31 Mart 2013 Pazar

Kendi Kendime

''Kendimle biraz yalnız kalmalıyım. Kendimi karşıma alıp öğüt vermeliyim."
Tutunamayanlar Sayfa (322)

Kendi kendimi oturtmalıyım karşıma.
Bu da fiziki şartlarda mümkün olmuyor.
Bende seni alıyorum karşıma.
Sen benim benden kopmuş bir parçam gibisin.
Anlatmalıyım sana her şeyi.
Sana anlatırken aslında kendimede anlatıyorum.
Aynaya karşı konuşuyormuşum gibi.
Sana söylediğim her sözü kendime söylüyorum.
Senin söylediğin her sözü dilimden çıkmış kabul ediyorum.
Sen benim için ben gibisin.
Her sözüne sözüm diyorum.
Durmadan seninle konuşarak kendimle konuşuyorum.
Kendimi bu yolda buluyorum.
En çok kendimle konuşuyorum.
Soluk dahi almadan sürekli konuşuyorum.
Kendi kendime konuşmalıyım uzunca.
Ne varsa her şeyi söylemeliyim.
Ki buna vaktin imkân verdiğince tabii olabilirim.
Sana her şeyi anlatmalıyım.
Yoksa her şey eksik ve anlatılmamış olarak kalacak.
Şimdi sen varsın yanımda.
Kısa nefesler arasında her şeyi yumurtluyorum sana.
Bütün kelimelerimle kapsamlar içerisinde her şeyi anlatıyorum sana.
Senden çok kendime anlatıyorum.
Kendi kendime konuşuyorum.
Öğütlerim kendime.

Zamanı Geldiğinde

"Ve zamanı geldiğinde, Rabb'in sana gönlündekini verecek ve seni hoşnut kılacak." - (Duha Suresi)


Zamanı gelecektir her şeyin.
Güneş bu kadar açıksa gökyüzünde.
Bir sebebi olmalı bunca şeyin.
Çiçekler her kış solgunken.
Baharı hissetikleri anda en güzel hâlleriyle yeniden doğuyorsa.
Bulutlar artık yerlerini berraklığa bırakıyorsa.
Kış köşesine çekilmiş uzaklaşıyorken.
Her şeyin geleceğini haber veriyordur.
Bir gün her şeyin gerçekleşeceğini söylüyordur.
Günler uzuyorsa her geçen saniye.
Ve gece giderek dahada kısalıyorsa.
Saatler bile artık yavaşlamak istiyorsa.
Bizi kasıp kavuracak sıcak bir dem varsa.
Yanıyor isek yaz sıcağının içerisinde.
Bilinmeli ki her şey bizim için.
Daha uzunca sana bakmak.
Saatlerce yanında kalabilmek.
Zamanı ölçmeksizin seninle durabilmem içindir.
Bir gün gelecektir elbet.
Güneş senin üzerine doğduktan sonra benim üzerime doğacaktır.
Ve baharı birlikte karşılayacağız.
İlk çiçekleri beraber büyütecek.
Yeşil bayırlarda sadece koşacağız.
Saçlarını papatya demetlerinden bir taç çevreleyecektir.
Ve bir gün gelecektir elbet.
Sadece istediğimiz şeyler gerçekleşecektir.
Bir gün gelecektir.
Zamanı gelecektir her şeyin.
O, bir gün bize çok yakın olmalı.
Artık ölçmek istemiyor, sabırsızca bekliyorum.
Umutla.

29 Mart 2013 Cuma

Senin İzlerin

Senin izlerin var her yerde.
Günde, gecede, aydınlık ve karanlıkta.
Şimdi ayın göğün altında.
Aynı ay'a bakarak.
Aynı şeyi düşleyerek.
Ve düşlediğimizi görerek.
Bekliyoruz.
Duyduğum sesler çok uzaklardan.
Ama çok yakın.
Mesafeler yok gibi aslında.
Sanki sadece bir kaç adım uzaklıkta.
Sesi o kadar yakın ve taze.
Sanki elimi uzatsam tutacak gibi.
Ayağım kaysa ilk o uzanacak bana.
Seslensem ilk o dönecek gibi bana.
Şimdi yine kulaklarımda sesi.
Elimde elinin sıcaklığı.
Burnumda onun kokusu.
Gözleri var gözlerimin önünde.
Gördüğüm büyük bir dolunay belki.
Oysa sanki onun gözlerine bakıyorum gibi geliyor bana.
Çünkü gördüğüm onun gözleri.
İçime işlemiş gibi.
Ruhumda onun gözlerinin etkisi var.
Kımıldanışlarım bile daha farklı.
Sesimin her tonunda onun etkisi.
Hislerim sana dair.
Ne varsa sana ait.
Sadece sen varsın artık benim için.
Senin için her adımım.
Her yolculuk sana dair.
Her sözde senin izlerin.
Üzerimde senin etkilerin var.
Şimdi senin izlerinle yaşamak.
Baştan başa izlerini taşımak.
Her yerde hem seni hem senden bir şeyleri görmek.

