20 Mayıs 2017 Cumartesi

Aşk Şirk Tanır mı?

Duvara asılı tüfeği alıyorum ve tutuyorum güneşe
güneşe ateş ediyorum ölmüyor güneş
güneş öl diyorum yalvarıyorum ölmen lazım güneş
kaldıramıyorum bu kadar aydınlığı
ölmen lazım güneş doğurtamıyorum yeni günleri
yeniden yaşamaya koyuluyorum aynı günleri
eski günleri bahçemden deriyorum.

Seni ben doğurtayım mı sevgilim n'olur
uzansın annen bir köşeye
sen tutulu kal en bereketli topraklarında onun
baban beklesin kapıda doğum haberini
hiç durmadan sesi işitilsin İsrafil'in
nice anlamlar yüklensin bunlara
seni ben doğurtayım sevgilim n'olur
başını tutup yavaşça çekeyim
öpeyim hiç durmadan omurilik soğanından seni
öpeyim ve öpeyim hiç durmadan seni
bırakıvereyim annenin kucağına
tekrar alana dek kucağıma seni.

Beni sen doğur sevgilim n'olur
ne güzel doğurursun sen beni
bir dağ başında bir başına bir ânda
doğur beni gösterme kimseye emzir durmadan
ne çok emerim memelerini ne çok severim sütünü
ödeyemem hakkını senin sevgilim n'olur
cennet serilir ayaklarının altına ne güzel olur
doğur, doğur ve doyur beni sevgilim
doğur ve sevgilim ol sevgilim ne olur.

Doğursun bizi tanrı sevgilim, âh
ne güzel olur,
ne güzel olur doğmamız seninle beraber
kucağında tanrının ne güzel resmedilir
bir tarafta sen bir yanda ben
gülümseriz dört büyük meleğe
diğer bütün melekler de gülümser bize
belki şeytan bile,
doğursun bizi tanrı, âh
ne güzel.

Aşk şirk işler mi sevgilim söyler misin
kim bilebilir bunu,
öleli çok oldu Ebu's-suud bile
çözebilemez bu düğümü
Cüneyd öleli çok oldu Bâyezid
kimse çözebilemez kuşağıma gizlediğim bu düğümü
üflerim kundağındaki cenine,
aşk şirk tanır mı sevgilim söyler misin?

Şimdiki Zaman Şiirleri: II
16.5.17 2:20

18 Mayıs 2017 Perşembe

Her Aşk Yalnızca Sahibinin

Bir kuş kanatlandı göğsümden
sığıntıyım bu yeryüzünde
kime anlatayım derdimi, âh
he'nin iki gözü kanlı
mim'in gözü kendine bakar
kime anlatayım içimi kimin önüne dökeyim
sözlerimi kimin göğsüne kusayım, âh
topladığım çalıları yakmışlar yuvama
yakmışlar yuvamı, âh
yavrularım içinde dünyam içinde
bir sığıntıyım yeryüzüne.

Kanla suladım gülleri kanımla
rengini verdim kendimden
bunca güzel kokuyorsa güller sevgilim
hepsi kanımdan kanımda kanım
tut kopar açılmamış bir gül ve gör ki
içinde oluşumu gizli bedenimin
damlatmaktayım içine kendimden
renk kattım can kattım her şeye nefsimden
yollarına saçlarımı serdim çim diye
yollarına sakallarımı serdim çim diye
batmasın ayaklarına kalbimin kırıkları, âh
toplarım kırıklarını kalbimin batmasın yüreğine
eğilir alırım ter damlalarını yapraklarından gülün
alırım düşümü ben de geceden.

Putları devirdim gece gece ama olmadı
inancı nereye gömdülerse yeniden hortladı
dudaklarım bâkir ellerim bâkir gözlerim bâkir
sözleri bâkir değil oysa insanlığın
kalbim bâkir ruhum bâkir benliğim bâkir
kuşlar değil oysa yuvasından ayrılan.

