29 Ağustos 2012 Çarşamba

Alzheimer

Hafızamdan geriye kalan tek şey; varlığın.
Hafızamdaki yokluk bile yokluğunu hatırlıyor.
Yokluk içerisindeki tek varlıksın.
Var olmanın anlamında senden bahsedilir.
Her şey unutulsa da hayatımızda sensin tek geriye kalan.
Herkesin her şeyi unutup benim unutamadığım.

Eski bir CD'den geriye kalan son parçacıklarsın.
Bir buruşuk sayfanın kıvrımlarındasın.
El yazımın harf aralıklara saklanmış, saklambaç oynarcasına saklanıyorsun.
Koşuyorsun, bana bakıp gülüyorsun.
Bulmacanın kareleri arasına saklanmışsın.
Ustaca varlığını gizliyorsun, seni bulmak için uğraşıyorum.

Hafızamdan geriye kalan tek şey; varlığın.
Varlığınla varım.

28 Ağustos 2012 Salı

Sevenin Sevimsizliği

Ve Ben, Olric. 
Sevmeseydim birini delicesine, karanlıklarda kaybolup gitmeyecektim.

-Oğuz Atay

Etraf karanlık, yollar ıssız, dünya kimsesiz.
Kimsenin hiç kimsesi yok.
Dünya temelde bu anlam üzerinde kuruldu.
Birine bağlandıkça onun bağlılığı azalmakta.
Birisine değer verdikçe değersizleşmekte.
Ve birini sevdikçe erimekte insan.

Delicesine sevmek demek kendini kaybetmek demek aslında.
Sevdikçe, sevimsizleşirsin.



Mum ışığıyla evrende kaybolmak gibi.
Nerden sevdim ben seni hiç? Sevmez olaaaydıııım.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Benimle Radyo Dinler Misin?

Hoş bir şarkı çalıyor şu küçük kutuda.
O kutu alıp götürüyor beni başka diyarlara.
Eski püskü bir metal yığını o.
Üzerinde annemin dantelli örgüleri.

Benimle Radyo Dinler Misin?
O şarkılarla beraber çıkalım devr-i aleme.
Beraber koşalım kırlarda.
Papatyaları toplayalım, senin saçlarına bir taç yapalım.

Benimle Radyo Dinler Misin?
Radyoda çalan şarkıya eşlik edelim.
Benim sana armağan ettiğim şarkıyı senin bana armağan ettiğin şarkı takip etsin.
Hayat döngüsü radyoda devam etsin.

Benimle Radyo Dinler Misin?
Sadece susalım ve dinleyelim.
Durgun sularda birbirimize bakalım.
Ve sarılalım sımsıkı.

Matematik Formüllerinde Kaybolurken Yağmura Tutulmak

Aralıksız olarak Matematik çalışmayı denerseniz beyniniz artık rakamlardan ibaret oluyor.
Geride kalan hiçbir şeyi hatırlamıyorsunuz.
Sorularla boğuşurken yağmur başlamış, farkına bile varmamışım.
Hava kararmış ama ben gözümü kırpmamışım.
Vakit geliyor.

Yine bulutlar ağlıyor.
O kadar bıkkınlar ki bütün dünyayı gözyaşları kaplıyor.

Yine bulutlar hüzünlü.
Hüzünlerini yıldırımlarla bastırıyorlar.

Yine bulutlar içine kapanık.
Güneşi bizden alarak belli ediyorlar duygularını.

Ve her şeye rağmen;
Yağmur güzeldir, yağmur berekettir, yağmur rahmettir, yağmur candır can.
Dışarı çıkıp ıslanmak veya kahveyi alıp cam kenarına yuva yapma zamanı bu saatler.
Kıymetini bilmek lazım.
İlki daha cazip geldi bana.

Saçlarımı yağmur suyuyla yıkayacağım.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Ritm

Sana yazdığım şiirlerim var benim.
Sana söylediğim şarkılarım ve sana okumak istediğim kitaplarım var benim.
Sana adanmışlıklar, sana hitap eden umutlar.

Ritmini senin sözcüklerinin değiştirdiği bir kalbim var.
RİTM senin ellerinde.
Sözcükler ağzında şekillendikçe onuda şekillendiriyorsun.

Senden gelen her kelime güzel.
Senden gelen her sözcük anlamlı.
Senden gelen her fısıltı özel.

Sana ait olan ne varsa; hepsi birer hazine.
Senden iz taşıyan ne varsa; hepsi birer define.
Senden bahseden ne varsa; hepsi cennetin parçası.




Ritm ellerinde; ona hükmet.
Dünya döneeer tek bir yana, doğsun diyeee gün bir dahaaa. (Aşk durdukça.)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Zaman Paradoksu

Philip Zimbardo'nun ZAMAN PARADOKSU isimli konferansına resimli gösteri eşliğinde bir video hazırlanmıştır.
İzlemenizi öneririm, keyifli ve anlamlı bir çalışma.
Zaman olgusuna bakışınız değişecektir.
Muhabbetlerimle . . .

Suni İnsanlar

İnsanlar bile artık birer makine formuna girmeye başladı.
Onları kontrol eden sistemler geliştirildi.
Artık her saniye dahi kullanıma uygun bir boşluk olarak değerlendirilmeye başlandı.

