7 Ekim 2017 Cumartesi

Downtown

Süzdüm üşüyüşümdeki usları,
Günün hürriyetindeki düşleri,
Kapanık imge yollarındaki.
Geçip geldim ıssız şiir vadisinden,
Hiçbir şey almadan yanıma,
Yalnızca senin,
Bir parça senin hayâlin ile,
Geldim sana kuşlar getirerek.
Gecenin göğsüne çivi yazısı ile,
Yazdım Sümer harfleri ile;
Hiç bilmezdim çizgilerin sırrını,
Senden önce.
Sımsıkı, ellerin sımsıkı kenetlenmiş.
Kelebekler tuttum avuçlarımda,
Yuva yaptım oyuklarıma,
Al sev lâl olmuş ayrı düşmüş senden,
Sev, al, Lût kesilmiş sensiz diyâr.
Kırdım ırmaktaki suyu kenarından,
Kes biç çınarı retinasından.
Kapan üstüne süzdüğüm kumların,
Sıcaklığı hisset.
Ayna olsun sana ellerim.

26.2.2016

6 Ekim 2017 Cuma

Sığıntı Kuşu

Önce dünyaya sığındım ve dünyanın sığınılacak bir yer olmadığını öğrendim.
Bu öğrenmeyi yeni öğrenmeler takip etti ve ben her seferinde aynı hisle yalnız kaldım. Bir "sığıntı kuşu" olmaktan öteye geçemedim. İnsan bir sığıntı kuşuysa nereye uçabilir?
Bildiğim ne varsa beni hayal kırıklığına uğratan nedenleri çoğaltmaya yaradı. Geldiğim noktadan geriye dönemiyorum ve duramıyorum. Olduğum yerde kalakalamıyorum da. Zihnim bir karınca yuvası gibi. Acı veriyor her ne var ise. Dünyanın güzelliğinden oldukça uzak bir noktadayım.
Hep bir dönüş aradım. Oysa dönüşüm yok hiçbir şey için. Dönülebilecek bir yere sahip değilim. Hep dönmek isteyen ama dönecek bir yeri olmayan biri ne yapabilir ve nereye gidebilir?
Kendime hapsolup kalmışım. Kendimi terk edemiyorum. Kendimden uzaklaşamıyorum. Kendimi bırakıp gidemiyorum.. Başlayan her şey sonlanıyor ama ben bitemiyorum. Eriyorum, donuyorum ama devam ediyorum ve bu acı veriyor. Hayatın güzel yanından bir hayli uzağa düşmüşüm.
Geceyi sabaha çıkacağımı bilerek yaşamanın nasıl bir acıya denk düştüğünü ve geniş bir yatakta dar bir alan kaplamanın içimde buna eş-olmayan-değerde bir boşluğa da neden olduğunu görüyorum. Bir yatağı bile dolduramazken ne kadar yer kaplayabilirim? Hacmim de içim kadar dar ve küçük Daralmışım.
Karıncalanmış her bir yanım.
Anlatacak kimsem yok, bunun için mi sana inanıyorum? İnsan hep dinleyen birinin karşısında ne yaparsa ben de onu yapıyorum. Sadece anlatıyorum Bu sığıntı kuşu uçmak istiyor.
Bu kadar yavaş olmamalı hiçbir şey.


tekliğim
yorgun ve kanadı kırık kuştur

Soyut, Ocak 1968
Arkadaş Zekai Özger

10-5-2017
JAX

5 Ekim 2017 Perşembe

Savannah

Gece bir kâbus gibi,
Çöküyor üstüme.
Elimi nereye uzatsam,
Kül dökülmüş gibi,
Yangın kokuyor;
Dağlanmış et kokusu dağ başında,
İşte bu Sibirya,
Taşır yangınını binlerce yılın:
Ciğerim nerde?
Biley taşı kıvılcım saçar,
Ben görürüm o saçılmışlıkta,
Bir hiç olduğumu.
Mahkûm taşımaya bedeni,
İnsanoğlu sırtında,
Ölüme doğru;
Ölü-sevici misin ki sen,
Yanına çağırdığın herkes,
Tatmış ölümü.
Sana yalnız senin tatmadığın,
Bir duyguyla geliyorum.
Doğumu hissediyorum damarlarımda,
Bir kadından farklı,
Bir erkekten ayrı.
Doğurmanın hazzını yaşıyorum,
Varsa eğer.
Sessiz gece tıpkı senin gibi,
Yıldız saçıyor göğe
ve ben görüyorum bu saçılmışlıkta,
Bir hiç olduğumu.