Ayın'ın sesi korkunç ürkütür beni
elif hep geçmişte kalıp ulaşamaz güne
âh, ne korkunç şeylere şahidiz susarak
âh, ne zaman ortak olduk bu zulme bilmem
titriyorum korkudan çünkü ürperme kendiliğinden
ve barındırıyor içinde tüm öksüzlerin feryadını
kökü sökülmüş ağaçlar hesabını soruyor
benden, senden ve bizden
ötesini kimse bilmiyor.

Bebekler ağlıyor durmadan işitiyorum,
âh, bizim değil bunlar
âh, devam edemedi soyumuz
yaktım parmak uçlarımdan güneşi
fenerler doğurttum kibrit uçlarından
alevler bir külün gül renkli bitimi
alevler aşkımın renk almak seçimi
yakar beni tuz buz eder un ufak eder
geçirir iğne deliğinden zamanla sınar
ben ki her zamanla sınanışımda incelirim
belim ince dilim ince sesim ince körelirim
körelirim dile getiremezsem aşkımı
aşkım benim sevgi ben, düşlerim ben
aşk bizim değildir yalnız benim
her aşk yalnızca sahibinin.

Kavurdu gece yaz günü kucağına koşanları
biledi yıldızlar bıçaklarını yüzünü ona dönenlere bakıp
gece acıtacak çok canları belli aydınlığından
aydınlık geceler korkutur beni çünkü fırsat verir
tüm eşkiyalara inmek için sokağa
aydınlık izin verir geceyse eğer karanlığa gizlenenlere
savurdu gece beni bir yana seni öbür
yardı içimi ve çıkardı seni
içimden kaç sen çıktı ve kaç kadehe doldun
iç, iç de dolalım beraber sarhoşlukla kendimizden doğurttuğumuz
ben kendimi doğurttum
ben beni doğurttum
ben kendimi çoğalttım
bakarak sana her gece ayna karşısında
ben seni ellerime çizdim.

Şimdiki Zaman Şiirleri: I
16.5.17 2:10

14 Mayıs 2017 Pazar

Öpüşlerin Rengi, Şarap ve Sen

Yıldızları toplayıp getirdim önüne,
Baktıkça kamaşır,
Gözlerin,
Işıkla ilk tanışma gibi.

Bir kapana tutulmuş gibi,
Kapalı ellerin, aç onları.
Güle lütfet kanından,
Alsın senden rengini. 
Tüm alacaklılarına bedeli bağışla,
Bana aşkını bağışla.

Sönük bir soy getirdim sana,
Soyu tükenen masallar.
Küle çalmış rengi göğün.
Limon kolonyası uçucu,
Durmaz teninde.
Saçların arasına karışmış otlarsa,
Sonsuza dek kazınmış,
Aklıma,
Çıkmaz yerinden,
Oynamaz bir tel bile.

Kırılganlığım yeter sana,
Tüm üzünçlerini bana yükle,
Ben taşırım senin için.
İşte şurda ova, şurda dağ,
Ben tırmanırım senin için.
Adı Golgotha'ymış, ne fark eder,
Ben çıkarım senin için.
Şurası dünya, şurası mezarlık,
Ben ölürüm senin için, ne var.

Dünya küçükse bizim suçumuz değil.
Dünya büyükse bizim suçumuz değil.
Yaşayalım sadece.

Koşuyorum,
Yüzünde öpülecek tek bir yer kalmamış,
Hepsini kuşatmışım çoktan.
Teninde alev almamış tek bir yer kalmamış,
Kundaklamışım,
Tüm yangınlarına karışmışım çoktan.

Kundakladıysam aşkından gönlümü ne çıkar,
Senden değil mi,
Bırak hepsi senden olsun.

Çocukluk elbiselerimi getirdim sana,
Küçüldü biraz oysa,
Zaman beni oydu, onu büyüttü ama ne çıkar;
Hepsi sevdiğim şeyler değil mi;
Tüm sevdiğim şeyler gibi,
Hepsini taşıdım sana,
Sevdim diye.