Çevremizde robotlar artıyor.
Makineler heryeri kaplıyor.
Elektronik sistemler uzaktakileri yakına getiriyor.

Bunca şeye rağmen güzel olan ne var ise hepsi kayboluyor.
Ve bunu yapan yaratığa önceden insan deniliyordu.
Kanlı, canlı bir insan.

Şimdi damar yerine kablolardan oluşuyor.
Kan yerine motor yağı taşıyor.
Beyin yerine saksı ve tabii ki kalp yerine et parçası.

İnsan, insan nedir?
Et, kemik, yağ, sinir.
Önemli olan; İçinde ne var?

İnsan kelimesine bir ek getirdim ve onu artık bir kelime grubu olarak kullanıyorum.
Çevremizde olan pekçok yaratık birer; SUNİ İNSAN.

21 Ağustos 2012 Salı

Alışamamaya Alışmak

Alışılmışın dışında bir yazı olacak bu.
Alışkanlıklarım genel olarak yoktur veya vardır ama alıştığımı söylemeye alışamamışımdır.
Aslına bakılırsa alıştığım bir şey var ve bunu söyleyebilirim; alışamamaya alıştım.
Alışamamaya alıştığım için saplantılar ve takıntılar çok daha farklı bir noktada.
Alışkanlıklar insanı zayıf düşürebiliyor.
Alışkanlıklar insana yön verebiliyor, şekle sokabiliyor ve yaşamı biçimlendirebiliyor.
Alışkanlıkların olmazsa sıradışı bir yaşantı önünde uzanıyor demektir aslında.
Ne yaparsan yap bu sıradışı gelecektir sana.
Attığın her adım diğerlerinden daha farklı olacaktır.
Aldığın her kokuda diğerlerinden farklı hissedeceksindir.
İnsanların parfümlerinin farklı farklı olduğunu anlayacaksındır.
Alışılmış parfüm kokuları farkedeceksin ve bu sana yıllardır giyilen bir çamaşır hissi verecektir.
Bu yüzden alışkanlıkları alışılmış düzenden kurtarmak gerekiyor.

Tekerleme şeklinde bir yazıya benzedi sanırım.
Ama önemi yok, sonuçta buda alışılmış bir şey değil.

Alışılmamış olan; güzeldir.

Alışamadığım alışkanlığımsın.

Sen Gelirken

Sen geliyorsun;
Bahar geliyor.
Çiçekler açıyor.
Arılar her yeri kaplıyor.

Sen geliyorsun;
Güneş dünyadan yüzünü çeviremiyor.
Ay seni görmek için sabırsızlanıyor.
Gökyüzü maviye boyanıyor.

Sen geliyorsun;
Balıklar seni görmek için yanaşıyor sahile;
Gemiler sana selam vermeden ayrılamıyor,
Kuşlar adını haykırmak için yarışıyor.

Sen geliyorsun;
Kelebekler kozalarından ayrılıyor,
Kuş sürüleri senin olduğun memlekete kanatlanıyor.
Rüzgar en serin halini sana yolluyor.

Sen geliyorsun;
Umutlar yeşeriyor.
Korkular tükeniyor.
Mutluluk filizleniyor.

Sen gelirken; Ben geldim.
Beeen geldim, beeen geldim, beeen geldim. Senin için.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Sanırım Lanetlendim

Kendimi lanetli gibi hissetmeye başladım.
Nedeni ise belki biraz tuhaf.
Biraz önce zilimiz çaldı.
Kitap okuyordum ve kitaba dalmış olduğum bir andı.
Birden zilin sesi aklıma O'nu getirdi.
Kalbim çok daha farklı atmaya başladı.
Sanki o gelmiş diye heyecanlandım.
Dünya durdu, kitap elimden kaydı ve zaman durdu.
Saatin tik-tak sesi kesildi, rüzgarın esintisi kayboldu.
Kendimi çok farklı hissettim.
Dudaklarıma kontrol edemediğim bir gülme hissi ve kalbime hafif bir korku geldi.
Veya onun gibi bir şey.
Bu duyguyu tam olarak isimlendiremedim.

Ve o an farkettim ki;
Çalan her zilde onu görme ümidi, gelen her mesajda ondan bir haber, telefonda arayan herkeste onun sesini, çalan şarkılardan ondan bir parça arıyorum.
Yolda yürüyen her insanda ona benzeyen bir özellik arıyorum.
Bütün kitapların aşk sayfalarında onu görüyorum.
Filmlerin başrollerinde sürekli onun oynadığını görüyorum.

Sanırım lanetlendim.
Bunlar alışkın olduğum şeyler değil.
Ve itiraf etmem gerekirse alışkanlıklarımı değiştiren her şeyi seviyorum.
Ve alışkın olmadığım şeyler mükemmeliyatın birer parçası.

Sanırım lanetledim.
Kendimi kontrol edememek farklı bir şey.
Sanırım lanetlendim.
Kalp atışlarım düzensiz.
Sanırım lanetlendim.
Aklımda onun başrolünde olduğu filmler.
Sanırım lanetlendim.
Aklımı kaçırdım, kalbim yerinde değil ve ruhum ellerini ona uzatmış.
Ben lanetlendim, lanetlendim, lanetlendim.