8 Ocak 2017 Pazar

Herkes Adını Yaşatıyor ama Varlığını Yaşatamıyor Gidenlerin / Sen Ey Melek

Biz, her ölüm gibi bu zamansız ve erken ölümü,
kim için saklayacağız ve sen ey melek,
yazıyor musun tüm bu olup bitenleri?
Sınırımızda ölen çocukları hangi yakaya gömeceğiz?
Kurtuluşun olduğu bahçeye giden yolları kestiler,
şimdi yalnızca kendi etrafımızda dönüyoruz
ve sen yazıyor musun ey melek,
oku yazdıklarını, biz de bilelim ve eksikleri söyleyelim.
Toprağa düşen kurşunların sayısı fazla çiçeklerden,
su yerine kan akıyor yemyeşil çimenlerin üstüne,
sevgililerden çok ölenler yatıyor;
Biz bu ölümü hangi dilde anlatacağız?
Vurulup düştükçe ayağa kalkma çabamız,
hep yeni bir yarayla sonlanıyor ve yorgunuz,
-yorgunuz herkesin içinde kimseye duyuramadan ölmekten-
ışık hızında yayılıyor damarlarımıza acılar,
bir kaplumbağa gibi işitiyor sesimizi toplum.
Kalk gidelim artık burdan ey melek
veya yazgımızı başka türlü yaz,
yazamıyorsan eğer masumiyetin mezarını kaz.
Her ölüm gibi erken ve zamansız olan bu ölümü,
hangimiz koynumuzda taşıyacağız üşütmeden?
Mevsim kış ve her taraf karla kaplı
ve ben biliyorum ki çocuklar da en az hayvanlar kadar üşür,
düş kurar hepsi birbirinden habersiz ve sebepsiz.
Sıcak bir ocak başında sıcak bir ocak ayı,
savaş hiç uğramasaydı eteklerine evlerin,
seyredecekti herkes karın düşüşünü,
kimseye duyurmadan ve değdirmeden.
Sen ey melek tekrar yaz ne olursun,
metrekareye düşen ölü sayısı hayattakilerden fazla
ve doğanlar çoğalsa da yerini tutmuyor ölenlerin.
-Herkes adını yaşatıyor ama varlığını yaşatamıyor gidenlerin.-

6 Ocak 2017 Cuma

Müziğin Kalbe Dokunduğu Yerde Başlar Şiir

Müziğin kalbe dokunduğu yerde,
Başlar şiir.

Mekke'de bir öğle vakti,
Çöle bakıp kışı beklemiyorum.
Ben,
İstanbul'da kışa bakıp,
Ona karışmayı düşlüyorum.

Kelimeler beraberinden getiriyor,
Sözleri.

Her şeyin başlangıcında durmuş,
Nasıl sona ereceğini seyre dalmışım.
Kendimden habersiz bir noktada,
Nasıl yaşadığımı seyre başlamışım.

Çok geç kaldım,
Gelmeye dünyaya.

Sözlerim değmiyor hiç,
Hayata.
Ölümün bekçisi gibi dikilmiş,
Mezarlıkları seyrediyorum.

Filozoflar çağında,
Düşü(n-r)erek,
Yaşamak isterdim.

Seyrin başladığı yerde,
Ölmeye yüz tutuyor varlığın.
Yadsıyorum yabancı gelen,
Ne varsa bu cansız yerde.

Ben sözü okşamayı severim,
Yormayı değil.

Ne yetişebildim,
Ne büsbütün geç kalabildim.
Hep arada kalmışlığı,
Yaşadım;
İrademin bittiği yerde.

Yarım kaldım.

Antik çağ moru,
Renginde zihnim.

17 Aralık 2016 Cumartesi

Şeb-i Arus

Göğsümde Kur'an gerilmişim,
Ellerim ve ayaklarım kana,
Düşüncem güle bulanmış.

Gerilmişim,
Uzaklaştırılmaya çalışılıyor sözlerin.
Bir düş bahçesinde oynayıp,
Seni düşlüyorum.

Uyuyakalmışım,
Bir elim sana uzanmış,
Boş bırakır mısın?