IV.Çoğul Kişi: Yalnızlık Değil

Yalnızlık bana uzak şimdi.
Fiziksel bir birliktelik yoksa da.
Ruhani bir uyum var.
Uzun yıllar yalnızmışım oysaki.
Sadece ben IV. tekil kişi.
Hep tekbaşına hep yalnız.
Şimdi bir bulut gördüğümde.
Güzel bir yağmur yağdığında.
Serin bir rüzgar esintisinde.
Merak ettiğim her kelimede.
Arayabildiğim bir ses varsa.
Ya da yediğimde bir yemek.
Yaptığımda bir kurabiye.
Yalnız yiyemeyecek hale geldiysem.
Sen bir çikolatayı bile yalnız başına yiyemiyorsan.
Yalnızlık kavramı sınır dışı edilmiş artık.
Sen IV: tekil kişi olamazsın.
Eğer ben de bir tekilliksem.
Biz olsak olsak IV. çoğul oluruz.
Yani iki tekilden bir çoğul.
Veyahut IV. tekilden bölünerek.
II ayrı tekil oluruz.
Sen ve ben.
Bu da eğer yalnızlık hissi verirse.
Biz senle olsak olsak I. çoğul oluruz.
En güzelinden kocaman bir BİZ...

28 Mart 2013 Perşembe

Adak


Sana yazdıklarımı adak kabul ediyorum.
Hepsini adıyorum güneşin geldiği yöne.
Hepsini adıyorum ayı gösteren ellere.
Hepsini adıyorum geceyi bölen sese.
Hepsini adıyorum bulutların ayın önünden süzülüşünü gösteren ellere.
Hepsini adıyorum tan vaktini aydınlatan sese.
Hepsini adıyorum kalem tutan ele.
Hepsini adıyorum kocaman gülüşlere.
Hepsini adıyorum sevgi dolu gözlere.
Hepsini adıyorum yeşil denizlere.
Hepsini adıyorum sahil yolundaki duraklamalara.
Hepsini adıyorum ressamın paletine.
Hepsini adıyorum şiiri canlandıran hülyalara.
Hepsini adıyorum şarkı söyleyen dillere.
Hepsini adıyorum merhamet dolu ruhlara.
Hepsini adıyorum altun saçlara.
Hepsini adıyorum ipekten biçilmiş saçlara.
Hepsini adıyorum kalbime ok gibi batan kirpiklere.
Hepsini adıyorum kalbime hazinesini gömen ellere.
Hepsini adıyorum sonsuzluğun pencerelerine.
Hepsini adıyorum rahmet dolu yağmurun anlamına.
Hepsini adıyorum ıslanmış saçlarına.
Hepsini adıyorum yeşilin efendisine.
Hepsini adıyorum misk-i amber kokuna.
Hepsini adıyorum ölümsüz ruhuna.
Hepsini adıyorum ölümün ölümsüzüne.
Hepsini adıyorum sana!
Bütün olan merhametimle.
Bütün hepsini adıyorum.
Beyaz bir kaftan içerisinde.
Çiçeklerle donanmış bir diyarda.


27 Mart 2013 Çarşamba

Gökte Yağmur

Dışarda yağmur, içimde yağmur.

