25 Aralık 2017 Pazartesi

Christmas

Kutsal ölüş ve tükenen milât
Yola çıktığımdan beri,
Bitmiyor yol.
Nerede dursam ve soluk alsam,
Yeniliyor kendini,
Nefesim.,
Soluğum damarlarımda tükeniyor.

Bu bayram yeri
Daha da yabancılaştırıyor beni,
(Öteki) insanlara
ve hiçbir zaman benim olmayacak,
(Bu) insanlara.

Zangoç çalıyor çanını.
Açan yok kapıyı.
Bu yıldızlar, renkli şeritler,
Doğruyor insanlığın canını;
Gidecek ve bitecek bir gün,
Yeniden başlayacak her şey.

Plastik bir karanfil gibi yakamda,
Kokusuz bu insanlık;
Merhamet yitiminde,
Sadece yineliyor kendini
ve tüketmiş çoktan kendisini.

Yola çıkmak istiyorum durmadan,
Soluk almadan.
Eşelenmeden ve yerleşmeden,
Yürümek ve geçmek istiyorum,
Büyük Kanyonu orta yerinden.
Durmak ve bakmak,
Yarığın ortasından,
Geçip gitmek zamanın kıyısından,
İnsanların yakasından.

Benim değil,
Bunca şey.

12-25-2017, Christmas, JAX
İlk kutlama

30 Kasım 2017 Perşembe

Blue Silence

This slience,
Watching my door,
Like a ghost,
Night and day,
It is not leaving,
From my body.
Whereas my mind,
There are hurricanes,
Pass the ocean.
Shush!
Look:
It's over there,
Came.

11-30-2017
JAX, FSCJ; Downtown

23 Kasım 2017 Perşembe

Thanksgiving

Yağmur damlaları salınıyor
ve üstüme düşen her biri,
İzini bırakıyor,
Silinmemesiye;
İnsanlar gibi akıp geçiyor,
Üzerimden.

İsa ve et-
Çiğ ve kendi gibi-
Bir sürgün kutlaması:
Hayattan ölüme doğru;
Oysa gizli,
Sırlanmış tüm tarihi,
Fark etmiyorlar.

Şükranım sana değil.

Kapatsana gözlerini,
Bu ışık gösterisi altında,
Görmek istemiyorum.

Canı çekilen ağaç,
Dile gelecek;
Köklerinde son bulan hayat,
Damarlarıma dolacak
ve yürüyeceğim,
Işıksız bir gök altında,
Bugün,
Boşluğa;
Çünkü boşluk tekrar etmeyecek,
Kendini
ve "yapacağım" yeniden,
Kendimi.

Dilini hissediyorum,
Dudaklarının aralığında,
Ilık.

Bu kahve,
Ne kadar sert;
Oysa zehri,
Dudaklarından aldığımı,
Varsaydım.

Sustur lütfen tüm ilahileri,
İçim ürperiyor.
Bu Latin dilleri,
Korkutuyor beni ve hatırlatıyor,
Kapadokya'nın gizil kiliselerini.
Her gün yeniden öldürülüyormuşum gibi,
Yeniden deşiliyor sanki içim,
Sustur ilahileri
Roma'dan kaçan sürgünleri,
Ölülerin bedenlerini görüyorum,
Susmak istiyorum.

11-23-2017
Fernandina Beach, JAX

13 Kasım 2017 Pazartesi

Suni

Düşünüyorum:
Bir kapı sürekli gıcırdayıp,
İçimi huzursuz ederken,
Sonbaharsız bir yılı.
Kuru yapraklar olmadan,
Nasıl geçer mevsim;
Hep aynı köşebaşında,
Nasıl yaprak dökmeden,
Durur bir ağaç:
Düşünüyorum
ve tedirgin oluyorum,
Tüm bunlar karşısında.

Sanki her şey suniymiş gibi,
Oysa bir yandan,
İlkel.