10-4-2017
JAX

İnsan olmak nedir bilmiyor tanrı.

3 Ekim 2017 Salı

Orange Park

Dudaklarım nasıl kavruldu bir bilsen.

Kimsenin geçmediği çalılar arasından,
Geçip geldin bir düş ılıklığında.
Gün gülleri soldurmaya başladığında,
Kavanoza hapsolmuş güneşin yanında,
Bir sen vardın,
Bir de ben, varsam eğer.

Sessizlikleri say.

N'olur konuşma ve düşmesin dilinden sözcükler,
Yalan pınarı akmasın bir daha.
Gece, gönlün gündüzüdür:
Karanlığa hapsolmasın bir daha.

Hüthütlerden sor beni.

Sana kaç mektup yazdıysam,
Hepsini içimden geldiği için,
Benliğimle mühürledim.
Kendimden eksilte eksilte,
Yalnızca sana gönderdim.

En çok ölüm anlar beni.

Ben yokluğu diledikçe,
Varlığı diktin karşıma.
Ben konuştukça durmadan,
Sen yoktun yanımda.
Kim bilir hangi inançsız masalın,
İçinde yer buldun kendine.
Bir âşık türküsü olmaya,
Yeğledin uzaktan bakmayı.

   Sözler
   im dö
     kül
     dü
      .

9-17-2017
JAX

1 Ekim 2017 Pazar

San Marco

Kabuk tutmuyor düşünceler,
Soyup sırrını sunuyorsun ufka.
Ufuk unutulmaya yüz tutmuş,
Kepengi inmemiş dinginliğin.
Denize çiçek ektim, tutmuyor,
Buğday tarlasında balıklar,
Yüzüyorum ekinler arasından,
Koynun sisten görünmüyor.
Dilim ilenç içinde imiş gibi,
Durgun ve uygun duyuların,
Belki ilki kadar anlamlı değil hayatın,
Mevsiminden önce ölüyor çocuklar.
Güz şarkısı nasıl olur, bilmiyorum,
Kışı al çek akciğerimden,
Üşüyüş bu, sızış derinlerime.
Terk edilmiş şehirlerin kıyısında,
Ölü imparatorların mezarlarında,
Yanık köylerin unutulmuşluğunda,
Bitmeyen şarkılar dinledim,
Ezelden ebede söylenen.
Sırrını iyi saklar köylüler,
Dünden bugüne,
Kendini iyi taşır.
Yan yana dizilmiş evlerin kuytusunda,
Cunbadan bakan insanların eleğinde,
Kim bilir ne gizler ve gözlerinde,
Kim bilir ne bilişler var.

9-17-2017
JAX

30 Eylül 2017 Cumartesi

Saint Augustine

Ortalık tanrıdan geçilmez oldu,
Gökyüzü yıldızlardan,
Yeryüzü insanlardan
ve insan yalanlardan.
İçim sana adanmış putlardan,
Geçilmez oldu.
Ortalık âşıktan geçit vermez oldu sevgilim.
Şimdi ben seni nasıl anlatayım,
Her söz yeni bir tekrarlayışken,
Benden önce gelenleri.
Tüm sözler aynı şâirin kaleminden,
Ozanın dilinden kopan,
Bir feryat sanki.
Fuzûlî dediyse sen, Gâlib dediyse sen,
Berk dediyse sen, Necatigil dediyse sen,
Kim ne dediyse seni dedi sevgilim,
Sen daha doğmamışken:
Nasıl söyleyeyim ben şimdi yenibaştan,
Hiçbir şey olmamış
ve hiçbir şey söylenmemiş gibi,
Tüm bunların üstünden.
Ortalık bıçaktan geçilmez oldu,
İhanet sarmalından,
Sözlerin ayrıksılığından
ve inancın yitmişliğinden,
Tanrı'nın uzaklığından
ve içim senin için inşa edilmiş mâbetlerden,
Geçit vermez oldu sevgilim.
Ortalık âşktan geçilmez oldu sevgilim,
Benliğimin yansımalarından.