Zihnim güneşe bulanmış,
Düşünüyorum yaptıklarını.
Sen çölde kumlar,
Ben burda, iki yaka arasında,
Kuruyoruz evrenimizi.

Yalnızım ve andım buna,
Antik dönemden kalma bir heykelim,
Yalnızca bakıp geçilen.

Nar bahçesinde yaşamıyorum,
Bu bana görünen nâr,
İnsanlar gül sanıyor.

Hilâle mi gererler beni,
Kucağıma inancı vererek;
Karşıma geçip gülerler mi,
Yoksa yürürler mi bakmadan,
Artlarına?

Zihnim feci hâlde dolu;
Kalbimdense damlalar hâlinde,
Ruhum akıyor.
Bir su sesi gibi uzaktan dinleyen için,
İçimin boşalışı.

Dilimde sözlerin,
Yüzüm gözüm çiziklere bulanmış,
Kızgın kalem uçlarından.

Akan her damla kanı içiyorum,
Öyle susamışım.
Benim olan ne varsa sana sunuyorum,
Kabul eder misin?
-Bana âit hiçbir şey yok, onunum.-

Okuduklarımı duvarlarına kazıyorum,
Belleğin.
Okur musun beni de,
Onu okuyuşun gibi;
Oku beni, oku beni, oku.

Kalemi ortasından yarıyorum,
Parçalarını herkes birleştirse de,
Anlamını kimse bilmez.

Horozun öttüğünü duymadım,
Seni de inkâr etmedim.
Ben değilim inkârcı,
Kapında yatan bir âciz.

Sözlerim acz tutuyor,
Yaşayışım da.
Her şeyin ortasında kalmış,
Uzatmanı bekliyorum elini,
Kendi sıratımdayım.

Hatlar arasında kendimi görüyorum,
İçimden geçmiş elifler,
Göğsümde çift vav.

Hiçbir şeyin tek başına,
Her şey olamayacağı kanısındayım,
İlk günden beri.

Sen kutlandın ve kutsandın,
ve ayrıldın mutlulukla,
Ardında milyar özlem bırakarak.
Kutla beni ve bizi,
Bırakma ardında.

Âh, ne zaman gelecek,
Düğün gecem;
Yoksa hiç kavuşamadan,
Yok mu olacağım?

Şeb-i arus, dediler güne,
Ne güzel demişler, dedim içimden.
Aşkı koydular içine,
Benliğimi koy kendine.

Göğsümde Kur'an gerilmişim,
Ellerim ve ayaklarım kana,
Düşüncem güle bulanmış.

Bir gül bahçesinde oynayıp,
Seni düşlüyorum.

8 Aralık 2016 Perşembe

Kalbim Öylesine Savruk Ki

Kalbim öylesine savruk ki.
Kalbim,
Öylesine savruk,
Güneşlere, yakan gözlere,
Bir kızıl gölge,
Durur tepesinde,
Kimseye sezdirmeden.
Senin toz dediğin,
Kalbimdir.
Kalbim,
Öylesine savruk ki.
Semaya savurma n'olur,
Asırlar sürüyor,
Tekrar inmesi,
Yeryüzüne.
Kalbimi savurma,
N'olur.
Bir bilsen,
Mevsim farketmiyor,
Acının sürerliliği karşısında,
Zaman farketmiyor.
Her şey gelip yerleşiyor,
İçe, en içe,
Aortun başladığı geçide.
Kalbim,
Öylesine savrulmuş ki,
Top(ar)layamıyorum artık.
Yardım eder misin,
İçinden acıları çekmeye,
Arınmış bir kalbi,
Yerine eşmeye.

4 Aralık 2016 Pazar

Helyum

Hidrojen'e

Dünyadaki en kararlı madde olmasam da,
Kararlıyım bir insanın sahip olabileceğinden,
Daha fazla.
Kararlarımı uygulamakta benzerim,
Hidorjen'den ziyade Helyum'a.
Tüm yapılarım ve elektronlarımla,
Memnunum hayatımdan ve
İhtiyacım yok değişmeye,
Dönüşmeye ve ilave olunmaya.
Ben sürerliliğimi korurum böyle,
Kimse olmadan,
Kimseye muhtaç kalmadan,
Kimseye çeperimde yer açmadan.
Kararlı bileşiklerin başlangıcıyım,
Daha "iki" denildiğinde durağıyım,
Ulaşılmak istenenin.
Ulaşılmak istenenim,
Sadece kendi olarak kalmak isteyen,
Bozulamayan ve kırılamayan.
Atom nedir, gel ve seyret beni,
Karar nedir, sor ve seyret beni,
Bağ nasıl korunur, gör ve anlat beni.
Ben Helyum'um, değil Hidrojen,
Kararlı maddelerin durağı.
Dünyadaki en kararlı madde olmasam da,
Kararlıyım bir insanın sahip olabileceğinden,
Daha fazla.