Ağacın gölgesi bile,
Ateş vurmuş gibi,
Yakar beni.
Oysa yel esmezse,
Nasıl salınır da,
Düşer yaprak?

Gölge bile alev alacak sanki.

Sanki tüm şehir,
Plastik,
Bükülse bile,
Yine kendi oluveriyor.

11-4&5-2017
JAX

11-11-2017

12 Kasım 2017 Pazar

Et

Bir gece,
Etimi dinliyordum.
Kapımı çalan kimse yoktu
ve kırıktı camları,
Pencerelerin,
İçime açılan./

Dolunay suskun bu gece.
Görünmüyor hiçbir yer.
Bulutlar deliduman,
Sarmış her yanı.

Keskin bir koku,
Dağın ıssızlığı sinmiş.

Minerva varisi sahipsiz.
Aydınlığında derinin aynası,
Göstermiyor kendinden başka,
Bir şey.

Etim suskun gün boyu,
Açılmasını bekliyor,
Gece-gülünün,
Karanlığa doğru.

Gece özlemi vurguluyor.

11-11-2017

6 Kasım 2017 Pazartesi

Kirke Büyülü Kupayı Sunarken

Gençken ölmek gibi,
Bir arzu bu.
Kanım buhar oluveriyor.
Parmakuçlarım hissiz.
Gördüğüm bu şey,
Ölüm,
Hangi renk,
Ben seçemiyorum.

Gençken ölmek bir arzudur.

Üşümüşsün dağ eteklerinde.
Kapı kolu kaygan,
Açılmıyor, sana;
Ellerim kavrayamıyor,
Ellerini.

Bu bir yolculuk olsa,
Sana ne getirirdim,
Kendimden başka,
Oysa sen bana yalnızca kendini getirsen,
Yeterdi sonsuza.
Yolculuk ürkütüyor bazen,
Haz verdiği kadar ve yineliyor,
Hazla korku kendini.

Tütünü bitmiş ocakların,
Duman çıkarmıyor bacasından.
İsli baktığım duvarlar.
Kil dökülüyor.
Kalıba girmiyor yüreğim,
Biçimsiz bir taş gibi,
Kırık.

Kadehi bana uzatma,
Ben dudaklarından içmek istiyorum.

Bu sıcak,
Bu sıcak et parçası,
İnanabiliyor musun,
Anlamı hayatın.

Etimin sıcaklığını hissetmeni isterdim.

Düşler ikinci yaşamlarsa*,
Kaç yaşama sahibim ben;
Bir insan,
Ne zaman başkası olur
ve ne zaman döner kendine?

Bazı işaretler soruya değildir.

Sahibim salt istençlere.

Kendine dönemeyen bir benliğim.

Görüyor musun tırnaklarımı,
Bakmadan;
Düşünüyorsun zamanı:
Oysa ben,
Düşünüyorum daima,
Zamansızlığın içinde -seni.

İnsanlar,
Bu göğüsleri etsiz insanlar,
Eti noksan;
Düşünüyorlar yalnızca,
Birleşimini etlerin;
Oysa,
Daha keskin değil mi
ve daha çapraşık
Etsizlik.

Bitsin bu şarkı,
En güzel yerinde.

Soyumu kucağıma alıp,
Bir ağıt,
Gün solarken,
Kapatma perdeleri
ve üstünde yalnızca,
Tül olsun,
Göreyim içini,
Soyunmadan,
Soyulmadan.

Bir Waterhouse tablosu gibi,
Tahtında sen ve baktığın yerde,
Benliğim.
Yokum ben.

İnsan bir biçimse,
Ben biçimsizliğim
ve bu tercih,
Salt benim,
Kimseye sormadan aldığım,
-(ve) sana da-.

Dindiremem yüreğimi.
Ruhum kusar.
Her gün bir başka benlik gibi seni,
Ruhum kusar,
İlelebet hastaymış gibi.