9-29-2017
JAX

26 Eylül 2017 Salı

River Side

Eski bir çanağın içinde,
Yürüyorum.
Üstünde olduğum doğrunun kıyılarında,
Yer bulanık ve kaygan.
Seçiyorum,
Ayaklarıma batan çakıl taşlarını.

Bu eğri nerden geçerse,
Kendimi oraya asacağım.
Sanki ellerinle tutuklanmışçasına,
Kendimi feda edeceğim.

Çıkış ve sapma noktasını bulacağım,
Bu koyu çemberin,
Kaçış.
Sürüp giden bu döngüyü,
Koparacağım.

Eski bir sürahinin dibinde,
Kalan son üzüm tanesiyim.
Ne sarhoş ederim,
Ne de atılırım bir köşeye.
Ayrıksı düşüp bir köşede,
Dudaklarına değerim.

24 Eylül 2017 Pazar

San Jose

Özlemin kırıyor kalbimi.

Kemik seslerini dinledim geceye vuran,
Hışırtısı dinmiyordu otların ve ben,
Dinliyordum sanki daha önce hiç,
Duymak nedir bilmemişim gibi.
Yürüyüşe çıkmış tasması elinde bir köpek,
Kaldırımlarda durup insanları dinlemiş,
İzlemiş ve iz sürmüş ara sokaklarda,
Gece fahişelerin peşine düşmüş ve görmüş,
Farklı değil insanlar da kendisinden
ve tasması elinde herkesin, yürüyüş sırasında.
Muzip usturalar boyunlara yaklaştıkça,
Kabarır damarı şah insanın atarken,
Bükme bıçağı körelmiş ucu kesmez havayı.
Mum yak üşürsen eğer ısıtır seni.
Kendini ruhundan soy en içten.
Kendimi bir aslanın dişleri arasında hissediyorum,
Parçalanmaya yüz tutuyor etlerim,
Sıyıracak kabuğumdan ve özüme varacak,
Görecek içimde hiçbir şey olmadığını
ve beni kemiklerimle baş başa bırakacak
ve işte o an ben de oturacağım bir köşede
ve konuşacağım benden arta kalanlarla
ve diyeceğim, işte her şey bu.
Beli kırılınca nasıl bırakırsa anne aslan yavrusunu,
kırların ortasında, işte öyle, bıraktı beni,
yokluğun.

9-23-2017
JAX

11 Eylül 2017 Pazartesi

Irma

Karanlıkta herkes aynı.
Gözüm görmüyor,
Körlükten değil:
Gözüm görmüyor,
Her yer aynı.

Elimi uzatsam,
Tuttuğum bu boşluk,
Ardına kaçar.
... /

Âh, sessiz bir film gibi:
Karanlık bulaşmış geceye.

Suya değmiş pas.
Kir tuttu ellerim.
Gözüme güneş kaçtı.
Körlüğüm aydınlıktan.
-Değil.

Peşini bırak tutsaklığın.
Etim dağlanıyor
ve kokusunu duyumsuyorum,
Günahlarımın.

Bu yağmuru getiren bulut
ve üstüme saçan
ve okyanusu yarıp,
Miami'den akan bulut,
Atlas'ı benim için geçip,
Çiçeklerini deren bulut:
Hoşgeldin.

Dilimin ucunda bir damla.
Sırılsıklam oldum;
Bunun için,
Değmez mi sana,
Bana Atlas'ı getiren bulut.