1 Aralık 2016 Perşembe

Ala Zaman Aralıklarında Bir Gezinti

Saklıyorum ve daha sonra sakladığım yerden memnun kalmayıp,
Daha derinlere gömüyorum ki görünmez olsun bakan gözler için,
Ki görmekle bakmak arasındaki fark sivrildikçe her dâim,
Daha da ulaşılmaz olsun hayata anlam katan bu gizim.
Nasıl ki yuva yapamazsa bir kartal dağdan aşağı yerlere,
Yerleşemezse bir fil kendinden küçük, basık ve kapanık yerlere,
Ben de öyle taşıyorum olduğum her kaptan,
Dizginlenemeyen bir nehir olup akıyorum insanlar arasından.
Ne pişmanlık ne umursama ne de herhangi bir engel,
Hiçbir şey durduramıyor beni bu bilinmez yolda.
Kime saplanıp kalacağımı hissettimse hayal kırıklıklarıyla dolu,
Anlıyorum ki insanoğlu yalnızca acılarla dolu.
Nasıl ki sen gönlü kırıkların içine nüfuz edip yerleşiyorsan,
Ben de öyle durulmak istiyorum en nihayetinde.
-Uca doğru yol aldıkça kendimi merkezde görüyorum.-
Bilmem nedendir, yaklaştığım herkesi uzaklaşmış görüyorum;
Biliyorum ki acım benimdir, kederim, hüznüm.
Biliyorum ki hiçbir şey anlatıldığı gibi geçip gitmiyor iz bırakmadan.
Yorgunum bir cennet artığı olarak bu sürgün durağında,
Bin cinnet geçirmiş kadar yorgun duyumsuyorum zihnimi.
Çevrilmişim ben farkında olmadan en can alıcı oklarla,
Dokunduğu her yerde bir dağlanmaz yara açıyor sözler.
Ağzımdan çıktıkça kusmuğa dönüyor bu sözler,
Artık bitse ömür ve kesilse tüm kelimelerin ardı sonsuza dek,
Bir küvet içinde suya karışan kırmızı damlalar olsa son görüntü,
Bir zaman artığı olarak, ala zaman aralıklarında.

26 Kasım 2016 Cumartesi

Merkezkaç

Seni hayatımın merkezine yerleştirsem,
Bir sorunsal bekler beni:
Hayatıma nasıl devam edeceğim konusunda.
İçinden çıkılmaz bir hâl alır,
Tüm savruk düşüncelerim.

Merkezimin kuşatıldığını hissediyorum içte,
Oysa dışta her şey bir köy yolu kadar tenha,
Bir çeşme kadar ıssızlıklar içinde,
Dağ yamacından seyredilen bir geniş ova.
Seni içime yerleştirsem ne olur merkezim,
Hayatına payitaht mı yoksa harabe mi?

Söyle bana nasıl geçeyim içinden,
Her şeye dokunarak mı,
Yoksa teğet mi hayatına;
Neresinde durayım yolun,
Kesişme/kavuşma durağında mı,
Yoksa iki uzun yol ayrımında mı?

Bir Anafarta zaferine dönüş hayatım için,
Yıkılıp giden bir imparatorluk olmak istemiyorum,
Yalnızca tozlu kitaplarda hatırlanan.
Bir kuruluş ol benim için,
Her şeyin sonlandığı ânda olmak istemiyorum.
-Bir zafer ol benim için.-

Biliyorum ki karamsarsam da,
Aydınlanabilirim seninle.
Her yol ışıklı değil anla,
Karanlık yollardan geçip de geldim.