Hiç nar ağacı yoktur köyümde,
Hiç limon yoktur, bildiğim;
Ceviz koysam avuçlarına olur mu,
Dolu gibi yağar üstümüze mevsimi gelince;
Köyüm kuraksa benim suçum değildir,
Tüm pınarları rahmine bağlasam olur mu?

Unuttuğum tek bir şey varsa eğer,
O -da- unutuşun kendisidir.
Âşık en çok hafızasıyla yoldaştır,
Orda biriktirdiği ardıl görüntülerle.
Unutma cancağzım,
Sana çocukluk elbiselerimi getirdim,
Annemin sesini ve yasını.
Unutma cancağzım,
Sana bir avuç ceviz getirdim,
Benim suçum değildi kuraklık.
Unutma cancağzım,
Ben seni unutmam.

Tüm kitapların yazgısına inandım.
Her güzel hikâyeye inanılması gerektiğine,
İnandım.
Şimdi güzel bir hikâyem var,
Şimdi sen varsın belleğimde.

Öpüşlerim ne renktir,
Anlat bana;
Dokunuşlarım ne renk?
Aşkın rengi kırmızı mı Kıtmir'inki sarı,
Göğsümün rengi nedir,
Anlat bana;
Yalnız sen bilebilirsin.

Bakışların içimin hangi kıyısına takıldı,
Söylesene cancağzım;
Gülüşlerini hangi köprüde unuttun?
Susamış gibi bir halin var,
Bak dudakların nasıl da yaralı ceylan gibi,
Ürkek,
Bak dudakların nasıl kapalı.
Söylesene cancağzım,
Susuzluktan mı,
Yoksa bensizlikten mi,
Bakışların hangi cennette kaldı?

Üstüme alınıyorum her ne varsa senden.
Seni üstüme alıyorum,
Taşıyorum.

Bir reçel kavanozu gördüm rüyamda,
Dudaklarının rengi meyveler,
Ellerini gördüm onu kavrayan.
Kim girebilir rüyama senden başka,
Kim yorumlayabilir;
Dün gece rüyamda,
Seni gördüm,
-Sen olmasan da-.

Bu ayrılık hangi cins,
Ben bilmezdim bunu.
Bu insanlık ne cins,
Ben tanımazdım bunu.
Dönüşüm benim değişim ben,
Sana yönelişim benim,
Yalnız ben senin.

Ben eşiğinin gül bahçesindeyim,
Sen düşümün külleri arasında.
Ben dinlerim ıslığını ağaçların,
Sen dinle sesini yalnızlığımın.
Bu ayrılık ne renk,
Bu bir başınalık,
Cancağzım çocukluğum ne renk;
Getireyim sana,
Sar göğsünün üstüne.

Ben buradayım,
Sen nerde;
Ben buradayım,
Ya sen(.)-?

29.4.17 00:53

12 Mayıs 2017 Cuma

Seni Gördüm

Seni gördüm, odun taşıyordun ateşime,
Yine de affettim seni, sevdim.

Ben bir damla suya hasret kavrulurken önünde,
Yağmurlarda dolanıyordun, yine de affettim seni, sevdim.

Kapında kullar gibi bekliyor düşmanlarım,
Pencereyi açtım, sevdim seni, bakarken balkondan.

Baykuş çığlıklarından sonra konuşuyordun geceleri,
Sözlerini aşktan saydım yine de, sevdim.

Kapımın cehenneme açıldığını bana söylemedin,
Yine de yanarken bile, sevdim seni.

İzin verdin düştüğüm tüm çukurlarda aç kalmama,
Aşkınla doydum, affettim seni ve -yine- sevdim.

Sevmek sonu olmayan bir döngüymüş,
Belledim bunu, sevdim seni .