Su kir tutuyor burda.
Gece aydınlık.
Gözlerim karanlık.
Su yüzümde eriyor burda.

Sokaklar,
Sonlanan ve
Sonlandığı yerde yine başlayan;
Birbirine karışan
ve birbirini taklit eden
Sokaklar,
Birbirine gebe kalmış sokaklar.

Boulevard, road, street:
Gittikçe daralan,
Bahçesinde sincaplar büyüten,
Avlusunda kertenkele ve karıncalar,
Sonra hepsini üstüme savurup,
Koynuma sokan.

Gir bu gece koynuma Irma,
Hemhâl olalım,
Birbirimize dolanıp,
Atlas'ı yine geçelim,
Sonsuz bir döngü olup,
Kaybolalım.

Gözümü dikip baksam,
Geçip giden bulutlara,
Gökyüzü taş kesilir-
-mi?

Gök değişti,
Bulutlar, yağmur ve su.

Yabani otlarından,
Öpüyorum seni Irma.

9-10-17, 11:26 pm.

2 Eylül 2017 Cumartesi

Kış Gülü

Kış gülü büyütüyorum avuçlarımda,
Gözlerim kan çanağı,
Çağa acıyı haykıran Ferhat, feryat figan.
Kim sulayacak gülü benden sonra;
Kurumaya mahkûm,
Ataları gibi.

İnsanoğlu sönmeye meyyâl.

Burçlarında ateş yanmıyor kalenin,
Şehir işgal altında imiş gibi her yer;
İçten içe fethedilen bu yosunlu kent,
Suya hasret kalacak bir gün;
Çün' mecbur arınmaya yabanıllarından.

Kaya ayracı yarar durur ayrılığı yarığından,
Kimse es geçmez eğilen başkası olunca;
Asılı duran bukağıların ağırlığından,
Ölür durur güvercinler ağaç dallarında.

Yola çıkınca bir kez bir gülden bir başkasına,
Güller arasında kalır insan,
Yiten ve yine biten güller,
Kışa rağmen.

Kış gülü solar durur yanaklarında durmadan,
Rengini emer durur damarların uyarmadan.
Göğsünü çek -göğü çek -gördüğünü çek
ve bırak ardına göğün kızıllığını.
Güller koyulmuş gibi kulak artlarına,
Yola koyul ve bakma ardına.
Gülün çağrısını hisset ve başla güne,
Kış gülüne dudaklarını bahşet.

Emer aksatmadan böcekler etindekini,
Ne var kemiklerini dolayan bu evrende;
Masallar biter gider arda ne kalır,
Belleğe yazdıklarından başka.

Sana cevap da verir sorularım.

Sefil düşmüş ve üşümüş asker dört yol ağzında,
Bir kadeh su düşler durur yâr koynunda;
Çölün çağrısı içinde haykırır,
ve çağırır insanı azgınlığına kumların.
Ulu Tanrı insanın göğsünde otağ kurup durur,
Kimse gelmez -kimse gelmez -kimse gel-mez.

Yazgısı bu - insanoğlunun.

Yabancı kalması insanoğlunun insanoğluna,
Yaban çiçeklerinin sarması gibi bahçeyi.
Kökünden söker atar söker atar bekletmeden, o,
Çiçekler Tanrı'dan değilmiş gibi,
Bazı çiçekler Tanrı'danmış gibi:
Bazıları reddedilir durmadan.
Kış gülü, kış gülü,
Yetiştiriyorum avuçlarımda.
Gözlerim kan çanağı,
Rengini, kırmızı-
-Yitiren dudaklarımdan alan.

Haykırdım üç kere:
Kan, kan, kan;
Hayatıma yön veren
ve beni kanlı küvette bulan:
Yan, yan, yan;
Hiç durmadan,
Aşk ateşse eğer;
Yoksa: dön, dön, dön;
Geldiğin yere,
Gelmediğin yerden.

II.9.XVII
JAX