Yeni bir söyleyişle seslenmek istiyorum sana,
Yeni bir dille,
Yalnız bana ait olan
ve yalnız sana yönelen,
Yalnız sana seslenen.

Bir orkide ol ama bükme boynunu,
Köklerin acı çektiriyor bana.
Âh kılcallarıma kadar girmişsin,
Eri(ş)mişsin beynime kadar.
Aşmışsın aklımın hudutlarını.
Ulaştığın köklerim acı çektiriyor bana.

24.XI.16, yolda.

12 Kasım 2016 Cumartesi

Alacakaranlığın Elsa'sı / Elsa Seni Seviyorum

Elsa seni seviyorum ama bunu söyleyemiyorum,
Anlıyor musun;
Bir diken gibi dilime batıyor sesler,
Aldığım her nefes boğazımı yakarak geçiyor,
Sanki sıcaktan kavrulmuş bir ısırgan otu.
Elsa seni seviyorum, beni duyuyor musun?

Öfkesini kusmak istiyor içindeki saklı yas,
Bir kin bulutu gibi üstünde dolaşan ne;
Kus artık sözlerini ve rahatla hiç olmadığın kadar,
Sen böyleyken dilsiz kesiliyor tüm kullar;
Elsa seni seviyorum, beni kavrıyor musun?

Ne yana gitsem kimsesizlik karşılayandır beni;
Dilimin ucuna gelenler lav gibi,
İçimi yakıp çıkar dışarı, sıyırır tenimi.
Geceye meftun olsam da severim günü,
Alacakaranlığın perdesi arasından görürüm seni;
Uykuyla uyanıklık arası düşümsün benim.
Elsa seni seviyorum, söylüyor musun türkümü?

8 Kasım 2016 Salı

Su Kanatlı Kuş

Kanatları sudan olan bir kuş görüyorum rüyâmda,
Uçuyor iklimler boyunca gözlerinde silik bir buğuyla.
Kim bilir hangi harabeden topladığı kırık dallarla,
Bir ateş yakmak istiyor konduğu dalgaların ayağında.
Mânâyı tüyleri arasına sakladıkça birer birer,
Görünürlüğü azalıyor kendisinin ve kimse inanmıyor,
Su kanatlı kuşun dinginliğinin geceye sirâyet ettiğine,
Söz ovasında bilinmez bir yaraya yuva yaptığına.
Oysa kabul görmese de bir baş tâcı edilse de,
Yalnızlık onun yaratılışından bir nişâne gibi içinde.
Dokunuldukça dalgalanmaya ve dağılmaya mahkûm varlığı,
Bir su damlası olarak çoğalıyor halka halka.
Genişledikçe çizgilerini kaybediyor duruluğu,
Artık her şeyi görüyor ve kapatmak istiyor,
Bu sessiz dinginliğin içinde buruk gözlerini.
Ben ne rüyâmdan uyanmak istiyorum ne de kalkmak.
O uçsa denizin üstünde hiç konmadan sonsuza dek,
Ben de kalsam bu kitli ânın derinliklerinde.

5 Kasım 2016 Cumartesi

Albatros

Âh albatros,
Konsana omuzlarıma,
Uçalım uzaklara,
Derinden yol alarak,
Duyurmadan kimseye.
Sen bende,
Ben içinde saklı,
Hafif.

Herkes geçmişimin yabancısı,
Oysa herkes sahibi gibi bildiğinin;
Bana aitmiş sanki çoğu zaman,
Yokluğun müjdecisi oysa;
Bilinmeyenlerin söylemi,
Bu gülünç çağın köksüz oyunu/onuru.

Açık denizlerin gölge değmemiş ufkunda,
Dolaşsak kime rastlarız,
Kendimizdan başka.

-Bâkir tüm düşler.-

Utanç kaldı mı dünyanın,
Herhangi bir köşesinde?

Albatros şâirim misin gerçekten,
Şiirin kanatları mısın;
Bir düş perisi misin,
Leşi seyreden mutlu ölüm mü;
Kimsin sen,
Ak düşün kara albatrosu?

Değişmeyecek ve değiştirmeyeceksek,
Yaşamayalım daha fazla.

Bir leş ne kadar onurluysa,
O kadar gururlu çağ.