donuklaşıyorum biraz daha.
Bir acı tırmalıyor göğsümü,
Yarıp tenimi çıkmak için dışarı.
Kızıl bir gün, mürver ağacının ucunda,
Kapalı, sessiz, içedönük bir oda ve
Hiç bitmeyen şarkısı âşkımın.
Lily, gördüğüm bir sır perdesi,
Aralayamadığım.
Bir şato, duvarlarını ölümün ördüğü ve
İçine hapsolduğum duvarlar.
Aştım, gücüm yettiğince surları.
Bilmedim, her duvarın,
Ondan daha yüksek bir duvarla,
Çevrili olduğunu.
Zihnimden yola çıkan trenler,
Tenin boyunca ilerlerken, sevdim;
Sevdim bir kez daha her saç kıvrımını,
Nergislerin suya düşen yansımalarından ötürü.
Ben ki Severus, sevmeye yazgılı,
Sonunda sadece acının olduğu.
Kelimelerin büyüsüne kapıldığımdan beri,
Cümleler arası yolculuklarım,
Yeniden kuşatmaktır hayatı.
Bir dişi geyik, Lily, avuçlarımdan başlar koşmaya,
İner, ormanın derinliklerine,
Hayalimden bir izle, sırlarını açar.
Âşk, yalnızca acıyla yazılır, sınırı olmayan.
Bir acı tırmalıyor göğsümü,
Yarıp tenimi çıkmak için dışarı.
Kızıl bir gün, mürver ağacının ucunda,
Kapalı, sessiz, içedönük bir oda ve
Hiç bitmeyen şarkısı âşkımın.
Lily, gördüğüm bir sır perdesi,
Aralayamadığım.
Bir şato, duvarlarını ölümün ördüğü ve
İçine hapsolduğum duvarlar.
Aştım, gücüm yettiğince surları.
Bilmedim, her duvarın,
Ondan daha yüksek bir duvarla,
Çevrili olduğunu.
Zihnimden yola çıkan trenler,
Tenin boyunca ilerlerken, sevdim;
Sevdim bir kez daha her saç kıvrımını,
Nergislerin suya düşen yansımalarından ötürü.
Ben ki Severus, sevmeye yazgılı,
Sonunda sadece acının olduğu.
Kelimelerin büyüsüne kapıldığımdan beri,
Cümleler arası yolculuklarım,
Yeniden kuşatmaktır hayatı.
Bir dişi geyik, Lily, avuçlarımdan başlar koşmaya,
İner, ormanın derinliklerine,
Hayalimden bir izle, sırlarını açar.
Âşk, yalnızca acıyla yazılır, sınırı olmayan.
13 Nisan 2015 Pazartesi
İçimdeki Uzun İnce Yol
İçimde taşıdığım şey, kana bulanıyor.
Göğsümden bir ses, durma, diyor.
Canım burnumda; nefesini tutup,
Sev, diyor.
İhanet ağacı kurur mu, diyorum.
Sesim boğazımdan çıkmıyor,
Hançerem yarılıyor.
İçimdeki bildiğim şey, ateşe atılıyor.
Sen istemesen de yanacaksın, diyor,
Fitilin ateşlendi bir kere.
Bu kaçıncı medcezir Yaratan'ım, diyorum.
Sessizlik veya ben, aynı.
Döngün boyunca kasıp kavuracaksın,
Kendin kadar, diyor.
İçimde barındırdığım şey, boğuluyor.
Yardım etmezsen öleceğim, diyor.
Ben yanarken hep üzerime üfledin, diyorum.
Vazgeçmeyi bırakıp kendini suya salıyor.
Acı, bir boğum, boğazımda taşıdığım, diyorum,
Bir de içimde benden kopmayan et.
Ben senin beynindeki ur'um, diyor.
Göğsümden bir ses, durma, diyor.
Canım burnumda; nefesini tutup,
Sev, diyor.
İhanet ağacı kurur mu, diyorum.
Sesim boğazımdan çıkmıyor,
Hançerem yarılıyor.
İçimdeki bildiğim şey, ateşe atılıyor.
Sen istemesen de yanacaksın, diyor,
Fitilin ateşlendi bir kere.