26.4.17

11 Mayıs 2017 Perşembe

Notre Dame'dan Dünyaya Bakış

Çirkinliğim benim suçum değil,
Affet beni.
İsterdim önüne serebileceğim güzelliğim olsun,
Verilmemiş bana, verilmemiş bana.
Affet beni, benim bu çirkinliğin sahibi,
Ayakbağımdır yolunda,
Bilirim ama değiştiremem hiçbir şeyi.
Çirkinliğim benim suçum değil,
Affet beni.
Kime anlatayım üstümde taşıdığım bu yükü;
Geceleri ne çok severim bir bilsen,
Yoksa ışık, yoksa ayna,
Her vakti severim bir bilsen,
Yoksa gören göz yoksa fark ediş,
İnsanları ne çok severim.
Dünyanın bütün çarpıklıkları toplanmış bende,
Notre Dame'ın pencerelerinden bakıyorum dünyaya.
Sana verebileceğim bir güzelliğim yok,
Affet beni, benim bu çarpıklıkların sahibi.
Konuşmak istiyorum ama dilim -de- çarpık,
Anlatamıyorum sana bükmeden kelimeleri,
Ağzımın içinde değdirmeden dişlerime,
Tüm kelimelerim sorunlu.
Bana bak, demeyi ne çok isterdim sana
ama bakma bana, görme beni;
Çirkinliğime dayanamazsın,
Dayanamamana dayanamam.
Yüzünü dönme bana,
Ben çirkinliğimin içinde -de- severim seni.
Çirkinliğim benim suçum değil ama affet beni.

27.4.17 01:18

4 Mayıs 2017 Perşembe

Anne, Meryem Ana

Meryem'e

Anne sen unutmadın anneni,
Korkuyorum.
Nasıl unutabilirim seni,
Unutmaktan da korkuyorum.

Bir başımayım.
Duvarlarını sökerlerse ne yapar ev,
Kanatsız kuş nereye uçar;
Anne seni kaybetmekten korkuyorum.
Dindir yüreğime,
Vuran dalgaları.

Hırkam kapıya takıldı,
Sökülüyor,
Al iğne ipliği dik lütfen.
Söyleyemiyorum ama
Seni seviyorum.
Seni unutma ihtimalinden bile,
Korkuyorum.

Bir başıma:
Yalnız sen taşırdın beni içinde,
Önüne konsam tüm annelerin,
Beni rahmine yalnız sen alırdın.
Bir başıma,
Sana koşardım.

Yürümeyi öğrendim
ama daha çok seviyordum emeklemeyi,
Anne demeyi,
Oysa ben koştukça mutlusun sen.
Taşıyamıyor damarlarım,
Kanımı.
Anne ben durmak istiyorum,
Tam da şu ânda.

Bir yüz belirir gece rüyamda;
İnsan özlemeye ne zaman başlar
ve ne zaman anlar özlediğini;
Sen ne zaman anladın kaybettiğini anneni,
Ben ne zaman anlayacağım:
Bana kalırsa çocuklar ölmeli annelerden evvel,
Annelere kalmalı bu yük de.
Taşıdığın gibi rahminde beni,
Taşımalısın tabutumu da omuzlarında.
Anne sana yük oluyorum ama affet beni,
Taşıyamam seni,
Koyamam kıraç topraklardan içeri.
Anne affet beni,
Seviyorum seni.
Taşıyamıyor artık damarlarım,
Sevgini.

Sesin Arapça'dır senin bana kalırsa,
Bana kalmaz,
Bir başıma.
Sesin ayet ayettir senin iyilik üzre.
Türkçe yalnız dudaklarıma damlattığın sütündür.
Kalbin Arapça'dır senin anne,
Bana kalırsa,
Bana kalmaz.
Dilin dindir senin.

Her çocuk çöküşüne yetişir annenin.
Yıpranma payıdır çocuk,
Yıpratma.
Anne çok yüklendim sana affet beni,
Seremem ayaklarının altına cenneti,
Ben cehennem kütüğüyüm kırma beni.
Her çocuk çöküştür anneye,
Güldüremem seni.

Beni sen yargıla anne.

Ben büyüdükçe daha fazla parça aldım,
Yüreğinden.
Anne yüreğin ne kadar büyükmüş,
Hayal edemezdim.

Erimesini gördün babanın.
Göremem oysa ben,
Eririm hiç durmadan.
Eriyiğim.