11-5-2017
JAX

4 Kasım 2017 Cumartesi

Halloween

An experiment
You are beatiful,
Like a Bernini sculpture.
I want to touch your hands.
Can I feel their ?
Cover up your skin.
Can I blow a spirit:
Into your deepths.

I.
I am trying,
In every language;
To call to you,
To yell to you:
Always.

Like God knows,
Every language;
You too know,
My desire.

(...)
10-30-2017
JAX

11-3-2017
FSCJ, with M.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Petra

Eriyor kumlar önümde,
Derisini değiştiriyor şehir,
Gün batıyor
ve gölgesi vuruyor kumlara.
Çatlak bir ayna gibi,
Beni gösteriyor şehir.
Tuzla buz;
Sular çekiliyor;
Yüzünü göstermiyor bulut,
Kaçıp gitmekte,
Ardına bile bakmadan.
Kaç mevsim oldu,
Kuşlar uğramayalı eteklerine;
Pertra'da hüzün kuluçkaya yatalı,
Asırlar oldu.
Dili çatallı bir yılan gibi,
Değdiği her şeyi zehirliyor,
Bu ıssız kent.
Yüzyılların sarhoşluğuyla,
Geçip kendinden,
Krallar vadisinde öldürüyor,
Tüm geçmiş uygarlıkları,
Bu kızıl kent.
Kabuk değiştirir gibi,
Soyunu değiştiriyor ilahların
ve yıkılışı getiriyor eteklerinde,
Hızır'dan bile hızlı.
Sırrı dökülen bir ayna gibi,
Beni gösteriyor şehir.

10-29-2017
JAX

19 Ekim 2017 Perşembe

Ninova

Kendimden kurtulamıyorum
ve bir yara gibi,
Dolaştırıyorum içimde,
Kendimi.

Kanım saflığını yitiriyor,
Taşıdıkça içinde seni
ve bu bir kramp,
Her gün kalbime dolanan.

Tenim inceldi
ve boynum delik deşik,
Dişlerinin değişinden.

Dokundukça kıvrımlarına,
Kayboluyorum,
Yeryüzünün bu,
En geniş coğrafyasında.

Seviyorum keşfetmeyi,
Kendimde seni.
Seni benliğimde dolandırmayı,
Aşk sayıyorum.

Kendimden kurtulamıyorum.

10-19-2017
JAX

Babylon

Her gece,
Bir başka anlam,
Yatar benim koynumda.
Omuzlarım acıyor,
Taşıdığım bu yükten.
Ne zaman bırakacağım,
İnsan olmanın sancısını
ve bu yükün,
Geçit vermez bedelini,
Ne zaman ödemiş olacağım?
Her gece,
Bir başka acı çöküyor,
Tenime.
Sesime duvarlar cevap verir
ve yankısını dinlerim,
Aralıksız.
Sesim kendini bastırıyor.
Ruhumun esir düştüğü,
Anlam ol bana,
Tenimin kilit taşı
ve dışına çıkamadığım,
Babylon.
Duvarlara dokunma,
Hepsinde bir başka büyü,
Kapana tutulduğum.
Kadınlar görürüm,
Yürüdüğüm tüm yollarda,
Hepsi bir başka büyü;
Sonra seni görürüm,
Tanrı bakışlı.
Tenime dokun,
Şifasıdır insan olmanın
ve ruhum,
Bedelidir insan olmanın
ve tanrı
...
Babylon.
Kaldırdım yerden,
Meleği;
Kanatları alev almış
ve taşıyamamış insanlığı.
Ben, kendinden olma;
Kendini kendinden edinme;
Ötesinde tüm düşlerin.
Hayatın içine dalma,
Kapanıp kalma kendine
ve bir anlam ol,
Ruhumun esir düştüğü,
Efendim.
Babylon
Ancak o çoğaltır yaşamı,
Perdeler arkasında.

10-18-2017
JAX