Şimdi yağmur yağıyor yine.
Belki aynı gökyüzünde gözlerimiz dolaşıyor.
Kim bilir belki gözlerim seni görür bir yıldızda.
Belki bulutlarda görürüz birbirimizi.
Belki bir gün rastlaşırız bir yağmur tanesinde.
Yağmurda ıslanırız belki bir gün kıpırdamaksızın.
Yağmur boşaldı bulutlardan.
İçime boşaldı varlığın.
Her tanede bir kez daha saplandın.
Saplandığın yerde dibe kadar gömüldün.
Şimdi her yağmur tanesi kan renginde belki.
Belki her süzülüşte ayrı bir resim.
Ve yağmurla buğulanan camda ellerimle çizdiğim bir resim.
Resimde mutlu bir tablo.
Yağmur sarmış bütün köşe bucağı.
Bulutlar bembeyaz.
Denizler gibi engin uzanıyor önümüzde
Belki aynı yerde gözlerimiz.
Belki aynı noktaya odaklanmışız.
Ve belki de bilmeden birbirimize bakıyoruz şu an.
Yağmur taşıyor seni bana.
Beni sana döndürüyor her toprakla buluşuşunda.
Yağmuru unutmak kolay olmasa gerek.
Ve her yağmurda seni zikretmemek.
Kara göklerde beyaz bir şelale.
Irmaklar gibi boşalır sonsuzcasına.
Suyu tatlı ve rengi saydam.
Tıpkı senin gibi gözlemleri doyumsuz.
Yağmur yağıyor içine.
İçime, dışıma.
Seninle, senle.


İçimde yağmur, dışımda yağmur.

26 Mart 2013 Salı

Kafile

Göğsüne yatır beni, düşlere götür beni.

Şimdi bir kafile adım adım yol alıyor.
Senin kalbinin derinliklerine doğru.
Sana doğru.
Bütün değerli taşlarına süslenmiş atlılar.
En nadide parçalarla bürünmüş sandukalar.
Bütün çölleri, dağları, tepeleri aşıyorlar.
Bütün zorluklara katlanıyorlar.
Senin kalbinin yolu neden bu kadar çetrefilli?
Neden bu kadar değerli?
Kafile bu yolu alıyor dilinde hiçbir kötü söz düşmeden.
Bütün özüyle kavramış bu hediyeyi.
Kalbine bir hediye verecektir bu kafile.
Kalbimden bir parça taşırlar sana doğru.
En derinlere saklamak ve oraya gömmek için.
Altunları sandukalarla yığmak için oraya.
Kafilenin değeri kalbin ölçüsüncedir.
Sevgimi taşırlar bütün varlıklariyle.
Bu kafilenin her bireyinde yüklenmiş bulunur.
Ve bu kafile ulaştığında sana.
En derin düşlere dalmak istiyorum.
Düşlerin hepsini kucaklamak ve orada yaşamak.
Bu düşten uyandıranın kellesini uçurmak.
Uykumdan ayırandan kurtulmak.
Bu kafile sana büyük bir hediye taşıyor.
Bütün yolları senin için aşıyor.
Arşınlıyor bütün çölün kum taneciklerini.
Sususzluktan dilleri kuruyor.
Güneş tepelerinde bitiyor.
Senin serabını görüyorlar.
Senin için sonuna kadar dayanıyorlar.
Bu kafile senin için yolları arşınlıyor.
Bir gün varacaktır elbet sana.
Çetrefilli yolun sonunda kalbine ulaşacaktır.
Göğsünde sonsuza kadar uyuyacaktır.
Hiçbir düşten uyanmayarak.
Dillerinde aynı sorunun cevabını arayarak, bulamayarak:
Senin kalbinin yolu neden bu kadar çetrefilli?

Ten sönmeden bitmez bu hadise.

Yine Tanışalım

Bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer, benimle yeniden tanış." 
- Pablo Neruda

Yeniden yine tanış.
Seninle sürekli tanışalım.
Her gün bir daha tanışalım.
Tanıştıkça daha çok tanışalım.
Bu insanın aynada kendine bakması gibi.
Sana baktıkça kendimi görüyorum.
İnsan kendini ancak böyle görebilir.
Aynalar kadar yapay değil.
Olduğu gibi.
İnsanın ete, kana, cana bulanmış olarak kendisini incelemesi.
Seninle defalarca kere daha tanışmak istiyorum.
Her seferinde kendimle tanışıyorum.
Her defasında kendimde bir şey daha görüyorum.
Gözlerinden daha güzel bir resim yok.
Sözlerinden daha güzel bir edebiyat yok.
Ve kalbinden daha güzel bir mücevherat.
Senden daha güzel bir cennet?
Seni her gördüğümde aynı heyecan.
İlk günkü kadar saf.
Ve her seferinde aynı güzelliği buluş.
Her seferinde yeniden, yine aynı şeylere tutkuyla bağlanıyorum.
Her seferinde kayboluyorum.
Yine eriyorum ve sen oluyorum.
Seninle milyon kere yeniden tanışmak istiyorum.
Bu tanışmaların sonu yok.
Seninle her tanışımda bir kez daha aynı heyecanı yaşıyorum.
Seni her görüşümde yeni tanışıyormuşuz gibi.