Kanamalarım dinmiyor anne.
Bak acılar;
Geceye kaçıyorum,
Sana benziyor.

Anne,
Tekilim,
Sen yokken.

2.5.17 22:15

28 Nisan 2017 Cuma

Amine

Yara bere içindeyim ama ne zamandan beri,
Zamanı ölçemiyorum Amine,
Bu kâbustan nasıl uyanılması gerektiğini bilmiyorum.
Kayıp bir noktayım Piri Reis'in haritasında,
Kimse uğramadı topraklarıma.
Hâlâ ilk günkü kadar ıssız sıcak kumlarım,
Mekânı kavrayamıyorum Amine.
Satürn'ün halkalarından biri olup uzayı dolduruyorum,
Milyarlarca yıldızdan biri olup hızla sönüyorum,
Donuk bir ışık parlıyor öteden,
Kara deliklerle etrafında tavaf ediyorum Amine.
Kumsal güneşlenmek isteyenler içindir,
Gökyüzü bakmak isteyenler,
Ellerimse yalnız senin için,
Tutup göğsünü kaldırmak için semaya:
Seni tanrılara göstermek istiyorum Amine.
Bırak, kime inanırsam inanayım ama sen ol benimle.
Bırak, kimsesiz bir tanrının ayakucunda oturalım.
Bizdan başka inanan yok, inanmayan yok,
Bizden başka birbirini tamamlayan yok.
Ölüm bizim düğünümüzdür ancak Amine.
Kalbim hâlâ bir kuş gibi çırpınır.
Hiç değişmedi ebedi benzetmeler ilk sözden beri,
Kutsal kitaplar birbirini takip edeli beri,
Peygamber anaları birbirini,
Asiye'yi Meryem, Meryem'i Amine.
Beni sen doğurdun seni ben,
Tek bir doğumdan iki beden,
İki bedenden tek bir ruh.
Amine, düğünüm kutsanmışlığındır halkalarıma.

Alaca Kadın Üçlemesi: III

22 Nisan 2017 Cumartesi

Ave Maria

Ave Maria,
Yola çıkıyorum ve dur durak bilmek istemiyorum.
Kayıp bir denizci gibi okyanusun ortasında,
Saykulara dalmak istiyorum.
Birbirini kovalıyor denizle balık.
İç içe geçmiş kaptanla gemi.
Yol bilmez iz bilmez bir derviş mağara ağzında.
Ağına kendi gölgesi takılmış bir balıkçı,
Sessizce suyun üstünde dolanan balıkçıl,
Avlar beni, avlar beni Ave Maria.
Ave Maria, ben yola dönüşmek istiyorum.
Kudüs güneşi yakar beni yüzyıllar boyu.
Orta doğu tanrının ve ölümün doğduğu yer Ave Maria,
Oysa doğu kime göre batı kime:
Ben kendi yönümü bile bilmezken tüm bunlar ne?
Kapatmak istiyorum gözlerimi güneş tepedeyken,
Ölümüm olsun karanlıkta kalmasın.
Bir kuş kanadından düşer gibi, tüy gibi,
Bir balığın nefes balonları suyun ortasında,
Bir ardıcın gagasında taşıdığı hayat:
Ölümüm beni canlı kılsın Ave Maria.
Sunayım Girit'te kanımı ve boynumu uzatayım,
Ne bağışlarlar bana hayatım karşılığında;
Bir İnka tapınağının en tepesinde benliğimi sunayım,
Ne koyarlar göğsümün içine kalbimi alınca;
Ave Maria benden seni alırlarsa geriye ne bırakırlar.
Yangına avuç avuç ateş taşıyorum içimden,
İçimden dışarı taşıdıklarım neden hep dumanlar içinde;
Susarsam anlar mısın ne var içimde,
Ave Maria seni seviyorum anlıyor musun.
Zihnim tabula rasa Ave Maria, yaz oraya kendini,
Doldur, doldur varlığında zihnimi,
O bir yazıt, o bir anıt,
Doldur onu kendinle.
Bu kapılar hep yüzüme örtük kendimi bildim bileli,
Bu yolları hep kolluklar kesmiş,
Mağaraları hep peyhamberler almış,
Bana ne kalmış bu hayatta Ave Maria,
Bana ne kalmış senden başka,
Yaşıyorum tüm bunlarla beraber.