Bu kaçıncı medcezir Yaratan'ım, diyorum.
Sessizlik veya ben, aynı.
Döngün boyunca kasıp kavuracaksın,
Kendin kadar, diyor.
İçimde barındırdığım şey, boğuluyor.
Yardım etmezsen öleceğim, diyor.
Ben yanarken hep üzerime üfledin, diyorum.
Vazgeçmeyi bırakıp kendini suya salıyor.
Acı, bir boğum, boğazımda taşıdığım, diyorum,
Bir de içimde benden kopmayan et.
Ben senin beynindeki ur'um, diyor.
7 Nisan 2015 Salı
İnsan Kusuyorum Buruk Buruk
Modern İnsana Hiciv
İnsan kusuyorsam biraz da fikirlerini çamurla kaplamalarındandır bunun nedeni. Hep derinlerde bir özün olduğunu söyleyip de yüzeyde kalmalarından, kusmuğu bal diye tadıp çamuru deniz sanıp yüzmelerindendir. Kapı dedikleri duvarlara çarpıp çarpıp akıllarını yitirmelerindendir biraz iğrentim.
Yoksunlukların birer bedene bürünüp göze sokarcasına ortaya çıkarılmaları ve tüm aidiyetlerin hep sözde kalıp unutulmaları, aslında olmamaları ancak hep varmış gibi yapılmaları, hep dudakların arasında kalması sorun. Ait oldukları haricinde tüm düşünceleri, inançları, görüşleri, farklılıkları reddedip daima kendi kör bakışı içinde onun en doğru olduğuna inanmaları ve her seferinde büyük bir karanlığa giden yolun yalancı aydınlanma ânlarında bildiklerini düşündükleri şeyleri kusmalarıdır. Tüm insanlık kusuyor işte, kimse görmüyor mu? Benim insan kusmam biraz da bundandır, içimdeki kusma isteği, reddetme ve ait olamama. Tüm aidiyetlerin birer maskeden ve gizli yüzlerden ibaret kalışı gibi tüm duygular da sır olarak saklandığı o kızıl sandıkta kalmalı artık, çünkü insan, geçen her gün bitaz daha yitiriyor yaratılırken Yaratan'ın sandığına koyduğu o güzellikleri. Önce azar azar kaybetmeye başlandı, sonra giderek çoğalan bir şekilde.
Yok oluşun bedelini kim ödeyecek? Yalnızlaşan bireyi ve kalabalıklaşan toplumu kim görecek? Yitirirken varolduğunu iddia eden ve elinde olduğunu düşündüklerinin aslında birer yanılsama olduğunu insana kim, ne zaman, nerede söyleyecek? Susmak ve dahi bununla beraber cezbeye kapılmak istiyorum. Adımımı attığım her sokakta üzerime yürüyen hortlakların varlığından iğreniyorum. Hepsi, herkes, daima ve sonsuzcasına birer karabatak gibime geliyor. Öyle geliyor bana, yanılıyorum kendi içimde, yanılsıyorum belki, yine de böyle kalıyorum.
Bu modern insan; taraftar, fanatik, gülme hastası, acı özürlü, tüm duygularını kalabalığın içinde yaşayıp kıyıya herhangi birini ayıramayan, yalnızca insanlarla var olup kendi başına kaldığında tümden ölen, sadece ama sadece yaşamaya tutkulu, hep bir mutluluk sanrısı çeken, sahip olduklarını da olamayıp olmuş gibi yaptıklarını da aynı elden bir oyunmuş gibi gösteren, günden güne anlamsızlaşan... İğrentim, büyüyorsun içimde ve ben seni büyütüyorum içimde ve içim senden başkasını kaldırmıyor.
Bunlar insan değil ve ben burkularak kusuyorum. Her sokak başından biriyle daha vedalaşıyorum. Vedalaşmak istiyorum tüm insanlarla, hoş sedamı kendime saklamak istiyorum. Uğurluyorum her gün milyarlarca insanı içimden, her seferinde yeni baştan. Tüm ümitlerin kırıldığı yerde yaşıyorum. İçim hep bir hoşçakal ülkesi.*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)