25 Mart 2013 Pazartesi

Sen Gülünce

Bazı kadınlar gülünce dünya bile ne tarafa döneceğini şaşırıyor .
Burak Aksak

Sen gülünce dünya şaşıyor yönünden.
Tıpkı benim gibi.
Ortak noktamız bu.
Sen bizi şaşırtıyorsun.
Sen şımartıyorsun varlığınla bizi.
Döndürüyorsun bizi kendi çevrende.
Senin çekim kuvvetinden uzaklaşamıyoruz.
Sen gülünce gülüyor bize hayat.
Gülüyor bütün güzellikler bize.
En samimi duygularla hissediyoruz her şeyi.
Gülüyoruz bizde.
Sen gülünce.
Sen gülüyorsun diye ben.
Ayaklarına geliyorum en buhranlı zamanlarda.
Şiirler yazıyorum sana en siyah gecelerde.
Bir şarkı söylüyorum sana en yağmurlu günlerde.
Sen gülünce dönüyorum kendi etrafımda ben.
Çiçekler güneşe dönüyor.
Ay yüzünü bize dönüyor.
Sen gülüyorsun diye gülüyorum ben.
Sümbülî bir koku geliyor önce.
Sonra o kokunun gerçek sahibi.
Bütün dünyadan sıyrılarak geliyor.
Dudaklarında kocaman bir gülümsemeyle geliyor.
İncilerini göstererek geliyor.
Senden önce kokun geliyor.
Sonra sen geliyorsun.
Senin kokun senden önce geldiği için gülümseyişim erken başlıyor.

Sen gülünce dünya dönmeye başlıyor.
Benim için.

Dayanamıyorum.
Sen gülünce duramıyorum.



24 Mart 2013 Pazar

IV. Tekil Kişi: Yalnızlık

Çok kalabalıkta çok yalnız.
Çok gürültüde çok sessiz.
Çok gecede çok güneş.
Çok çoğullukta tekil olma durumu.
Artık IV.tekil kişi gibiyim.
Çoğulların hiçbiri kabul etmedi.
Tekillere sığındım.
Onlarda yanlarına almayıp yol gösterdiler.
Bende IV.tekil kişi oldum.
Hepsinden bağımsız.
Hem böylece belki bir yolunu bulup çoğulda olabilirim.
Belki birgün IV.çoğuk kişi olma mertebesine ulaşılabilir.
Artık cümle yapıları tamamen değişmeli.
Aileye yeni bir birey katıldı.
Bütün cümleleri yakmak ve yenisini inşaa etmek istiyor.
Görülmemiş bir düzen istiyor.
Artık bütün çekim ekleri yeniden düzenlenebilir.
Yeni bir ek geldi hepsine.
Henüz bilinmeyen.
İsminin tesiri bile hepsini değiştirebilir.
Artık yalnızlık geldi.
Hiç gitmemişken tekrar geri geldi.
Efsane geri geldi, yalnızlık geldi.
Bir daha geldi, gitti, geldi.
Uzaklaşamadan yine geldi.
Adını gizleyerek geri geldi.
Ben olarak yeniden geldi.
Artık IV. tekil kişi olarak, isminin başına bir ünvan alarak geldi.
Belki bu onu kral yapmadı.
Ve ya hanedana onuda dahil etmedi.
Ama bu onu hepsinden ayırdı.
Adını ölümsüz kıldı.
Ölümsüz olan varlığının adını dahi ölümsüzleştirdi.
Bu sefer yalnızlık bir beden bulup geri geldi.
Artık onu görmediğini söyleyenlere görünmek istiyordu.
Ben artık IV.tekil kişi.
Ne iyelik olabilirim artık, ne nesne.
Sadece bir ek olarak varız artık.
Saklı cümlelerde.