Alaca Kadın Üçlemesi: II

11 Nisan 2017 Salı

Lavinia

Seni benden başka kim sevecek sanıyorsun Lavinia,
Bir düşsün herkesten gizlenen ve örtüp perdeleri,
Tülünü çekme sakın yüzüne,
Göster bize güneşi, göster bize güneşi,
Hep aynı şeyi tekrarlıyorum,
Anla beni Lavinia.

Seni benden başka kim sevecek sanıyorsun,
Arnavut kaldırımlarında kim takip edecek,
Kartpostalların karınca duasından yazıları arasında,
Adını benden başka kim anacak,
Ölüme aşkını kim kazıyacak sanıyorsun Lavinia,
Bir öfke nöbetine tutulmuş gibi,
Aralıksız bir titreme nöbetine,
Bir veremlinin dürtüsüyle,
Adını sayıklıyorum, adını sayıklıyorum,
Seni benden başka kim sevecek Lavinia.

Kırılmışım bak her yerimden,
Tutup cam vazoları yere çalıyorum tutup,
Camların bini bir yanda bini bir yanda,
Un ufak olmuş hepsi, ah, un ufak olmuş,
Kalbimi senden başka kim görebilir Lavinia,
Sıcak ve kanı kıvrak bir yudum su gibi.

Ben eğer beni görmezsen kendimi nasıl bulabilir,
Nasıl konumlandırabilirim göğsüne.
-Uzan da göğsünü öpeyim senin.-

Bu dinlediğimin doğa olduğunu reddediyorum,
Gördüğümün şehir halleri olduğunu,
Her şeyi senden yola çıkarıp biçimlendiriyorum,
Çünkü biliyorum benim gören tüm bunları,
ve benim anlamlandıran yoktan var olabilenleri,
Her şey içimde ve içimi sana açıyorum/taşıyorum,
Tut içimi bir yerinden Lavinia,
Taşımakta zorlanıyorum.

Kambur oldum bu ağır yükün altında,
Derviş olup dağa çıksam da kapansam mağarama,
Ansam adını, anıştırsam adını, yazsam adını,
Seni benden başka kim anabilir Lavinia,
Adını benden başka kim bilebilir.

Her âşık içinde bin yara taşır,
Ben her birinden bana devrolunmuş bin milyon yara taşırım,
Yaralarıma sen dokunmazsan Lokman ne yapabilir Lavinia,
Sen konuşmazsan tanrı konuşmasını n'eylerim Lavinia,
Ölümü kucağına nasıl taşırım Lavinia,
Her âşık içinde bin sen taşır Lavinia.

Alaca Kadın Üçlemesi: I

3 Nisan 2017 Pazartesi

Kapı

Kapıyı kapatmayı unuttuğu için,
boşlukta kalmış tüm düşünceler girdi içeri
belleğimden ve kimseye bir şey sormadı,
geçmişte bıraktıklarım,
bir yolunu bulup süzüldüler su gibi,
düşüncelerin en derinlerine doğru.

Kapıyı kapatmayı unuttuğun için,
senden kalan ne varsa içime doldu,
bir büyü gibi nutkumu tuttu geminden,
eyerde kanlı parmak izleri
ve kafesinde,
kanadında ölümü taşımaktan yorgun bir kuş.

Kapıyı kapatmayı unuttuğum için,
geçmiş bugünüme sızdı aralıklardan,
dip köşe bırakmamasıya her yana,
savruldu toz gibi
ve ancak parlak bir ışık altında,
görülebilenler gün gibi ortaya çıktı,
kimseye sormadan
ve yalnızca ışıkta görünmekten yorgun geçmiş,
artık kendini ispatlamak istiyor.